İyi Kitap

Buz bebeklerin sıcak öyküsü

Her kitabında ele aldığı konuyu ustalıkla işleyen Miyase Sertbarut, Buz Bebekler’de bir çocuk yetiştirme yurdunun dört duvarı arasında olup bitenleri olanca çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Toprak IŞIK

Buz Bebekler… İsmi soğuk ama kendisi sıcak bir kitap… Bu iki zıddın birlikteliğinde tuhaflık olmadığını Ece anlatacak size. Ece kim mi? Doğrusunu isterseniz bunun yanıtını o da çok iyi bilmiyor; kişisel tarihine dair en önemli belge şöyle başlıyor: “Ece Bebek, yurdumuza Çamlık Karakolu memurları tarafından getirilmiştir.” Ve şöyle bitiyor o belge: “Yapılan soruşturmada bebeğin kim ya da kimler tarafından o apartmana bırakıldığı tespit edilememiştir.” Evet, Ece, adresi eksik yazılmış bir mektup gibi Hayat Apartmanı’nda posta kutusunun yanına bırakılmış. Gönderen kısmında bir isim yok. Ece’nin yerinde olup da, iç acıtan o meraktan kurtulmak mümkün değildir herhalde. Onlu yaşlarının başında olan Ece, kişisel tarihinin peşine düşüyor. Saklamaya gerek yok; Ece’nin içi üşüyor. Yetimhanedeki diğer arkadaşlarının da öyle… Belki de bu yüzden Ece’nin yüreği sevgiye doğru kolayca akıyor. Koşulsuz inanan her kalp gibi, hem en kral dostlukları bulabiliyor Ece, hem de kuzu postundaki kurtlara kolayca kanıyor. Ama saf değil Ece; korkak da değil. Kırılganlığına rağmen hayatın üstüne üstüne gidecek güce sahip. Annesinin kundaktayken bıraktığı elini bir tutan olsun istiyor. Aslında bu ihtiyacını karşılayacak insanlar da var etrafında. Cem mesela… Mangal gibi bir yüreğin dosta dönüşmüş hâli… İnsanın öyle bir seveni olsun, buzdan ejderhalar saldırsın üstüne. Onun sevgisiyle kolayca eritir hepsini. Ece başından geçenlerin tümünü Lülüfer’e anlatıyor. Hayır, yazım hatası yok; Nilüfer değil, Lülüfer. Lülüfer’e dönüşen Nilüfer’in çok da naif bir hikâyesi var ama onu buraya yazmak istemiyorum; çünkü kitabın içindeki hâliyle çok güzel. Aynı tadı koruyarak paylaşamam o bilgiyi sizinle. Yine de şu kadarını söyleyebilirim: Lülüfer Ece’nin günlüğüne verdiği isim, yani Buz Bebekler adıyla okur karşısına çıkan kitabın orijinal el yazması kopyası. Ece yaşadıklarını ve hissettiklerini Lülüfer’e anlatırken, kızım sana söylüyorum gelinim sen anla, diyor aslında. Topluma ulaşabilmek için okura sesleniyor elbette. Bir kuşağın tamamı bilir o şiiri: Orda bir köy var uzakta… Gitmesek de görmesek de bizim zannettiğimiz köy… Buz Bebekler’den öğreniyoruz ki bir yetimhane de varmış çok yakında… Gitmediğimiz görmediğimiz o yetimhanede Eceler, Cemler, Aybikeler üşüyorlarmış. Müdür Bey’lerin çabaları yetmiyormuş onları ısıtmaya. Tehlikelerle doluymuş dünyaları. Minik bedenlerinin üzerinde akbabalar dolaşıyormuş.

SEVGİDEN TARAFA…

Hadi, yüzümüzü buruşturarak adını koyalım canavarlardan birinin: çocuk tacizi! Önemli bir yaraya cesaretle kalem vurmuş Miyase Sertbarut. Edebiyatın görevi biraz da kötülükleri teşhir etmek değil midir? Yazının bu işlevini çok güzel yerine getiriyor Buz Bebekler. Gözler üzerlerine çevrilmeyince daha da semiren canavarları anlatıyor. Bak, burada ne rezillikler var diyor. Sen görmezsen, ben görmezsembiz görmezsek nasıl biter bunlar? Devamı gelmeli böyle hikâyelerin; çünkü iyileşmek için kanatılmayı bekleyen daha çok yara var. Hani bazı sanatçılar, kışın buzdan heykeller yapıyorlar. Bahar geldiğinde o güzelim eserler eriyip suya dönüşse de zihinlerde izleri kalıyor. Miyase Sertbarut da buzdan bir dünya yaratmış. Yetimhanelerin yürek burkan hikâyesine dokundurmuş kalemini. Öyle güzel dillendirmiş ki insan Türkçenin saldırıya uğradığı bu günlerde, böyle usta kalemlerle karşılaşınca seviniyor. Bizim dilimiz, hikâyenin hasını anlatmak için yeterli demek ki, diye düşünüyor. Ve kalemine daha sıkı sarılıyor; diline daha bir güvenle sahip çıkıyor. Ustası buzdan bir şehir inşa eder sözcüklerle; okur, üşüyerek girse bile içine, o buzdan şehir ana kucağı gibi sarmalar onu ve ısıtır. Bu sıcak öyküde Ece annesini buldu mu dersiniz? Orasını bilemem. Daha doğrusu, bildiğim hâlde söylemem ama şu kadarını da gizlemem: Yaşam damarından beslenen bir roman Buz Bebekler. Alabildiğine bize ait olan ve dinleyene kadar bize ait olduğunu fark etmediğimiz bir hikâye… Acı, şanssızlık ve kötülüğü bol bir dünyada hayatın sevgiden tarafa inatla akışını anlatıyor.

Buz Bebekler Miyase Sertbarut Tudem Yayınları, 168 sayfa

Buz Bebekler
Miyase Sertbarut
Tudem Yayınları, 168 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Toprak Işık 1973 yılında Elazığ'da doğmuştur. Üniversite birinci basamak sınavında Türkiye 9.su, ikinci basamak sınavında Türkiye 16.sı olarak girdiği Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden 1996 yılında mezun olmuştur. Bir süre New York’ta yaşadıktan sonra yazarlığa daha fazla zaman ayırabilmek için 2008 yılından itibaren İstanbul’a yerleşmiş ve mühendislik yaşamını araştırma geliştirme projelerinde danışmanlık yaparak sürdürmeye başlamıştır. Yetişkinler ile çocuklara yönelik yirmiye yakın kitabı ve Devlet Tiyatroları Repertuvarında üç oyunu bulunmaktadır. Ayrıca yoksulluk, tüketim kültürü ve toplumsal cinsiyet konularında akademik çalışmalar yürütmektedir. Uluslararası konferanslarda sunulmuş bildirileri ile ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Seher Cesur Kılıçaslan ile birlikte gerçekleştirdikleri, oyun teorisi ve davranışsal iktisadın yoksullukla mücadeleye olası etkilerine yönelik çalışmaları 2015 yılında ABD’de kitap bölümü olarak yayımlanmıştır.

Yorum yaz