İyi Kitap

Kedileri, martıları, balıklarıyla deniz kenti İstanbul’u bir resimli çocuk kitabına nasıl taşırsınız? Berlin’de yaşayan Anne Hofmann, Balıkçı Osman’da bu işi hakkını vererek başarmış. Denizle sarmaş dolaş bir kentin büyüsünü hem sözcükler hem de renklerle aktarmış.

Ezgi BERK

Eskiden, “lodosçuluk” diye bir meslek varmış. Eski bir İstanbullu olan babama sordum, o bile bilmiyor. O kadar eski yani. Ben de bundan yıllar önce, çocukken ve şimdiki hâlime göre çok daha meraklıyken, Atlas dergisini karıştırdığım sırada denk gelmiştim bu mesleğe. Efendim, “Nedir bu lodosçuluk?” derseniz hemen anlatayım: Ilık ılık esen güzelim lodos rüzgârının havayı yaladığı günlerde, kıyıyı döven dalgaların denizden sahile sürüklediklerini toplamaya lodosçuluk deniyormuş. Belki yüzerken, belki vapurun yan çarkında güneşin tadını çıkarırken, belki de martılara simit atarken farkında olmadan denize düşürdüklerimizi ya da kumsalda oyun oynarken dev bir dalgaya kaptırdıklarımızı lodoslu günlerde deniz kıyıya bırakırmış. İşte böyle zamanlarda kıyıya gidip kıymetli ziynet eşyaları arayanlara lodosçu denirmiş. Kıymetsiz eşyaları toplayanlara da “lodosçu” denir mi bilmiyorum. Belki de onlara “pılı pırtıcı” deniyordur. İstanbul’da bu mesleğin ne zaman ve neden yok olduğunu anlamak hiç zor değil. Belki Ege’de ya da Akdeniz’de hâlâ devam ediyordur, kim bilir… Bana ta çocukluğumda, dergi sayfalarında denk geldiğim bu mesleği hatırlatan kitabın adı Balıkçı Osman. Ama Balıkçı Osman değerli eşyaların değil, “pılı pırtı”nın peşinde. Üstelik deniz kenarı dışında ilginç yerlerde de “pılı pırtı” toplarken rastlıyoruz ona. Yani yaptığı iş lodosçularınkinden belki biraz daha farklı ama çok eğlenceli olduğuna şüphe yok. Gelelim iki aç martıyla pala bıyıklı Balıkçı Osman’ın macerasına… Ama unutmadan ekleyelim, hikâyemizi martıların ağzından dinliyoruz. Çok ama çok aç iki martı, resimlerden anlaşıldığı üzere sabahın erken saatlerinde, oltası ve seyyar arabasıyla yollara düşen Osman’ı gözlerine kestiriyorlar. Eh, Osman balığa gidiyor, martıların da karnı çok aç demiştik. Harika bir ekip! Osman, yine resimlerden anladığımız üzere oltasını Galata Köprüsü’nden denize sallandırıyor. Martıların ağzının suyu akadursun, Osman hiç balık yakalamıyor! Martılar bekliyor, bekliyor, bekliyor. Hatta sonra Osman’ı oltasıyla bir evin çatısında bile görüyor, ona yardım etmeye çalışıyorlar. Ama Osman hiç balık yakalamıyor. Peki, ne yakalıyor? Martılardan dinleyelim: “Osman’ın çerçöpten başka bir şey tuttuğu yoktu. Unutulmuş, kaybedilmiş, çöpe atılmış şeyler… Uzun lafın kısası, oltasına balık hariç her şey takıldı.” Osman, günün sonunda “pılı pırtı” arabasına “ıvır zıvırlarını” doldurup düşüyor yollara. Hava kararınca da deniz kıyısına oturup oltasına takılan çerçöple uğraşmaya başlıyor. Onları “eğip büküp şurasını burasını değiştirirken” ortaya herkesin ilgisini çeken ufak tefek oyuncaklar ve alet edevat çıkıyor. Akşam gezintiye çıkan insanlar beğendiklerini satın alıp Osman’ın çerçöp dağını eritiyor. Oyuncakları, alet edevatı alan, geceyi ışıl ışıl aydınlatıyor mutluluktan. Karanlıkta, daracık İstanbul sokaklarında, Osman’ın ıvır zıvırlarının arasından bir şey bulup evin yolunu tutanların resmedildiği sahneye uzun uzun bakmaktan kendimi alamadım. Ben böyle hülyalara dalmışken hikâyeyi martıların ağzından dinlediğimi unutmuşum tabii. Hemen kendilerini hatırlattılar. Neyse ki yüreği de pala bıyıkları kadar kocaman olan Osman, bütün gün peşine takılan martıları unutmayıp onların karnını doyurdu da bizim gevezelerin sesi kesildi. Son sahnede hepsi gayet mutlu görünüyordu. Balıkçı Osman’ın yazarı ve çizeri Anne Hofmann, hayır İstanbul’da değil, Berlin’de yaşıyor! Resimler öyle gerçekçi ve bir o kadar da masalsı ki İstanbul’da yaşıyor sandım. Martıların başrolde olduğu, kedilerin uzaklardan eşlik ettiği, sımsıcak bir İstanbul kitabı bu. Bahse girerim, kitabı okurken tablo gibi resimlere uzun uzun bakmaktan hikâyenin neresinde olduğunuzu unutacaksınız.

Balıkçı Osman Anne Hofmann Çeviren: Şeyda Öztürk Yapı Kredi Yayınları, 32 sayfa

Balıkçı Osman Anne Hofmann Çeviren: Şeyda Öztürk Yapı Kredi Yayınları, 32 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz