İyi Kitap

Shaun Tan’ın yeni kitabı Asla Neden Diye Sorma ile Kuraldışı Yayınları’ndan çıkan Şemsiye, hikâyelerini görsel bir şölene dönüştürerek anlatan iki kitap. Her ikisi de, her yaştan okurun bakmaya, okumaya, yorumlamaya doyamayacağı türden.

Sema ASLAN

Asla Neden Diye Sorma Shaun Tan Çeviren: Arif Cem Ünver Tudem Yayınları, 48 sayfa

Asla Neden Diye Sorma Shaun Tan Çeviren: Arif Cem Ünver Tudem Yayınları, 48 sayfa

Şemsiye Ingrid ve Dieter Schubert Kuraldışı Yayınları 40 sayfa

Şemsiye Ingrid ve Dieter Schubert Kuraldışı Yayınları 40 sayfa

Shaun Tan, son yılların en çok konuşulan, eserleri pek çoğumuz için başucu kitabı olmuş, üslubu afallatan yazar/çizerlerinden. Avustralyalı yazar daha önce de İyi Kitap sayfalarına konu(k) olmuştu. Kayıp Şey (The Lost Thing) ile 2011 yılında En İyi Kısa Animasyon Oscarı’ndan tutun, İsveç’in ünlü çocuk kitapları yazarı Astrid Lindgren anısına verilen, çocuk edebiyatının önemli ödülü ALMA’ya kadar pek çok ödülün sahibi olan Tan’ın gözleri dünyaya, insanlara ve onların basit hikâyelerine ilgiyle dolu. Çok az söz içeren ve kıpır kıpır hayaller kurduran çizimleriyle bambaşka bir evrenden gelmiş bir şifacı gibi Tan. İllüstrasyonlarının tekniği hakkında söz söyleyecek değilim fakat hem malzeme ve renk yelpazesi hem ayrıntı zenginliği hem de baktığını görme biçimi, daha ilk anda şaşırtıcı sorularla, beklenmedik tanışmalarla dolu bir mesafe yaratıyor. Mesafe bir uzaklık değil, içine sığdırmayı isteyebileceğimiz tüm şeylerin uzayı. Bir yandan imgeye yabancılaşıp diğer yandan ona bağlanıyorsunuz. Asla Neden Diye Sorma da bu uzayın tıka basa dolduğu kitaplardan. Kitaba dair konuşmaya başlamadan evvel bir anekdot: Shaun Tan bir sanatçı. Üretimlerini, hikâyelerini, çizimlerini, senaryolarını tek tek vurgulamak, onu bir disipline yaraştırmaya çalışmak pek akıl kârı değil; çünkü Shaun Tan, aşağı yukarı herkese görünen dünyadan ve zaten dile getirilmiş fikirlerden usanmadan yine de yeniyi üretebilen, özgün söylemini geliştirebilen bir maceracı. Yaratma iddiasında olmadan yaratabilmek Shaun Tan’ı tam bir sanatçı ve maceracı kılıyor. Bununla birlikte daha önce de tartışmaya açılmış bir soru var: Tan çocuk edebiyatı içinde mi değerlendirilmeli hakikaten? Sanatçının kendisi de bu soruya doğrudan evet ya da hayır dememiş; o çocukların dolayımsızlığından ilham aldığını ve bakmak/ okumak isteyen herkes için çizdiğini/ yazdığını söylüyor zaten. Çok genç yaşta, özellikle korku ve bilimkurgu hikâye ve romanlarına illüstrasyonlar çizmeye başlayan Tan, janrını da o dönemde belirlemiş görünüyor. Sorunsallaştırdığı konulara gerçeküstü ve bazen de absürt çizimlerle yeni bir bakış açısı getiren sanatçı, aynı anda hem hüzünlü hem umutlu olabilen hikâyelerin kahramanı gibi… Toplumsal olayları, güncel politikayı ve kenti derin bir bakışla yakalıyor, sanki en saf olanı araştırıyor. Tam da bu yüzden ağır bir hüznü ama canlı bir umudu var, diye düşünüyorum.

SEVİLMEYEN SORU

Asla Neden Diye Sorma Shaun Tan’ın yine harikalar yarattığı yeni kitabı. Kitaba adını veren “Neden?” sorusu, önce yetişkinlerin, sonra mesela öğretmenlerin, politikacıların, şu ya da bu biçimde devletle çalışanların, işadamlarının, polisin vs. genelde sorulmasından hoşlanmadığı sorudur. En çok çocuklar, daha sonra da hayalperestler tarafından sorulur. Bazen bir cevabı yoktur; öyle olduğu için öyledir. Fakat Shaun Tan, öyle olduğu için öyle olan şeyleri mercek altına alarak zihinleri alazlıyor. Işık huzmeleri, bildiklerimizi yalayarak anlık aydınlanmalar yaşamamızı sağlıyor. Sözgelimi, hepimizin bildiği adabı muaşeret kuralı: “Sakın bir davette son kalan zeytini yeme!” Neden? Verilebilecek mantıklı birkaç cevap olabilir buna, fakat sanki önemli olan yanıtlar değil Shaun Tan’ın kitabında. O son zeytini yemeye yeltenen çocuğu, koca bir salon dolusu smokinli kartalın öfkeli bakışları arasında çizen sanatçı, sosyal sınırları, beklentileri somut bir zemine taşıyarak aslında ne demekte olduğumuzu başka bir ihtimal üzerinden gösteriyor. Bir sosyal kuralın ihlalini ölümcül bir an olarak resmedince, sanki tüm sosyal kurallar ciddiyetini yitirip hafifliyor, hatta gülünçleşiyor. Tuhaf ve sevimli canavarların eşlik ettiği serüven boyunca, iki küçük çocuk çok katı bir “Asla!” eşliğinde yapılmaması gerekenleri öğreniyor. Yapılmaması gerekenlerin makul şeyler olmasına gerek yok, belki makul olmamaları daha iyidir; Shaun Tan’ın çizimleri zaten yerleşik kalıpları, stereotipleri altüst ediyor, absürtlüğün keyfini sürüyor. Mesela “Asla mükemmel bir planı bozma!” öğüdünün hemen ardından, büyücek bir çileği resmi bir edayla taşıyan robot askerleri, ellerinde upuzun çatal ve bıçaktan silahlarıyla geçit törenine eşlik eden diğer robot askerleri ve küçük bir şakacıyı bir arada görüyoruz; kurşuni renklerin korkutucu bir yanı kalmıyor. Efsane kılığındaki “Asla”lar, Shaun Tan’ın elinde sorgulanabilir hâle geliyor.

GÖKYÜZÜNDEKİ SERÜVEN

Şemsiye, Ingrid ve Dieter Schubert imzalı bir sessiz kitap. Onun da derdi, kentin tekdüze yaşantısı ve solgun renkleri arasında maceracısını bulabilmek. Hikâyede, sanki her serüvenci, serüveninin sonunda bir sonraki sahibi için şemsiyeyi aynı yere bırakır gibi… Çünkü şemsiye, sahici bir merakla dolu olan herkese belgesel tadında bir dünya seyahati vaat ediyor. Küçük siyah bir köpek, rüzgârlı bir günde, duvar dibine bırakılmış kırmızı şemsiyeyi bulur. Ve şemsiyeyi açtığı gibi gökyüzüne yükselir. O dakikadan itibaren şemsiye kâh bir balon, bir tekne, bir kayak takımı, bir paraşüt olur kâh bir maymunun becerikli kuyruğunu taklit eder. Küçük siyah köpek, an gelir, bir filin hortumunun ucunda bulur kendini, başka bir andaysa bir balinanın püskürttüğü suyun tepesinde… Medeniyet tarafından keşfedilmemiş ya da medeniyeti keşfetmemiş (hangisini tercih ederseniz) bir kabile tarafından korkuyla ve öz savunma güdüsüyle püskürtüldüğü zaman imdadına bir pelikan yetişir; küçük siyah köpek, bir kundağın içindeymişçesine kırmızı şemsiyesinin içinde oturur, pelikan pençesiyle sapından yakalayıp şemsiyeyi havalandırır ama oklardan birinin isabetini engelleyemez. Bu ok, hikâyenin gerçekte yaşanmış olduğunun ispatı bizim için. Hikâyenin sonunda, küçük siyah köpek şemsiyeyi bulduğu duvarın dibine
bıraktığında, ok hâlâ üzerinde olacak çünkü. Kitabın en hoş yanı, gerçekten de bir macera duygusu eşliğinde sıkıcı kent yaşamının dışında, başka yerlerde başka hayatlar ve hikâyeler de olduğunu anlatması. Hayvanların tamamı, doğa ve coğrafi koşullar yumuşak bir ifadeyle resmedilmiş. Canlıların birbirleri ve etraflarıyla ilişkisellikleri doğal bir biçimde vurgulanmış. Hikâyenin bir başı ve bir sonu var; küçük siyah köpek büyük bir maceraya atılıp kaybolmuyor mesela, güvenle evine dönebiliyor. Sonunda herkesin bir macera yaşamaya hakkı var.
Küçük siyah köpekten sonra sıra küçük kedide…

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1978 Berlin doğumlu. Sosyoloji ve iletişim okudu, gazetecilik yaptı. “Benim Kitaplarım / 35 İsim 35 Kütüphane” (Doğan Kitap) ve “Kozalak” (İletişim Yayınları) isimli iki kitabı bulunmakta.

Yorum yaz