İyi Kitap

Kitap suyuna çorba…

Tahtadan yapılmış bu kitabın yazarı-çizeri bilinmiyor. Büyük ihtimalle başka kopyası da yok.
Tahta levhaların kitap yaprağına, çorba gibi sıradan bir yemeğin güçlü bir öyküye dönüşebileceğini
gösteriyor bize Sebze Çorbası.

Doğan GÜNDÜZ

Dükkândan içeri girip heyecanla “İhsan Bey bu nedir?” diyerek karşısına dikiliyorum. İhsan Bey mahallemizin eskicisi, diğer bir deyişle antikacısı. Artık kullanılmayan, eskidiği düşünülen, çoğunlukla da onu seven sahibinin bu dünyadan göçünce sahipsiz bıraktığı ufak tefek, değerli ne varsa gelip geçer dükkânından. Yıpranmış bir kâğıda tuttuğu büyüteci masaya bırakıp bana bakıyor. Sokakta sergilediği eski eşyaların arasından aldığım tahtadan kitabı elimde görünce gayet
sakin yanıtlıyor: “Çorba tarifi.” Heyecanım yatışacak gibi değil, “Ama bu bildiğimiz tariflerden değil, basbayağı
resimli çocuk kitabı.” “Doğru,” diyor İhsan Bey, “Ama çorba tarifini de yabana atmamak lazım. Çocuklar için çok
besleyici bir çorbanın tarifi var içinde.” Haklı, herkesin yapabileceği kolaylıkta bir çorba tarifi verilmiş.

SAHİPSİZ KİTAP
Dikkatle inceliyorum: Ansiklopedi büyüklüğünde, yedi yapraklı, her yaprağı yaklaşık yarım santim kalınlığındaki
bu kitabın üzerinde maalesef ne yazarının ne de çizerinin ismi var.
Son derece akıcı, merak uyandıran, konusuyla ve kahramanlarıyla dinleyicisini ya da okurunu içine çeken
kısacık bir öykünün yer aldığı bu kitaba hangi yıl yapıldığına dair herhangi bir not da düşülmemiş. Sarıya boyalı
tahta yaprakların üzerine başta aşçı olmak üzere havuç, patates, ateşböceği gibi kahramanlar oldukça sade
ama bir o kadar da sevimli ve güler yüzlü çizilmiş. “İhsan Bey, bunu kimden aldınız?” diye soruyorum belki bir
bilgi edinebilirim umuduyla. “Adını bilmiyorum, bugün yaşlı bir hanımdan aldığım eşyaların arasındaydı.”

Kitabın sayfalarına bir daha bakıyorum. Kapakta başında şapkası, boynunda beyaz mendilden yakasıyla güleç bir aşçı var. Kırmızı, emaye bir tencerenin başında dikilmiş yemek pişiriyor. Sayfaları özenle çeviriyorum. Aşçının çalıştığı mutfak bir lokanta mutfağına benzemiyor. Duvarında bir kepçe, bir de delikli, büyükçe bir karıştırma kaşığı asılı. Yemeğin piştiği ocak geniş gözlü, muhtemelen havagazıyla çalışan bir ocak. Kaynayan tencere ise pek küçük sayılmaz, kalabalık bir ailenin kullanabileceği türden ufak bir kazan neredeyse. Soğan ve kerevizin durduğu kaplar sade ve şık. Mutfak tezgâhı
mavi – beyaz fayanslarla kaplı. Çorbaya tuz biber ekleyen Ayşe Teyze’nin manikürlü, ince parmaklarını, kullanılan
malzemelerin bolluğunu dikkate alacak olursak, belli ki burası bir zengin mutfağı. Dayanışmayı vurgulayan
“çorbada tuzu bulunmak” deyiminin kitabın ana eksenini oluşturması, metnin dili, seslerin uyumu bu metnin
çeviri değil, Türkçe yazılmış bir metin olduğu düşüncesini güçlendiriyor.
İçeriğiyle, resimleriyle, üzerine yazıldığı tahtadan yapraklarıyla son derece zekice ve gönülden hazırlanmış bu kitaba, eser sahibinin bilerek ya da bilmeyerek adını yazmaması, kitabın anlatmak istediğiyle çok güzel örtüşüyor.

Tahta levhaların kitap yaprağına, çorba gibi sıradan bir yemeğin güçlü bir öyküye dönüşebileceğini göstermesiyle Sebze Çorbası, okurunu sadece okumaya değil, temas edilen her şeyin içindeki gizli öyküleri de fark etmeye çağırıyor.
Kitap elimde ayrılırken İhsan Bey arkamdan sesleniyor: “Çorbayı mutlaka pişir.” Tavsiyesine uyup ilk fırsatta çorbayı pişireceğim. Eminim en az tarifi kadar nefis bir çorba olacak.

SEBZE ÇORBASI
Tıkır mıkır tamtakır, karnı
gurul gurul bir tencere varmış.
“Karnım çok aç! Kim bana
yiyecek bir şeyler verir?” diye seslenmiş.
“Yiyecek bir şeyim yok ama
suyumdan verebilirim,” demiş
gürül gürül akan musluk.
Ateşböceği tencerenin altındaki
ocağı yakmış. Su ısınmaya başlamış.
Yoldan geçen patates, ısınan suyun içine atlamış.
Havuç, “Ben de geliyorum,” demiş.
Soğan ve kereviz, “Ben de, ben
de!” diyerek tencerenin içine atlamışlar.
Et “Ben olmazsam olmaz!” demiş.
Ayşe Teyze tuz ve biber eklemiş.
Herkesten, her lezzetten bir
parça… İşte size harika bir çorba!
Afiyet olsun.

Sebze Çorbası
Yazarı ve çizeri bilinmiyor
Ahşap, 7 yaprak

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Doğan Gündüz 1966’da İstanbul’da doğdu. Kitapları: Kaçan Uykuların Peşinden (Can Çocuk, 2013), Sahi Benim Annem Hangisi? (Can Çocuk, 2014), Kayıp Çocuklar Bahçesi (YKY, 2015), Unutma Oyunu (YKY, 2015), Alaturkadan Alafrangaya Zaman Osmanlı’da Mekanik Saatler (Ege Yayınları, 2015), Acayip Bir Hediye (Can Çocuk, 2015), En Sevdiğim Oyuncak (YKY, 2016), Fare Adlı Kedi (Can Çocuk, 2016), Bisküvi Kutusundaki Martı (Can Çocuk, 2016), Denize Mektuplar Atan Çocuk (YKY, 2018), Ailenin En Yaramazı (Can Çocuk, 2018)

Yorum yaz