İyi Kitap

Başka türlü bir hayat…

Almarpa’nın Gizemi gibi ödüllü romanlarından tanıdığımız Koray Avcı Çakman, Dedemin Uçan Dairesi’nde hınzır ve mucit bir dedenin, torunlarının yaşamını nasıl değiştirdiğini anlatıyor.

Çocuklarınız onlara sunduklarınıza ne kadar bağımlı? Günün birinde ellerindeki her şeyi kaybetseler; oyuncaklarından, envai çeşit boyayla o sıkıcı boyama kitaplarından, tabletlerinden, hatta tek sayfa boş kâğıttan mahrum kalsalar ne olur? Bu durum sizin çaresizliğiniz mi olur, yoksa çocuklarınızın mı? Sahip olduklarının yerine ne koyabilirsiniz ki çocuk bolluktan mahrumiyete yaptığı göçe ayak uydurabilirsin? Yokluğun yerine bir şeyler koyabilmeleri için onlara hiç kimse yol göstermediğinde çocukluklarından vazgeçmezler mi? Koray Avcı Çakman’ın son kitabı Dedemin Uçan Dairesi üstelik zorunlu da olmayan bir yer değiştirmeyle büyük bir mahrumiyetin ortasına düşen çocukları ve onları yetişkinlerin sunduklarından özgürleştiren bir dedeyi anlatıyor. Gündelik yaşamı üzerindeki kökten değişimlere, yoktan var ederek direnen bir dede ve onun sadece birey olmalarını, kendilerine yetmelerini istediği torunları…

ÇİM BİÇEN KEÇİ

Cenk, büyük şehirden hiç hoşlanmadıklarını bildiği hâlde, dedesiyle babaannesinin köyden gelip onlarda kalmasını dört gözle bekler. Babaannesinin fizik tedavi görmesi gerekince Cenk’e gün doğar. Bu mecburi kısa süreli göçten ötürü köyünü özleyen dedesiyle daha fazla vakit geçirebilmek içinse okulu kırmayı bile göze alır Cenk. Dedesinin peşine takılıp sahafları, ciltçileri keşfeder. Dedesi, Cenk’in yeniye sahip olmaktansa eskinin yeniden kullanılabileceğini keşfetmesini izler. Yeni bir çim biçme makinesindense komşudan ödünç alınan bir keçinin herkese faydası olacağını; atık malzemelerden okul projesi olarak bir tarihi eser modeli yaratılabileceğini gösterir. Sonra da torunlarının hayatına kattıklarının mutluluğuyla köyüne geri döner. Okullar tatil olunca iadeyi ziyaret vakti gelir. Dedesiyle babaannesinin köyüne gelen Cenk ve ailesi bir de ne görsünler: Dedelerinin ekip biçtiği buğday tarlası arkeolojik bir kazı alanına dönmüş, babaanne de köyün diğer kadınlarıyla maaşlı bir arkeolog olarak çalışıyor. Ama çocuklar köye gelir gelmez, çalışmayan televizyonla ve şehre ait alışkanlıkları köyde devam ettiremeyecekleri gerçeğiyle yüzleşirler. Şehirdeki en büyük eğlenceleri olan köpekleri Çomar da köy yaşamına hemen ayak uydurup onları unutunca sıkılmaya başlarlar. İşte o noktada dedeleri devreye girer ve uçurtmadan yaptığı uçan daireler, hazırlık yapmaları gereken bir karşılama töreni, köyüne dönen amca için yazılması gereken şiirlerle
torunlarının hayatını dönüştürür.

EKOLOJİK KAYGILAR

Cenk ve kardeşi Alp köyde mahsur kaldıklarını düşünedursunlar, anne babalarının elinden ne gelir ki? Sanki babaları hiç o köyde büyümemiş, bilgisayarsız bir çocukluk yaşamamıştır. Köyde geçirdikleri süre içinde eskimiş eteklerden ve giyilmeyen kazaklardan “kız korkuluk” yapılabileceğini görür iki kardeş. Üstelik babaannelerinin de hayalgücü ve yoktan var etme becerisinin dedelerininkinden aşağı kalır tarafı yoktur. Babaanne, sihirli şalıyla Cenk ile kardeşini masallar âlemine götürür. Hatta bırakır, büyüyünce ne olmak istiyorlarsa onun da küçük bir provasını yapsınlar. Kitapta ele alınan bir diğer önemli mesele, köyden kente göçün altında yatan tarım. Koray Avcı Çakman, ödüllü kitaplarından biri olan Flamingo Günlüğü’nde ekolojik kaygılardan birine, nesli tükenmekte olan hayvanlar meselesine dokunuyordu. Cenk’in hikâyesindeyse köylüler, Hollanda’daki gezgin amcalarının fikriyle tarlalara ithal “Altın Kavun” dikmeye karar verirler. Köy ahalisi başka hiçbir şey ekmez, sadece kavuna bel bağlar. Toprak da onlara emeklerinin karşılığını verir elbet. Fakat sadece bir mevsimlik verim alırlar. Çünkü kavunlar çekirdeksiz, yani tohumsuz çıkar. Dolayısıyla ertesi yıl Hollanda’dan o ithal tohumların yine gelmesi gerekecektir. Tıpkı son zamanlarda Anadolu topraklarında çekirdekli yerli domatese hiç rastlanmaması, yerel tohumların birer birer yok olması gibi. Dokunduğu bu hassas noktalara karşılık, ille de hanımından hizmet bekleyen dede figürüyle taşıdığı cinsiyetçi söylem, öyküde eleştirilecek bir nokta olarak dikkati çekiyor. Öykünün bütününe baktığımızdaysa Cenk’in birinci tekil şahıs ağzından anlatılan hikâyesinde, bir çocuğun endişelerinin, hayallerinin kapısını aralıyor, adeta kendi çocukluğumuza, büyüyünce ne olacağım sorusunu kendimize sorduğumuz o ilk âna dönüyoruz.

Dedemin Uçan Dairesi Koray Avcı Çakman Resimleyen: Yasemin Özcan Tudem Yayınları, 104 sayfa

Dedemin Uçan Dairesi Koray Avcı Çakman Resimleyen: Yasemin Özcan Tudem Yayınları, 104 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Sima Özkan, 1988 yılında Bursa’da dünyaya geldi. Lisans öğrenimini İstanbul Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı, Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji bölümlerinde, yüksek lisans öğrenimini ise Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde tamamladı. Çeşitli yayınevlerine, özellikle çocuk edebiyatı çevirileri ve editörlüğü yaptı. Notos Öykü, Sözcükler, Ç.N. gibi dergilerde edebiyat eleştirileri, şiir çevirileri yayınlandı. Bir yıl kadar, okul öncesi İngilizce öğretmenliği yaptığı dönemde, günlerinin tamamını çocuklara kitaplar okuyarak, onlarla kitaplar ortaya çıkararak geçirdi. Çocuklar için yazdığı resimli kitap serisi Gece ile Gündüz, Final Kültür Sanat Yayınları’ndan çıktı. Şu an Beta Kids’te editörlük yapıyor, çevirmenliği sürdürüyor ve yeni kitapları üzerinde çalışıyor.

Yorum yaz