İyi Kitap

Melek Özlem SEZER

Samanadam’ı özgürleşmekten, üç adım daha ötesini keşfetme arzusundan alıkoyan nedir? Neden hâlâ bir nesneymiş gibi tarlada öylece dikilip köle ahlâkında kalmakta bulur mutluluğu?

Tekrarında bunca ısrar edildiğine, hatta çok zaman kitlesel bir deneyime dönüştüğüne göre “hakikat”ten kaçmanın nimeti nedir? Anlık rahatlamalar mı? Vicdanı ya da aklı uyutarak, o hakikatin gereği olan eylemlerin sorumluluğundan kurtulmak mı? Yoksa kendinle birlikte başkalarını da bir yalana inandırıp, o yalandan umduğun çıkarı çoğaltmak mı?

Bunlar Anooshirvan Miandji’in Samanadam kitabında sorduğu değil, ama sordurduğu sorular. Metnin hantallık ve edebiyat lezzetinde eksiklik gibi pek çok sorunu var. Ama ben edebi sorunlar yerine, geleneksel kodlardan ve başta aşk olmak üzere yanlış kavramlaştırmanın sakıncalarından söz etmek istiyorum.

Bir tarla korkuluğu olan Saman-adam, güneşin maharetiyle canlanır.

Serçeler, bu haberi çiftçinin kızı El-mas’a yetiştirir. Samanadam Elmas’ı görür görmez âşık olur. Hep onun yanında kalmayı arzulasa da, tarladaki görevini ihmal etmek istemez.

Peki ama Samanadam’ı özgürleşmekten, -salt bir tarla ve çiftçinin evini görmekle yetinmek yerine- üç adım daha ötesini keşfetme arzusundan alıkoyan nedir? Neden hâlâ bir nesneymiş gibi tarlada öylece dikilip köle ahlâkında kalmakta bulur mutluluğu? Böyle önemli bir dönüşümün ardından düşüncesinin yalnızca aşkta takılı kalması, Samanadam’ın çocuğun dünyasına ve ihtiyaçlarına dönük maceralardan, sorgulamalardan, heyecanlardan geçmemesi, “çocuğa görelik ilkesi”yle nasıl bağdaşır?

Metin iç bunaltıcı bir işleyişle “hicran” temalı aşk odağında çoğalır. Samanadam, Elmas’ın saçlarına dokunma arzusuyla samanlarından feda ederek ona bir bilezik yapar. Ne ki saçını toplarken bir teli bu bileziğe takılıp kopan Elmas, bileziği takmaktan vazgeçer. Kedi, bu haberle birlikte Elmas’ın onu istediği türde sevmediği bilgisini de yetiştirir Samanadam’a. Artık ona kalan siyah-beyaz filmlerin zengin kız fakir oğlan söylemini kendine uyarlamaktır:

“Elmas haklı, ben kimim ki!… Samandan yapılmış ucuz bir korkuluğum, benim hakkım mı bir insanı sevmek!… Hata bende haddimi aştım.”

Samanadam, çocuklara birini sevdiğinde onun da seni sevmek ya da sevgisini aşka dönüştürmek zorunda olmadığını söyleyebilirdi. Aşkın kişinin kendi içinde olduğunu ve sırf karşılık bulmadığı için ne bu aşkın ne de kişinin değersizleşeceğini de.

Ama kendine bu tür hakaretler etmenin talepkâr bir yanı vardır. Kendimizi aşağılarsak, dertleştiğimiz kişinin “Hiç de değil, sen harikasın.” diyeceğini ya da hoşumuza gitmeyen gerçeği istediğimiz gibi çarpıtarak bizi teselli edeceğini biliriz. Serçeler de bu ezberi yerine getirir:

“Sen tatlı canını sıkma, böyle şeyler olur. Kadınlar bazen anlaşılmaz olabilir ama o yüreğinde seni seviyordur.”

Serçelerin sözü metin boyunca ardına kadar açılan bir ihlalin kapısıdır. Bireyin seçimi ve hür iradesi yok
sayılır. Onun yerine, onun duygusuna karar verilir. “Hayır” karar değil, nazdır. Böylece “Boşuna direnme, aslında sen de istiyorsun, hoşuna gidecek.” diyen tecavüzcünün fiziksel, ısrarcı aşığınsa duygusal zorbalığı aklanır.

Samanadam’sa hicranını gözümüze sokmak üzere tarladan ayrılıp Hacettepe’ye giderek güneşe sorar:

“Benim suçum neydi, neden acı çekiyorum?”

Aşkın karşılık bulmaması, neden bir şeyin cezası olmak zorunda? Yalnızca günahsızlara mı âşık olunuyor? Hatırlayamayacağın kadar derine gömülü, anlayamayacağın kadar bilinçsizce işlenmiş bir suç mu ilahi adaletten karşılıksız aşk cezası aldı? Ki daha beteri gelecektir. Yıldırım, Samanadam’ı küle dönüştürür.

Elmas Samanadam’ın tarlayı terk ettiğini öğrendiğinde, ne ondan yoksun kalacağı için üzülür ne onu özleyeceğini söyler. Tepkisi soğuk ve yalındır: “Böylesi daha iyi olabilir, umarım o da kendisi için bir korkuluk bulur ve böylece mutlu olur. Sonuçta bizim arkadaşlığımız gerçekçi değildi.”

Elmas bir seçim yapmıştır, kötülük değil. Ama metin Elmas’ı Samanadam’ın katili saymaya varacak kadar onu suçlamaya odaklanır. İyi de birini görür görmez âşık olmak, neden karşıdaki kişiye borç çıkaran, yüce bir duygu olsun ki? Hatta o kişi ne kadar bu aşkın öznesi sayılır? Onu tanımazsın, öyleyse O’nu seviyor da olamazsın. İlk bakışta yalnızca arzu mümkündür. Çünkü fiziksel çekim arzu için yeterlidir. Ne ki arzu yüce bulunmadığı için aşk gömleğini giyer.

İşte bu gömleği giyip yanan Samanadam’ı Elmas’ın babası bulur. Başkaları da “gerçek bir insanın öldüğünü sanmasın” diye onu gömer. Aradan mevsimler geçer. Bahar gelir. Elmas’ın penceresinin dibinde kalp şeklinde çiçekler açar. Tohumları Samanadam’ın ektiğini öğrenince, Elmas’ın içini suçluluk duygusu sarar. Bu nedenle onu kabul edecektir. Ona bugüne kadar aşk beslemediği, gidişine üzülmediği, özlediğine dair hiçbir işaret vermediği halde, neden? Çok basit: Sırf ne kadar çok sevildiğini anladığı için.

Ne ki Samanadam’ın yandığını öğrenir ve aşkın arabeskten aldığı yardım güçlenir. Derken tesadüf eseri sol kolu olmayan bir gençle tanışır ve aklına Samanadam’ın bir tek sol kolunun küle dönüşmediği gelir. Genç, kolunu çocukken Hacettepe’de, yıldırım çarpan elma ağacının
altında kalarak yitirmiştir.

“Demek ki elma ağacına sevgiyle sarılan o sol elim, ağacın altında kalınca toprak olmuş. O toprak saman olmuş; saman, Samanadam olmuş sana gelmiş, sevgisini vermiş, yanmış ama o sevgi dolu sol el ölmemiş.”

Kader yan karakterlerle yön bulmaya devam eder. Kedi Hacettepe’deki ağacın tek elmasını delikanlıya getirir. O elma kopan eli, Elmas’sa başkalarının istediği aşkı acının maharetiyle Samanadam/delikanlı ikilisine verir.

Aşkı ararken acıyı da aramayı, bulamayınca yaratmayı öğrenerek büyüdüğümüz, bu yüzden çarpık yaşantılar yarattığımız yetmedi mi? Neden bunu bir de yeni kuşaklara öğretmeye çalışıyoruz? Bence, bu kitabın geride bıraktığı en önemli soru bu.

Samanadam Anooshirvan Miandji Bilgi Yayınevi, 55 sayfa

Samanadam
Anooshirvan Miandji
Bilgi Yayınevi, 55 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

21 Aralık 1971’de doğdu. Hacettepe Üniversitesi’nde ekonomi okudu. Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yaptı. Osmangazi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde masal analizi dersleri verdi. Milliyet Çocuk (Miço) dergisinde köşe yazarlığı yaptı. TRT radyolarına masal programları hazırlayıp sundu. Şiir, öykü ve masal alanlarında uğraş veriyor. Yaşamını senaryo yazarlığı ve seslendirme yaparak kazanıyor. 1998 Cemal Süreya, 2000 Behçet Aysan ve 2011 Nüzhet Erman Şiir, 2001 Arıburnu En İyi Uzun Metrajlı Film Öyküsü, 2010 Oğuz Tansel Halk Bilimi ödülleri var. Kitapları: Şiir: Derin, Söğüt Sefareti, Söğüt Sefası Meyhanesi, Yusuf ile Zeliha, Sözcük Dülgeri Ali (Azerbaycan), Nefser Araştırma-İnceleme: Masallar ve Toplumsal Cinsiyet, Masal Masal Matitas (Yetişkinler için masal antolojisi) Çocuk Kitapları: Sakız Çiğneyen Kedi, Eldivenlerimi Kim Çalıyor? Büyüklere Mektuplar, Büyüklerle Dalga Geçme Dersleri, Karagöz’ün Gölgesini Kim Çaldı? Eyvah Gölgeler Değişiyor, Ejderhamın Sevdiği Oyunlar, Dolapta Kim Var, Benim adım On üç, Uuuu, Yokoko, Sordum Durdum, Şiir Yazdım Masal Sandım

1 Comment

  1. Esbet 19 Ekim 2018 at 11:14

    Kitabı yeğenim için aldım önce okuyayım dedim. Kitabın tanıtımını okuduğumda harika bir kitap olduğunu düşmüştüm. Ancak bu kadar yanlış bir tanıtım yaptıklarına gerçekten şaşırdım. Çocuklara bu kadar saçma şeyleri öğretmek saçmalık. O yüzden keşke önce eleştirinizi okumuş olsaydım dedim. Çok yerinde bir eleştiri. Kadınlarla ilgili tespitler, aşkla ilgili yanlış yorumlar, edebi yetersizlik, bayan kelimesinin yanlış kullanımı ve daha neler. Hayalkırıklığı oldu bu kitap.

Yorum yaz