İyi Kitap

Armut dibine düşerken

Sanatçı/yazar bir aileden gelen Yiğit Bener, çocuklar için kaleme aldığı yeni kitabı Matbaacılık Oyuncağı’nı çocukluk anılarından yola çıkarak yazmış. Bener, yazar bir ailedeki büyüme serüvenini anlatırken yazarlığın beraberinde getirdiği bedeli ve yaşattığı keyfi bir arada aktarıyor.

Toprak IŞIK

Yiğit Bener’in yazın sıcak günlerinde raflardaki yerini alan Matbaacılık Oyuncağı sıcacık bir kitap. Yazar, okur karşısındaymış da onunla sohbet ediyormuş gibi samimi ve içten bir üslup kullanmış. İlk cümleden girip son cümleye kadar satırdan satıra atlamak, tatlı dilli bir arkadaşa ya da ağabeye kulak vermekten daha zor değil. Anlatının belkemiğini Bener’in çocukluğunda yaşadıkları oluşturuyor. Yazarın kişisel tarihine ait bir albüme benziyor Matbaacılık Oyuncağı… Fotoğraflar, bakanın gözünde yazarlığa dair bir çerçeve oluşturacak biçimde seçilmiş. Yazarlık açısından Bener’in kişisel tarihi, herhangi bir kişinin tarihi değil. Aile başına tek okur düşmeyen, belki de sülale başına düşen okur sayısı bile bir elin parmaklarını geçmeyen bir ülkede hemen yanı başında iki yazarla büyümüş biri o. Babası edebiyatımızın değerli isimlerinden Erhan Bener, amcası ise yine kardeşi kadar değerli bir başka önemli edebiyatçı, Vüsat O. Bener… Hatta bir de dayı var. Yiğit Bener, Bener ailesi adına edebiyatçılık bayrağının bugünkü taşıyıcısı… Onunki bu yönüyle armudun dibine düşme hikâyesi…

YAZAR OLMANIN BEDELİ

O yöne bakıp da kendisine imrenmemek zor. Oysa naif bir kırgınlığın izleri de var sanki Yiğit Bener’in sesinde. Samimiyetinden cüret alarak denebilir ki çocukluğunda babasıyla, onu doyuracak kadar birlikte zaman geçirememiş olmanın sitemi de sızmış gibi satırlara… Ama bu özel paylaşımda duygu sömürüsünün zerresi yok. Yazarlık hakkında fikir vermek açısından mükemmel bir işleve sahip olduğu için kitapta yer bulmuş kendine. Zaten, yaramazlık hakkını sonuna kadar kullanmış bir çocuğun neşesiyle anlatılmış. Matbaacılık Oyuncağı, “Söyleme göster!” ilkesinin çok güzel bir örneği… “İşte yazarlık böyledir,” başlığı altında soyut bir tarif yapmıyor. “Ben oradaydım, her şeyi gördüm ve yaşadım,” diyerek anlatıyor. Sayfalar akıp giderken okur, bir yazarın neler yaşadığını, hatta ailesine neler yaşattığını neredeyse farkında olmadan öğreniyor.

YAZIYA DAVET

Odana kapanmış klavyeni tıkırdatıyorsun ya da kâğıt üzerinde kalemini koşturuyorsun. Belki de yüzlerini hiç görmeyeceğin, kokularını hiç duymayacağın binlerce miniğe masal anlatıyorsun. Senin canından bir parça olan çocuğun ise senden yeterince masal dinleyemiyor. Öyleyse kendi evinde kendi başını bağlamayıp el evinde gelin başı bağlamaya gitme suçuyla yargılanman hiç şaşırtıcı olmaz. Bakalım, bu konuda en yetkili makamda oturan çocuk ne diyor: “İyi ki yazar babam, amcam, dayılarım varmış, iyi ki yazmışlar o kitapları.” Yaşananların üzerinden yıllar geçtikten sonra da olsa Yiğit Bener böyle söyleyerek babanın beraatını ilan etmekle kalmayıp, cürmünü takdir de ediyor. Sadece Erhan Bener’in değil, tüm yazarların ve yazar adaylarının yüreğini hafifletecek bir hüküm bu. Türkiye’de yazarların çok rahat bir yaşam sürdüklerini iddia etmek ülke gerçekleri ile çelişir. Buna rağmen Yiğit Bener’in anlattığı yazarlık, sevilesi bir uğraş olarak vücut buluyor okurun zihninde. Sır, Bener’in iyimserliğinde gizli olmasa gerek. Çok az sayıda yazarın payına düşen şöhretten hiç bahsetmemiş Bener. Paradan puldan da konuşmamış. Daha temele inerek, yazının içinde barındırdığı oyunsal yöne vurgu yapmış. Böylece oyundan keyif alacağına inananları yazıya davet etmiş.

OKURU OLMAYAN YAZAR

Çok ya da az okunma meselesine de giriyor Bener. Kitabın sonunda kendine şunu soruyor hatta: “Günün birinde yazdıklarını beğenen kimse kalmazsa ne yaparsın?” Alçak gönüllü bir giriş yapıyor önce. “Bilmiyorum,” diyor. Ve sonra belki de kendi yazdıklarını kendisinin basacağını, sadece yakınlarına okutacağını söyleyerek alabildiğine yiğitçe bir duruş sergiliyor. Büyük olasılıkla yazar adayına şunu demek istiyor: Okura hiç ulaşamama olasılığının bulunduğunu da bilerek çık bu yola! Matbaacılık Oyuncağı, hem genç hem de yetişkin okurların keyifle okuyabilecekleri bir kitap olmuş. Okurun, son sayfayı bitirdiğinde damağında hoş bir tat hissedeceği kesin.

 

Matbaacılık Oyuncağı Yiğit Bener Resimleyen: Özlem Isıyel Can Çocuk Yayınları, 64 sayfa

Matbaacılık Oyuncağı Yiğit Bener Resimleyen: Özlem Isıyel Can Çocuk Yayınları, 64 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Toprak Işık 1973 yılında Elazığ'da doğmuştur. Üniversite birinci basamak sınavında Türkiye 9.su, ikinci basamak sınavında Türkiye 16.sı olarak girdiği Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden 1996 yılında mezun olmuştur. Bir süre New York’ta yaşadıktan sonra yazarlığa daha fazla zaman ayırabilmek için 2008 yılından itibaren İstanbul’a yerleşmiş ve mühendislik yaşamını araştırma geliştirme projelerinde danışmanlık yaparak sürdürmeye başlamıştır. Yetişkinler ile çocuklara yönelik yirmiye yakın kitabı ve Devlet Tiyatroları Repertuvarında üç oyunu bulunmaktadır. Ayrıca yoksulluk, tüketim kültürü ve toplumsal cinsiyet konularında akademik çalışmalar yürütmektedir. Uluslararası konferanslarda sunulmuş bildirileri ile ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Seher Cesur Kılıçaslan ile birlikte gerçekleştirdikleri, oyun teorisi ve davranışsal iktisadın yoksullukla mücadeleye olası etkilerine yönelik çalışmaları 2015 yılında ABD’de kitap bölümü olarak yayımlanmıştır.

Yorum yaz