İyi Kitap

Canavarı görürseniz, kaçın!

Anne sabrını çocuk inadıyla sınayan iki hikâye: Anahtar ve Hayır Hayır Bana Ne! Her ikisi de epey eğlenceli ama itiraf etmeli, yetişkin okur için biraz zorlayıcı. İnsan sabır taşı olsa çatlar dedirtecek cinsten.

Defne ULUS

Anahtar, klasik bir masalı, özgün bir yorumla getiriyor karşımıza; Grimm Kardeşler’in Kurt ile Yedi Keçi Yavrusu masalını… Bilirsiniz, evden bir süre için ayrılmak zorunda kalan keçi, yavrularına, kapıyı kimselere, özellikle de kılıktan kılığa girerek herkesi aldatmayı iyi bilen kurda açmamalarını tembihler. Ancak bir süre sonra kapıyı çalan kurt, ne yapar eder, yavruları, anneleri olduğuna ikna eder. Sonunda da yakaladığı yavruları mideye indirir. Isabelle Flas’ın hikâyesinde de benzer bir fikir var. Anne, evdeki küçük, ortanca ve büyük oğluna kapıyı hiç kimseye açmamalarını sıkı sıkı tembihledikten sonra, kısa süreliğine evden ayrılır: “Ben hemen döneceğim, merak etmeyin. Ben dönene kadar kimseye kapıyı açayım demeyin.” Hikâyenin bu yorumunda yavrular epey uyanık ve hatta biraz fazla oyuncular. Değil “herhangi bir yabancı”ya, annelerine bile kapıyı açmaya niyetleri yok!

KAÇIRACAĞIM KEÇİLERİ

Şöyle ki, anne eli kolu dolu alışverişten döndüğünde, anahtarı yanına almadığını fark eder. Ama “Olur böyle şeyler,” diyerek zili çalar. Önce, çocuklar kapı zilini bir türlü duymazlar. Nihayet duyup geldiklerinde de, tıpkı klasik Kurt ile Yedi Keçi Yavrusu masalındaki gibi kapıyı çalanın sahiden anneleri olup olmadığını anlamaya çalışırlar. (Bu arada Annick Masson’un çizimleri şahane. Annenin bu anlardaki çaresizliğini, öfkesini bile sempatikleştirebildiği için özellikle başarılı!) Bu versiyonda tıpkı okurlar gibi oğlanlar da bal gibi biliyor ki aslında kapıyı çalan kurt değil, annedir. Ama yine de –oyuncu mizaçlarından olsa gerek– soğuk havada annelerini kapıda bekletmekten çekinmiyorlar. Ve vakit kaybetmeden kapıyı neden açamayacaklarını sıralamaya başlıyorlar. Önce annelerinin asla hiçbir şeyi unutmayacağını söylüyorlar; sonra masaldaki gibi, kapıyı çalan kişiden, elini göstermesini istiyorlar. Hatırlarsınız, kurt siyah ayaklarıyla ikna edici olamayınca ön ayaklarını önce hamura sonra una bulayıp kandırmıştı keçi yavrularını. Ama zaten bir süredir soğukta bekleyen ve üşüyen annenin elleri kızarmış ve sertleşmiş olduğu için bu eli kabul etmiyor oğlanlar; “Bizim annemizin elleri yumuşak ve pespembedir,” diyorlar. Ee, annenin sesi de geçemiyor bu sınavı. Doğal olarak tatlı, yumuşak ve sevgi dolu bir ses, taş olsa çıkmaz bu durumdaki anneden! (Bütün sınama aşamalarında başarısız olduğunda bir süre öylece durup, oyunun kendi kendine sona ermesini bekleyecek kadar sabırlı bir anne yine de bu hikâyedeki.) Neyse, uzun lafın kısası, “Haydi çocuklar oyun bitti, yoksa sinirden kaçıracağım keçileri!” diyerek kapıyı açtırmayı başarıyor anne. Tüm bu mücadeleden ve yorgunluktan sonra pek bir şey olmuyor ama anne, sinirden bir kurda dönüşüp mesela, çocuklarını teker teker yemeye kalkmıyor. Bu, ebeveynin kitaptan çıkaracağı hisse olabilir mi acaba? “Çocuğunuza, sizin ona öğütlediğinizi yaptığı için ceza veremezsiniz” fikri, bir sonuç önermesi gibi duruyor son sayfada!

HAYIR CANAVARI

Marie-Isabelle Callier tarafından kaleme alınan ve çizimlerini yine Annick Masson’un yaptığı Hayır Hayır Bana Ne!, pek çoğumuzun “terrible two” deneyimini geri çağırıyor gibi. Selin her zaman, her durumda, her şeye net bir şekilde “hayır” diyen bir çocuk. Pek sevimli bir dönem değil. Ama şaşırtıcı da değil. “Her ebeveyn ‘terrible two’yu tadacaktır,” yaftasını durduğu yerden indirmek mümkün mü bilemiyorum fakat bu sürecin asgari zararla atlatılabilme ihtimali varsa ve onun formülü de bu kitaptaysa, okumakta fayda var diye düşünerek heyecanla izliyorum sayfaları. Ama az sonra, Selin’in pek de “terrible two” vakası gibi olmadığına karar veriyorum. Evet, benzer biçimde neden hayır dediğini aslında kendi de bilmiyor. Ve evet, ebeveynin sınırlarını test ederek kendi sınırlarını keşfe çalışıyor. Ancak yine de bir parça “şımarıklık” var sanki Selin’in tavrında. Üstelik “terrible two” için biraz büyük artık… Kendi içinde dolanan bu düşünce çabasının tüm niyeti, mottosu hayır olan çocukla baş etmenin yolunu bulabilmek. Sorunun kaynağını bilirseniz, çözüm yolunu da bulabilirsiniz. Selin’in annesi de bir sabır küpü. Son sahnede Selin’in ağzından devasa bir “hayır canavarı” çıkana kadar serinkanlılığını korumayı beceriyor. Ama o canavarla karşılaştığı an, hele de canavarın “Pelin’in annesini istiyorum ben, o çok iyi bir kere!” deyişini duyunca harekete geçiyor: Canavara kulak veriyor. (“Belki kıymetimi anlarsın!” tavrına benziyor bu ya, neyse…) Hikâyedeki en önemli ve başarılı vurgu, annenin Selin’den bir müddet uzak kalarak kendine vakit ayırması, mesela sinemaya giderek, sevdiği ve özlediği bir şeyi yaparak, yani “olay mahalli”nden uzaklaşarak, kendine bir alan açmayı önermiş olması bence. Ne Selin’in ağzında konaklayan “hayır canavarı”nın kaynağını gösteriyor yoksa, ne de kalıcı/bilimsel bir çözüm öneriyor. Sadece, canavarı gördüyseniz kaçın, diyor. Kaçın!

Anahtar Isabelle Flas Resimleyen: Annick Masson Çeviren: Acar Erdoğan Mavibulut Yayınları, 28 sayfa

Anahtar
Isabelle Flas
Resimleyen: Annick Masson
Çeviren: Acar Erdoğan
Mavibulut Yayınları, 28 sayfa

Hayır Hayır Bana Ne! Marie‒Isabelle Callier Resimleyen: Annick Masson Çeviren: Acar Erdoğan Mavibulut Yayınları, 28 sayfa

Hayır Hayır Bana Ne!
Marie‒Isabelle Callier
Resimleyen: Annick Masson
Çeviren: Acar Erdoğan
Mavibulut Yayınları, 28 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz