İyi Kitap

Endişe ekip idrak biçmek…

Marianne Musgrove’un Çocuk Edebiyatı Aile Terapistleri ödüllü kitabı Endişe Ağacı “kişisel gelişim” ile edebiyatı harmanlama çabasından doğmuş. Endişeleri karşısında takıntılı fikirler geliştiren Juliet ailede kuşaklar arasında aktarılan basit bir yöntemle huzura kavuşuyor.

Zarife BİLİZ

“Kişisel gelişim” adı verilen alanın hayatımıza girmesi nispeten yeni. Bu ad altında ciddi bir kitap külliyatı var. Yetişkinler için basılan “kişisel gelişim” kitaplarına alışmıştık ancak artık çocuk yayıncılığı alanında da türün örneklerine rastlıyoruz. Nedir bu türün alametifarikası? Bu tür kitaplar sorunlarımıza kendi olanaklarımız çerçevesinde, farklı bakış açıları geliştirerek, öğretilen çeşitli yöntemlerle çare bulmayı teşvik ediyor, aslında açıktan yol yordam tarif edip teknik, strateji öğretiyor.

KENDİNİ ELEŞTİREBİLMEK

Avustralyalı yazar Marianne Musgrove’un Endişe Ağacı adlı kitabı kişisel gelişim alanı ile edebiyatı harmanlama çabasından doğmuş. Kitabın başka pek çok ödülün yanı sıra Çocuk Edebiyatı Aile Terapistleri Ödülü’nü almış olması manidar. Endişe Ağacı’nda 10 yaşındaki Juliet; kendisinden 3 yaş küçük, gayet “sinir bozucu” kız kardeşi Ophelia, “Çocuk Kontrolünde Psikoloji Teknikleri”ne hâkim psikolog annesi ve ne araştırdığı bilinmeyen bir araştırmacı olan babasıyla birlikte yaşıyor. Bir de arka bahçedeki müştemilatta yaşayan büyükanne var. Büyükannenin derdi yaşlanmak ve yaşlılıkla ilgili toplumun dayattığı basmakalıplar… Üniversitedeki kimya bölümü başkanlığından emekli olduktan sonra bir emeklinin yapması beklendiği üzere elişleriyle yaşamına yeni bir anlam biçmeye çalışan büyükannenin bu konuda süreç içinde edindiği tek başarı, “Bir kadının hayır deme hakkının bulunduğunu” idrak edip, yaptığı tüm ıvır zıvırı gecenin bir yarısı bahçede ateşe vermek oluyor. Olsun, idrak nasıl ve nereden gelirse gelsin paha biçilmez bir kazanım. Aslında kitabın ana temalarından birinin bu olduğunu söyleyebiliriz, idrak sahibi olabilmek. Evet, idrak ya da daha yeni bir söylemle “farkındalık” önemli ama tek başınıza idrak sahibi olmanız yetmiyor, ilişki en az iki kişilik bir şey olduğuna göre bir sorunun çözülmesi için karşınızdaki kişinin de benzer şekilde idrak geliştirmesi gerekiyor ki bir çözüme ulaşılabilsin.Aksi takdirde farkındalığı, sorumluluk, empati ve vicdan duygusu gelişkin olduğu için sorunlardan kendine pay çıkaran, özeleştiri yapan kişilerin aşırı kaygılı, endişeli birine dönüşmesi işten bile değil. Neden mi? Çünkü söz konusu kişiler bir sorun durumunda üzerine düşen payı alıyor, aynaya bakıp aynada kendini görüyor, özeleştiri veriyor ve ne yapabileceğini düşünüyor. Ama dedik ya, ilişki en az iki kişiliktir ve insan evladı çoğu zaman bir sorunun aynasında kendini değil başkasını görmeye yatkındır, zira insanın kendi zaaflarına bakmaktansa başkasını eleştirmesi daha kolay ve zahmetsizdir. Başkasını eleştirip yükü, suçu ona attığınızda onun bir şey yapması gerekir ne de olsa, siz içiniz rahat, sütten çıkmış ak kaşık misali yan gelip yatabilirsiniz. Dolayısıyla iki kişilik ilişki terazisinde bir taraf üzerine düşen ağırlığı yüklenmedi mi, onun yüklenmediği her şey de diğerinin kefesine kalır. İdrak edip özeleştiri yapan kişi kendi kefesinde diğerinin de yükünü kaldırmaya çalışırken endişe, kaygı ve “kifayetsizlik” hisleri altında ezilir. Bunun ardından gelsin hayatı kontrol etme yönünde takıntılı davranışlar, aşırı kaygıları sakinleştirmek için başvurulan nafile ve hayatı güçleştiren yöntemler, uykusuzluklar, sebepsiz kaşıntılar, psikosomatik hastalıklar… Juliet’in durumu da aşağı yukarı bu. Annenin psikolog olduğuna bakmayın, lafta çok iddialıysa da günlük hayat içinde becerilerini pek de aktif kullanamıyor. Anne babanın hem kendi ilişkilerinde hem ebeveynlik meselesindeki pek çok kifayetsizliği, bunun sonucu küçük kardeşin kendi yatağında tamamen “özgürce” akmasının getirdiği birlikte yaşama sorunları derken; Juliet, kardeşi doğduktan sonra edindiği sinirsel kaşıntı sonucu aldığı lakapla “Bayan Kaşıntılı Endişe”, hayatındaki her şeyi aşırı planlama, listeler yapıp hayatı öyle kılı kılına yaşama, çıkabilecek tüm sorunları önden görüp engelleme çabası içinde kendini helak ediyor. Bir de koleksiyon takıntısı var: silgi, kurutulmuş ağustosböceği kabuğu, plaka numaraları, kullanılmış otobüs bileti… Listeleme, aşırı planlama, biriktirme, aşırı kaygı, endişe… Hayat zorlaşıyor. Derken bir gün çözüm, Juliet’in binbir dert pahasına edindiği yeni odanın duvarındaki bir ağaç resmini keşfetmesiyle geliyor. Bu oda küçükken büyükanneninmiş ama ağacı çizen, ailenin daha büyük büyük annelerinden biri. Büyükanne, Juliet’e ağacın nasıl kullanıldığını anlatıyor. Ağacın dallarında farklı farklı hayvanlar, tüm bu hayvanların bir adı ve ilgilendiği özel bir endişe türü var. Vombat Wolfgang arkadaşlarla, Tavuskuşu Piers kaybedilen şeylerle ilgili endişelere bakıyor; Köpek Dimitri aileyle ilgili sorunlarla, Tavşan Petronella okul meseleleriyle, Keçi Gwyneth hastalıkla ilgili kaygılarla, Ördek Delia alışmanın zor olduğu değişimlerle ilgileniyor. Bir de ağacın ortasında bir kovuk var, burası da sebebi bilinmeyen huzursuzlukların yeri. Juliet yatmadan önce o günkü endişesini düşünüp hangi hayvana emanet edeceğine karar veriyor, sonra o kaygıyı avcunun içinde tuttuğunu hayal ederek ilgili hayvana uzatıp veriyor. Böylece gece boyunca ilgili endişeye o hayvan bakıyor, Juliet de en azından uyuyabilecek kadar hafifliyor. Burada mesele Juliet’in kaygısına dışarıdan bakıp onu adlandırması, tanıması aslında, sorunu tanımladığında ona karşı bir idrak geliştirip hayatı akışına bırakabiliyor. İşlerin somut olarak ne kadar yoluna girdiği ise dediğimiz gibi, bize bağlı olduğu kadar diğer kişilerin idrak seviyesinin artmasına da bağlı. Neyse ki kitapta aynen böyle oluyor. Kurgu içinde zorbalıktan rekabete, iletişimsizlikten adaletsizliğe çeşit çeşit sorun ortaya çıkıp arzı endam ederken, herkes eninde sonunda durumdaki kendi payını bir bedel pahasına da olsa görüyor. Hayatta her zaman böyle olur mu bilinmez. Ama Endişe Ağacı, diğerlerinin de yükünü sırtlanan Juliet’in ağırlığının birazını olsun alıyor ki bu da hayata devam edebilme gücü açısından az şey değil!

Endişe Ağacı Marianne Musgrove Çeviren: Doğanay Banu Pinter Altın Kitaplar, 128 sayfa

Endişe Ağacı Marianne Musgrove Çeviren: Doğanay Banu Pinter Altın Kitaplar, 128 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

lorem ipsum lorem ipsum lorem ipsum

Yorum yaz