İyi Kitap

Habib Bektaş’ın Öykülerle Deyimler ‒ Uzun Lafın Kısası ve Öykülerle Atasözleri ‒ Söz Kulağa Yazı Uzağa adlı kitapları, sözlü ve yazılı kültürün en nadide parçaları olan deyimleri ve atasözlerini kurgusal bir metnin içine yedirerek öyküler eşliğinde sunuyor.

Nilay KAYA

Sözlü kültürün yazılı kültüre de armağan ettiği en nadide parçalarındandır deyimler ve atasözleri. Gündelik konuşmada, yazılı anlatımda dili zenginleştiren unsurlar olmanın yanı sıra, geçmişten bugüne uzanan insani değerlerin, davranış biçimlerinin, masalların ve tarihi kesitlerin, folklorun yansımasıdır onlar. Zaman içinde dil dönüşüme uğrar, kimi sözcükler ve deyişler kullanımdan çıkar, yerlerine yenileri gelirken, deyimler ve atasözlerinin yaşamaya devam etmesi boşuna değildir, çünkü kolektif bir deneyimin mecazın meziyetlerinden yararlanılarak ifade edilmesi söz konusudur.

İLK KİM SÖYLEDİ?

Dil bilincimizin şekillenmeye başladığı erken yaşlardan itibaren, okullarda da hassasiyetle öğretilen deyimlerle atasözlerinin nasıl ortaya çıktığını merak ettiniz mi hiç? Özellikle çocukken “İlk defa kim ‘Sakla samanı gelir zamanı’ demiş?” diye soranlarınız olmuştur. Kim, ne zaman, nerede, niçin demiş? Belki kafanızda bir öykü canlanmıştır ya da şanslıysanız bir büyüğünüz size bir hikâye anlatmıştır. Elbette bu dil hazinelerinin nasıl ortaya çıktığını bilmemize çoğunlukla imkân yok. Bu durumda bize kalan, tarihsel ve toplumsal koşullar üzerinden mantıklı tahminlerde bulunarak, üzerine de hayalgücümüzü katarak hikâyeler yaratmak. İşte Habib Bektaş Öykülerle Deyimler ‒ Uzun Lafın Kısası ve Öykülerle Atasözleri ‒ Söz Kulağa Yazı Uzağa adlı iki kitabıyla bu konuda bizlere arşivlik iki malzeme sunuyor. Öykülerle Deyimler ‒ Uzun Lafın Kısası Sevgi Soysal’ın Tante Rosa’sından fırlamışa benzeyen, hayatı kimsenin değil, sadece kendi özgürlüğünün boyunduruğunda yaşayan, yaşını almış ama hep çocuk kalmış, evlere şenlik bir kadın olan Süslü ile torunu Mert’in ilişkisini konu alan bir mini roman. Babası ve üvey annesi seyahate çıkınca evde yalnız kalan Mert, okuldan kaytarıp evde keyif sürmeye hazırlandığı sırada, o güne kadar hiç görmediği, yaşadığını dahi bilmediği babaannesi Süslü’yle tanışıyor. Arkadaşı Oktay’ın da onlara katılmasıyla, hayat boyu unutamayacakları kadar güzel zaman geçiriyorlar. Bu birlikteliğin en güzel anlarıysa, babaanne Süslü’nün çocuklara, kendi deneyimleri ve muazzam hayalgücüyle bezeli hikâyeleri anlattığı sayfalar. Süslü, hüzünlü zamanlarını ve torunu Mert’le olan ilişkisini hayata gülümseyen bakış açısıyla dile getirirken, hem “başka türlü yaşamak mümkün” dedirtiyor hem de hikâyelerini süsleyen deyimlerin akılda kalıcı olmasını sağlıyor. Üstelik bu sayede Mert ile Oktay bir hafta içinde Türkçe dersinde gözle görülür bir ilerleme kaydediyor. Öykülerle Atasözleri ‒ Söz Kulağa Yazı Uzağa adlı kitapta ise Bektaş bu defa mizahı ve absürtlüğü üslubundan eksik etmeyen eğlenceli, meddahvari bir anlatıcının öyküleriyle buluşturuyor okuru. Padişahların, mitolojik karakterlerin yaşadığı çok eski zamanlardan bugüne bir gezgin olarak yaşamış, zamanında Keloğlan’la arkadaşlık yapmış meddah anlatıcımız bize komşuluk, cimrilik, açgözlülük, ikiyüzlülük, yağcılık, dürüstlük, verilen sözleri tutmanın önemi gibi çeşitli konulara dokunan, “Nuh Nebi’den kalma” atasözlerinin nasıl ortaya çıktığını açıklayan hikâyeler anlatıyor. Atasözlerini kelimelerin sözlük anlamına göre yorumlayan ve yanlış anladığı için başına türlü işler açan karakterlerin hikâyeleri aracılığıyla da yer yer atasözlerinin ve deyimlerin mecaza dayalı yapısını vurguluyor. Bektaş, hikâyelerinin sonunda verdiği sorular ve kompozisyon önerileriyle bazı atasözlerinin güncelliğini sorgulatmayı da ihmal etmiyor. Bektaş her iki kitapta da, anlattığı hikâyelerle ilgili, çocukların bireysel olarak ya da sınıf ortamında uygulayabileceği etkinlikler hazırlamış. Bunlar deyimleri ve atasözleri yorumlamaya dair sorular dışında, öğrencilerin resim yapabileceği, şiir yazabileceği, coğrafya, tarih ve folklor konusunda araştırmalara girişebileceği, arkadaşlarıyla birlikte pantomim oyunları oynayabileceği son derece yaratıcı ve eğitici uygulamalar. Şirin illüstrasyonlarla bezeli bu iki kitap deyimleri ve atasözlerini öğrenmeyi eğlenceli hâle getiriyor.

“Biz bir kış günü evlendik. Kış diyorsam öyle bir kış ancak yüz yılda bir gelir. Köy halkı ocakta ateş yakmaya korkuyor. Neden korkuyor? Ah siz nereden bileceksiniz. Söyleyeyim: Ocağı yaktığın anda ateş de donuyor, ocaktan çıkan duman da. Anlayın artık nasıl bir kıştı yaşadığımız. İşte o zaman ben yeni evlenmiştim. Evde hanımla oturuyoruz. Daha doğrusu oturmaya çalışıyoruz. Ama ne mümkün, soğuktan girdik yorganın altına. Uyursak açlığımızı unuturuz belki, deyip uyumaya çalışıyoruz. Ama uyumak olası değil. Tir tir titriyoruz: Aça dokuz yorgan örtmüşler, yine uyuyamamış. Dert sadece üşümek değil ki! Üstte başta olmadığı gibi karnımız aç. Şu atasözü o günkü durumumuza nasıl da uyuyor: Sandıktaki sırtında, ambardaki karnında. Ne yapalım ne yapalım diye düşünürken o sırada aklıma köyün ortak ambarı geldi. Gideyim dedim, köyün ortak ambarından biraz buğday alayım. Sonra, elim bollaşınca yine yerine koyarım diye düşündüm. Hanıma ‘Bir yerlerden buğday bulup geleyim de, hiç olmazsa kaynatır, keşkek yaparız, karnımız doyar,’ deyince zavallının gözleri parladı. Uzanıp sarıldı bana.”

Söz Kulağa Yazı Uzağa kitabındaki “Geveze” adlı öyküden

Öykülerle Deyimler Uzun Lafın Kısası Habib Bektaş Tudem Yayınları, 224 sayfa

Öykülerle Deyimler
Uzun Lafın Kısası
Habib Bektaş
Tudem Yayınları, 224 sayfa

Öykülerle Atasözleri Söz Kulağa Yazı Uzağa Habib Bektaş Tudem Yayınları, 216 sayfa

Öykülerle Atasözleri
Söz Kulağa Yazı Uzağa
Habib Bektaş
Tudem Yayınları, 216 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz