İyi Kitap

Bir grup kedi ve fare, insanı nasıl değiştirir?

Bu, bir ev kedisinin sokakları tanıma macerası değil. Şanslı Kiki’nin, yaşam alanları için mücadele veren başka kediler ve farelerle tanışma öyküsü. Mücadelenin odağındaki düşman tanıdık: İnsan.

Valizdeki Kedi Göktuğ Canbaba Resimleyen: Sedat Girgin Doğan Egmont Yayınları, 212 sayfa

Valizdeki Kedi Göktuğ Canbaba Resimleyen: Sedat Girgin Doğan Egmont Yayınları, 212 sayfa

Yaşam alanlarımızı savunmak, o yaşam alanını hem “yaşar” hem de “yaşatır” özellikleriyle korumak, herhalde bugünlerde öznesi olduğumuz öyküler arasında en revaçta olanı. Tatlı bir öykü mü peki bu içinde yaşadığımız? Değil. Çok fazla trajediyi barındırıyor. Kaybı ve utanmazlığı… Sürekli anlayışsızlığı, belleksizliği ve aymazlıkları göğüslemek üzerine kurulu bizim hikâyemiz. Öznesiyiz, yorgunuz, ama başka türlüsünü de bilmiyoruz. Yeşilimiz, değerimiz, ortak alanlarımız olmadan, öykümüzü tümden kaybedeceğimizi biliyoruz yalnızca. İşbu öykünün kurgusunu “insan”dan yana çevirmek için de elimizden geleni yapıyoruz. Bu arada başka öyküler de anlatılıyor bu temada. Tatsızlıktan, boğulmuşluktan azade anlatılar bazıları. Olumlu müşterekleri muştulayan hikâyeler. Masal tadında, ama tam da istediğimiz gerçeklikleri somutlayan metinler. Bunlardan birini, “İşeyen Atmaca”, “Ozanın Şarkısı”, “Tılsım-ı Kudret” kitaplarının yazarı Göktuğ Canbaba kaleme aldı. Valizdeki Kedi, Canbaba’nın “Fener Balığının Kayıp Işığı”ndan sonra ikinci ve yeni çocuk kitabı. Bu, güzel haberlerin birincisiydi. İkincisi ise kitabı Sedat Girgin’in resimlemiş olması! Bir ev kedisi –kitaptaki lakabıyla, HalıPisisi– olan Kiki, İstanbul’da, Galata Kulesi’ni gören bir apartmanda yaşıyor. İki yıl önce ara sokaklardan birinde, bu güzel evde yaşayan güzel insanlar tarafından bulunmuş. Her ev kedisi gibi açlıktan, soğuktan, yoksunluktan bihaber bir yaşam sürüyor. İlginçtir ki Kiki, fareler dahil, her hayvanla iyi ilişkiler kuruyor. Belki de onu farklı kılan özelliklerin başında bu geliyor. Karşı koyamadığı oyun dürtüleri dışında, hiçbir saldırganlık itkisi olmayan Kiki için hayat, huzur ve barıştan ibaret. Dış dünyanın
mücadelelerinden uzak… idi. AH BİR BİRLİK OLSAK Bir gün, Kiki’nin ailesi bir yolculuğa hazırlanıyor. Evde bir telaş; hazırlanmakta geç kalmışlar. Ama Kiki hayatından memnun. O yine kediliğini yapıyor, mamasını yiyor, oyununu oynuyor ve bir aşamada, tabii ki uykusu geliyor. Yerdeki kıyafet yığını ne kadar da çekici! Hem sıcacık, hem de sahipleri kokuyor. Hemen kıvrılıyor arasına, uykuya dalıyor. Ve gözlerini, Paris’te bir havaalanında açıyor… O kıyafet yığınının aslında açık bir valiz olduğunu ve ne şanssızlıktır ki, valizin de yolculuk sırasında kaybolduğunu o anda anlıyor. Ancak düşünecek vakti yok, çünkü insanlar onu gördü. Kaçıyor. Sokaklarla, duvar dipleriyle, çöpten çıkarılan yiyeceklerle, diğer sokak hayvanlarıyla böyle tanışıyor. Ama bu, bir ev kedisinin sokakları tanıma macerası değil. Bu, şanslı Kiki’nin, yaşam alanları için mücadele veren başka kediler ve farelerle tanışma öyküsü. Mücadelenin odağındaki düşman tanıdık: İnsan. Kedilerle farelerin anlaması gereken şeyse, husumeti bir kenara bırakıp rantçı insana karşı verdikleri bu mücadeleyi birlikte sürdürmek zorunda oldukları. Kiki bunu biliyor. En azından, hissediyor. Peki diğerlerini ikna edebilecek mi?

KÖR EDEN EZBER

Çocuk kitaplarından önce fantastik ve underground kurgularıyla tanıdığımız, Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği’nin (FABİSAD) kurucu üyelerinden Göktuğ Canbaba, pek çoğumuzun aslında son derece aşina olduğu bir “direnişin” öyküsünü anlatıyor. Yaşam alanlarımızı en büyük yıkımdan korumak için birlikte davranmamız gerektiğini kavradığımız anın öyküsünü. Öyle bir an ki bu, tüm ezberlerini bir kenara bırakman gerekiyor. O sığındığın ezberler senin asıl düşmanın, engelin. Zaten asgari müşterekleri kavradığın anda, “öteki” sandığının senden pek de farklı olmadığını anlıyorsun. Hoş, insanların dünyasında bu “anlama” ve “anlatma” süreçleri, kuşkusuz, çok daha çetrefil. Ama ne mutlu ki buna çabalayanlar hep olacak. Çabalayanların, bazen bir grup kedi ve farenin, bazen de bir avuç “çapulcunun” öyküsünü anlatanlar da…

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1983’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ardından, Günışığı Kitaplığı’nda, basınla ilişkiler, sosyal medya ve tanıtım içerikleri üzerine yoğunlaştıktan sonra, yayınevinin gençlik kitapları markası ON8’in editörlüğünü üstlendi. Fransızca’dan roman çevirileri yaptı. Bugün, yayıncılığa Can Çocuk’ta editör olarak devam ediyor ve Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nde yıllardır geciktirdiği yüksek lisans tezini yazıyor. Çevirmenliği sürdürürken, sivil toplum çalışmalarından da kopmamaya çalışıyor. Kitaplar üzerine yazsa da, en çok okumayı tercih ediyor.

Yorum yaz