İyi Kitap

On üçüncü prenses

Kimi kitaplar, yıllar içinde elden ele geçerek upuzun bir yolculuk yapar. Bir kitap var ki 1930’da Paris’te başlayan yolculuğu bir kâğıt fabrikasında son bulmak üzereyken bir hurdacının arabasından kurtarılıp dergimize konuk oldu.

Doğan GÜNDÜZ

“Hurdaciiiyye!” Siz de duydunuz mu? Sokakta biri “Masalcııı!” diye bağırıyor galiba. Durun, ben bir pencereden bakayım… Yok yok, masalcı değil hurdacıymış, yanılmışım. Doğrusu bu yanılsama bende Les Douze Filles de La Reine Mab (Kraliçe Mab’ın
On İki Kızı) kitabını bir hurdacının arabasında bulduğumdan beri sık sık oluyor. O gün kaldırımda yürürken sıradan bir hurdacıyla karşılaşmıştım. Hani şu üç tekerlekli el arabası olanlardan. Bilirsiniz, arabalarının üzerinde genelde özensiz bir yazıyla “Hurda alınır” yazar. Bazen tek, bazense iki hurdacı yan yana, seyyar tezgâhlarını ittire ittire sokak sokak dolaşır. Eğer ikiliyseler “hurdacı” sözcüğünü birbirlerinin ağzından alır, eğip bükerek, kılıktan kılığa sokarak düet yaparlar. Çöpleri eşelemezler, sadece hurda ve eskiler alırlar. Bunları da ya en iyi dinleyicileri olan kapıcılardan ya da doğrudan doğruya, o hurdanın, eskinin sahibinden alırlar. Yolda karşılaştığım da bu hurdacılardan biriydi işte. Yanından geçerken gözüm el arabasının üzerindeki kitaba ilişti. Kararmış birkaç tencere tava, ezilmiş bir anten, eski bir ütü ve tepeleme yığılmış ansiklopedi ciltlerinin arasında duruyordu. Yeşil ciltli, üzerinde suluboya bir resim olan kalın bir masal kitabıydı bu. Fiyatını sordum. Eğer almazsam bir selüloz pişirme kazanında eriyip yok olacak endişesiyle hiç pazarlık
etmeden, tereddütsüz satın aldım. Biraz uzaklaştıktan sonra bir banka oturup sayfalarına göz attım. Kitap Paris’te 1930 yılında basılmış. İlk sayfasına, kitabın sahibi olan çocuk güzel bir elyazısıyla Fransızca bir not düşmüş: “Erkek kardeşim Isaac’ın Noel hediyesi, 2 Ocak Salı 1930, Esther.” Notun altına da aynı kurşunkalemle İngilizce olarak “Bu kitap Paris’ten geldi,” yazılmış. 1930 yılında Paris’ten başlayıp İstanbul’a uzanan bir yolculuğun bir kâğıt fabrikasında bitmesini önlediğim için seviniyorum. Akşam eve gidip masalları okuyunca sevincim daha da artıyor. Yazarın önsözündeki tarihe göre kitabın ilk baskısı 1906 yılında yapılmış, elimdeki kopya ise altıncı baskı. İçinde toplam altmış desen ve her bölümde birer tane olmak üzere on iki suluboya resim yer alıyor. Kitapta Kraliçe Mab’ın kızlarıyla, yani on iki prenses ile ilgili toplam on iki masal var. Bunlar sırasıyla Minne ve Ayı, Elen ve Maymun, Lena ve Ördek, Lise ve Yunus Balığı, Maud ve Tilki, Daisy ve Kurbağa, Elsa ve Çekirge, Janine ve Eşek, Colette ve Kartal, Line ve Kedi, Annie ve Eşekarısı, Gab ve Şövalye. Masalların neredeyse hepsi benzer bir kurguya sahip. İlk sayfada prenseslerle dadıları arasında kısa bir konuşma geçiyor. Dadı prensesi, masalına göre, karlı havada sokağa çıkmaması, masum da olsa yalanlar söylememesi, ördek beslerken gölün kıyısına yaklaşmaması, denizdeki dalgalardan uzak durması, at binerken dikkatli olması, tek başına çayıra çıkmaması veya ormana girmemesi için uyarıyor. Tabii prenses öğütlere kulak asmayıp kendi bildiğini okuyunca, çoğunlukla yaşlı bir cadı ile karşılaşıyor ve başına türlü kötülük geliyor. İçine düştüğü çaresiz durumdan, rastladığı bir hayvanın ‒ki bu genellikle cadı tarafından hayvana dönüştürülmüş bir prens oluyor‒yardımıyla kurtuluyor. Böylece prenses de prensin hayvandan insana dönüşmesine vesile oluyor. Sonunda prensle prenses evlenip sonsuza dek mutlu yaşıyorlar. Kötünün hep yaşlı bir kadın olması, “Yetişkinlerin sözünü dinlemeyen çocukların başına kötü şeyler gelir,” öğüdünün korku veren bir vurgu ile anlatılması ve masalın sonunda mutluluğun ille de prensle yapılan evlilikle gelmesi rahatsız edici olsa da, kitap 20. yüzyılın başında klasik masalların yeniden üretimine güzel bir örnek. Kitabı bitirdiğimde, en çok on üçüncü prensesin eksik kalan masalını merak ediyorum. Hani, şu kitabın ilk sayfasına el yazısıyla ismini yazan, ikinci dünya savaşının ve Nazi soykırımının arifesinde henüz çocuk olan, Isaac’ın kız kardeşi, kitabın sahibi, anne babasının prensesi Esther’in masalını… “Hurdaciiiyye!” Siz de duydunuz mu? Sokakta biri “Masalcııı!” diye bağırıyor galiba. Durun, ben bir pencereden bakayım. Kim bilir, belki bu kez Esther’in masalını bulabilirim.

Les Douze Filles de La Reine Mab Jérôme Doucet Resimleyen: Henry Morin 1930, Librairie Hachette, Paris 168 Sayfa

Les Douze Filles de La Reine Mab Jérôme Doucet Resimleyen: Henry Morin 1930, Librairie Hachette, Paris 168 Sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Doğan Gündüz 1966’da İstanbul’da doğdu. Kitapları: Kaçan Uykuların Peşinden (Can Çocuk, 2013), Sahi Benim Annem Hangisi? (Can Çocuk, 2014), Kayıp Çocuklar Bahçesi (YKY, 2015), Unutma Oyunu (YKY, 2015), Alaturkadan Alafrangaya Zaman Osmanlı’da Mekanik Saatler (Ege Yayınları, 2015), Acayip Bir Hediye (Can Çocuk, 2015), En Sevdiğim Oyuncak (YKY, 2016), Fare Adlı Kedi (Can Çocuk, 2016), Bisküvi Kutusundaki Martı (Can Çocuk, 2016), Denize Mektuplar Atan Çocuk (YKY, 2018), Ailenin En Yaramazı (Can Çocuk, 2018)

Yorum yaz