İyi Kitap

Márquez’in büyülü hayatı

Bir yalnızlığın yüzyıl sürebileceğini gösteren, dünyaca ünlü unutulmaz bir yazarın yaşamöyküsünü çizgi roman olarak okumaya ne dersiniz? Hadi, alın GABO’yu elinize, hem Márquez’in hayatına hem de unutulmaz eserlerinin doğumuna tanık olun.

Didem ÜNAL BİÇİCİOĞLU

En sevilen kitapların, en sevilen yazarlarından biri; pek çok evin kütüphanesinin baştacı olan eserlerin yaratıcısıdır Gabriel García Márquez, nam-ı diğer “Gabo”. Sevildiği kadar “bilinen” de bir yazardır; hem farklı kalemler hem bizzat kendisi yazmıştır yaşamöyküsünü. Ancak bu kez yaşamının âdeta film gibi gözlerimizin önünde aktığı bir kitapla karşı karşıyayız. Bir araba yolculuğu sahnesiyle başlayan Gabo, zamanda ileri-geri sıçramalarla hiç aksamadan ilerliyor. Yaşamöyküsü dedik evet, ama okuduğumuz ya da bildiğimizden farklı olarak, tam da yaşamının başladığı an var kitapta: Márquez’in doğumu… Çizgiler doğumunun öncesine de dokunuyor, hemen sonrasına da; örneğin dedesinin yaşamına, onun artık dünyaca meşhur “altın balık”larına, Bin Gün Savaşı’ndan karelere, anne babasının durumuna ve doğumun ardından onu anneannesiyle dedesine emanet edip köyden ayrılmalarına…

YOLDA OLMAK VE YAZMAK

Çocukken karanlıktan ve hayaletlerden korkan Gabo’nun büyüdüğünde de yakasını bırakmayan kâbuslar, hayatında ve kitapta önemli bir yer tutuyor. Geleceği sezen, düşgücü kuvvetli anneannesinin muazzam öyküleri ve gerçekçi bir adam olan dedesinin anlattığı savaş anılarının beslediği bereketli topraklarda boy veren Gabo’yu böylece daha yakından tanıyoruz… Hayatının büyük bölümünde yazmak için uğraş verdiği Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazma evrelerinde görerek daha iyi anlıyoruz. Gabo’nun yaşamının izdüşümünü, âdeta bir paralel evrenmişçesine Yüzyıllık Yalnızlık’tan takip ediyoruz. Kısacası bu kitapta ünlü yazarı “Márquez” ve dolayısıyla tüm dünyada 30 milyondan fazla satmış o meşhur romanı da Yüzyıllık Yalnızlık yapan koşulları izliyoruz. Kitabın açılış sahnesi olan yolculuk karelerinde Gabo, Ev adını verdiği romanın ilk cümlelerini düşler. Öykülerini en iyi “yolculuk” sırasında kurduğunu öğrenip bu duyguyu tanıdık buluyoruz. Yol, yolculuk ve yolda olmanın zihin açıcı etkisinden belki de, Márquez’in en sevdiği şeylerden biridir araba kullanmak. Gabo direksiyon başındayken, bir yandan da dedesiyle olan konuşmasını kafasında evirip çevirmekte, “buzun yakıcılığını” düşünmektedir. Ardından ilk cümleler gelir: O zamanlar Macondo “tarihöncesi kuşların yumurtaları kadar ak ve kocaman, parlak çakıllarla örtülü yatağı boyunca dupduru akan bir ırmağın kıyısında kurulmuş, yirmi hanelik bir kerpiç köydü…. Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki pek çok şeyin adı yoktu daha ve bunlardan söz ederken parmakla işaret edip göstermek gerekirdi.” Bu tanıdık cümleleri okuyunca, Gabo’nun Ev adını verdiği romanın aslında Yüzyıllık Yalnızlık olduğunu keyifle anlıyoruz; dahası, çizgi roman Gabo Türkçeleştirilirken Seçkin Selvi’nin Yüzyıllık Yalnızlık’taki çevirisine sadık kalınmış olması bu keyfi daha da artıyor! Eliniz gayriihtiyari kütüphaneye uzanıyor, Yüzyıllık Yalnızlık’ı da yanınıza koyuyorsunuz.Daha sonra neler olacak? Çizgi romanı okudukça, farklı anıları aydınlatan karelerde Albay’a Mektup Yok’a da bakacağız, Benim Hüzünlü Orospularım’a da göz gezdireceğiz… Neredeyse raftaki tüm Márquez’leri birer birer indirmeye başladığımızı fark edeceğiz. Bu sırada Gabo’nun kitapları kadar senaryolarını da nasıl yazdığını öğreneceğiz; öğrencilik yıllarına dönüp, “Tüm öğrendiklerimi lise yıllarıma borçluyum,” dediği yatılı okul günlerine bakacağız; ilk kez beş yaşındayen gördüğü bir kitabın yazarının –ki o yazar Ruben Dario’dur– onu, hatta Borges’i, Cortazar’ı ve daha birçok Latin Amerikalı yazarı nasıl etkilediğine şahit olacağız. Okul yıllarında okuduğu sayfalarda tanıştığı, kalemini etkileyen yazarları öğreneceğiz: Mark Twain, Dostoyevski, Garcilaso De La Vega, Quevedo, García Lorca, Neruda ve elbette Franz Kafka! İlk aşkını da tanıyacağız ama hayatının aşkı,hayat arkadaşı Mercedes’le yürüyeceğiz kitap boyu… Márquez’le ülke ülke dolaşıp aç kaldığı zamanları da görüp idealizmine hayranlık duyacak; Fidel ile Küba’da devrimi kutlarken, haber ajansının ABD bürosuna geçtiği sırada ve nihayetinde Meksika’ya yerleşirken yan yana olacağız. Sarı çiçekler eşliğinde Nobel Ödül Töreni’ne de gideceğiz. Kitap üç çizerin elinden çıkmış; o bilinen tekerlemeyi değiştirirsek, “Biri tasarlamış, biri çizmiş, biri boyamış!” mı bilmiyorum ama çok iyi seçilmiş karelerle, son derece sade çizgilerle oluşturulmuş, samimi bir iş çıkmış ortaya. Sonunda bir de ek var; metinleri yazan Óscar Pantoja’nın kaleminden, oldukça yararlı bir değerlendirme yazısını, kaynakçayı ve de kronolojiyi içeriyor. Sonuç olarak Gabo, temasıyla, çizgisiyle, konusuyla, Altuğ Akın’ın özenli ve saygılı çevirisiyle, 12-13 yaşlardan itibaren her okur grubuna hitap eden bir kitap olmuş. Bu yazı, aslında an itibariyle sadece yazarını ilgilendiren, söylemeden geçemeyeceğim bir tesadüfe de vesile oldu: Bugün 17 Nisan 2015… Bu yazı tamamlandığı sırada fark ettim ki Gabo tam bir yıl önce bugün gitmiş; bir büyülü dünyadan belki de bir diğerine… Sarı çiçekler arasında ve kelebeklerle birlikte.

GABO Óscar Pantoja Miguel Bustos, Felipe Camargo, Tatiana Córdoba Çeviren: Altuğ Akın Desen Yayınları, 176 sayfa

GABO
Óscar Pantoja
Miguel Bustos, Felipe Camargo,
Tatiana Córdoba
Çeviren: Altuğ Akın
Desen Yayınları, 176 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz