İyi Kitap

Küçük bedenler,büyük kanatlar…

Adnan Binyazar’ın Günışığına Yolculuk adlı iki kitaptan oluşan eseri, 1940’lı yıllarda Elazığ’dan İstanbul’a okumak için gelen Merdan’ın büyüme serüvenini anlatıyor. Serinin ikinci kitabı bu yıl Beşir Göğüş Türk Dilini ve Edebiyatını Geliştirme Ödülü’nü aldı.

2007 yılında, Afganistan’da geçen İran yapımı bir film olan, yönetmenliğini Hana Makhmalbaf’ın yaptığı Buda’nın Utancı gösterime girmişti. Bir dağ köyünde, henüz yedi yaşında bile olmayan Baktay adında sevimli mi sevimli bir kız çocuğu, ondan yaşça büyük olduğu için okula giden arkadaşı Abbas’ın peşine takılıyor, Taliban çocuklarıyla dolu dağları bayırları aşarak, yumurta satıp kalem alarak, ne olursa olsun okula gitmeye çalışıyordu. Filmin ülkedeki dinmeyen savaş ve kadının konumuna dair söylemleri bir yana, en çarpıcı vurgusu bir çocuğun cinsiyetinden ya da toplumsal konumundan bağımsız okuma isteğiydi. Baktay’ın bu son derece haklı isteğini gerçekleştirme peşinde her zorluğu aşması ve giderek şahlanan azmi, belki de yaşam şartlarının zorluğu ve önüne çıkan engellerle doğru orantılıydı: Hayatta kalma mücadelesi çetinleştikçe, okuma isteği de bir o kadar güçleniyordu. Siyasi koşullar ve tarihsel dönemler ne kadar farklı olursa olsun, dünya üzerindeki sayısız çocuğun bir yandan açlık, yoksulluk, şiddet, sömürü ve savaşla mücadele ederken, bir yandan da en temel haklarından biri olan eğitim alma hakkından yoksun kaldığı bir gerçek.

DOĞU İLLERİNDE BÜYÜMEK

Adnan Binyazar’ın Can Çocuk Yayınları’ndan Günışığına Yolculuk üst başlığıyla yayımlanan, Kaçış ve Varış adlı kitaplarını okurken, romanın kahramanı Merdan’ın yaşadıklarının, eğitim alma hakkı gibi temel bir noktada, Afganistan’daki Baktay’ın durumundan farklı olmadığını düşündüm ister istemez. Baktay’ın henüz okul çağına gelmemiş olması ya da Merdan’ın on dört yaşına geldiği hâlde okula gidememesi, her ikisinin de içindeki okuma isteği ve güvenli bir çatı altında yaşayan çocukların hayal bile edemeyeceği zorlu yaşam koşulları düşünüldüğünde aslında bir benzerliğe işaret ediyor. Geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), dünyada 58 milyon dolayında çocuğun hâlâ eğitimden tamamen yoksun olduğunu, 100 milyon çocuğun da ilkokulu bitiremediğini açıkladı. Bu rakamlar bugüne işaret ediyorsa, Merdan’ın hikâyesinin geçtiği 1940’lı yıllarda söz konusu durumun nasıl olacağını varın siz düşünün…Masalını Yitiren Dev, On Beş Türk Masalı, Elif ile Mahmut, Atatürk Anlatıyor gibi pek çok kitabıyla tanıdığımız, çocuk ve gençlik edebiyatının emektarı Adnan Binyazar’ın çocukluğu da 1940’lı yıllarda geçmiş. Günışığına Yolculuk kendi büyüme öyküsüyle ne kadar örtüşüyor tam olarak bilemiyoruz, ancak Dicle Köy Enstitüsü’nde eğitim aldığı ve kitabındaki dipnotlarda, romanda adı geçen Abla ve Ayşe Teyze gibi karakterlere ithaflarını ve saygılarını sunduğu göz önüne alınırsa, Merdan’ınki ona yabancı olmayan bir dünya. II. Dünya Savaşı’nın etkisiyle kıtlık ve yoksulluk çeken Türkiye’nin doğu illerinde büyümeye çalışan Merdan’ın hikâyesi, Binyazar’ın merceğinde son derece gerçekçi yorumlanmış. Merdan’ın Diyarbakır’da başlayıp İstanbul’la devam eden, nihayetinde Elazığ’a uzanan yedi yıllık serüveni, tüm yolculuklar gibi mücadele ve büyümeyle başabaş ilerliyor. İlk kitap Kaçış’ın başında, Gabriel García Márquez’in bir cümlesi yer alıyor: “Kanatlar verirdim çocuğa ama uçmayı öğrenmeyi ona bırakırdım.” Merdan da kanatlarını bazen yaralayarak ama her seferinde tekrar ayağa kalkarak, bir yandan duygusal bir eğitimden geçerken diğer yandan örgün eğitim hayalinin peşini bırakmıyor. Eserin ilk kitabı olan Kaçış, Merdan’ın babasının ailesini terk ederek İstanbul’a gitmesiyle başlıyor. O sıralarda yedi yaşında olan Merdan, tam okula başlayacakken babasının gidişiyle dozu artan yoksulluk yüzünden okul hayalini askıya almak zorunda kalıyor. Anne Diyarbakır’da daha fazla ayakta duramayacaklarını anlayıp iki oğluyla birlikte baba ocağına, Elazığ’daki köye dönüyor. Merdan, kardeşi Cengiz’le birlikte bu defa köydeki yoksulluğa alışmaya çalışırken, bir gün babasından güzel bir haber alıyor. Baba, iki oğlunu İstanbul’a çağırıp ikisini de okutacağını söylüyor. Annesinden ayrılmak zor gelse de Merdan İstanbul’da okula gidecek olmanın sevinciyle, bu hasrete göğüs germeye razı oluyor ve kardeşiyle ikisini İstanbul’a götürecek trene umutla biniyor. Ne var ki İstanbul’da onu, geride bıraktığı hayattan çok daha zor bir hayat bekliyor. Okula gidebilmek şöyle dursun, çok geçmeden kardeşiyle ikisi sokakta yaşamak zorunda kalıyor. Kaçış, Merdan’ın İstanbul’da yedi yaşından on dört yaşına kadar başına gelenleri, büyük şehirde küçük bir çocuk olarak hayatta kalma mücadelesini ele alıyor. Zor zamanlarının en büyük yardımcılarıysa, hiçbir zaman eksilmeyen okuma isteğini doyuran, Paul ve Virginie, Sefiller gibi kitaplar oluyor.

TECRÜBEYLE OLGUNLAŞMAK

Günışığına Yolculuk’un ikinci kitabı Varış ise adından da anlaşılacağı üzere yeni bir yolculuğa işaret ediyor. İstanbul’da sömürü ve şiddetle geçen “sefil” hayatına tek çözüm olarak, Elazığ’a annesinin yanına dönmeyi ve okula orada başlamayı gören Merdan, bu uğurda doğruluk ve dürüstlükten ödün vermeden elinden geleni yapıyor. Kitap boyunca devam eden bir aylık tren yolculuğu heyecanlı ve merak uyandıran bir kaçışı anlatırken, Merdan’ın severek okuduğu 19. yüzyıl Fransız yazarlarının romanlarında hayatta kalmaya çalışan erkeklerin büyüme sürecinde verdikleri mücadele bu defa karşımızda zuhur ediyor. Öyle ki bir noktada Merdan tren camından dışarı bakarken, kendi durumundan yola çıkarak Sefiller’in Jean Valjean’ını kendince analiz ediyor. Merdan bazen “Özgüven kalmadı bende,” gibi boyundan büyük laflar ediyor ama bunu okuduğu kitaplara ve küçük yaşında edindiği ağır tecrübelerin getirdiği olgunluğa verebiliyoruz. Gördüğü düşleri ve iç dünyasını sunma biçimi o kadar samimi ki bir roman karakteri olarak inandırıcılığından hiçbir şey kaybetmiyor. Adnan Binyazar Merdan’ın büyüme yolculuğunu aktarırken, bir ressam ya da sinemacı hassasiyetiyle kelimelerle yaratılabilen görselliği yakalayarak, hikâyeyi gerçekçi olduğu ölçüde etkileyici kılıyor. Merdan bahar başında menziline varıyor ve onu Nevruz bayramı karşılıyor. “Günışığa yolculuk” olarak gördüğü kendi yolculuğu sadece bir tren yolculuğu olmaktan çıkıyor,
yaşamında başlayan bahara da işaret ediyor.

Günışığına Yolculuk – Kaçış Adnan Binyazar Resimleyen: Mustafa Delioğlu Can Çocuk Yayınları, 152 sayfa

Günışığına Yolculuk – Kaçış Adnan Binyazar Resimleyen: Mustafa Delioğlu Can Çocuk Yayınları, 152 sayfa

Günışığına Yolculuk – Varış Adnan Binyazar Resimleyen: Mustafa Delioğlu Can Çocuk Yayınları, 184 sayfa

Günışığına Yolculuk – Varış Adnan Binyazar Resimleyen: Mustafa Delioğlu Can Çocuk Yayınları, 184 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

2 Comments

  1. Ece naz 6 Nisan 2020 at 14:52

    Çok güzel bir kitap

  2. Bengükoçak 8 Nisan 2020 at 17:05

    Çok güzel ve duygusal ,değerli bir kitap. Insana değer bilmeyi öğretiyor

Yorum yaz