İyi Kitap

Kierkegaard’la bir sohbet

Mehmet ERKURT

Metis Yayınları’nın 2011’de yayınına başladığı Küçük Filozoflar dizisi, on dokuzuncu kitap “Kierkegaard ile Deniz Kızı”yla devam ediyor. Bu kez, masal tadında bir öyküyle. Sorularsa, yine soluklu düşünmeyi gerektiriyor.

Çocukları felsefeyle buluşturmayı hedefleyen dizilerin, (başta Fransa olmak üzere) Avrupa’da çeşitlenip Türkçe’ye çevrilmeleri, çocuk kitapları yayıncılığımızın başına gelen belki de en güzel şey. Eğitim sisteminde felsefeyi her anlamda –konu olarak da, düşünce biçimi olarak da– geri iten, elinden geldiğince erteleyen, lütfedip de sunduğu o güdük haliyle de hiçbir şekilde hayatla buluşturamayan ülkemiz kültüründe, çocuğun küçük yaştan bu soluklu ve engin düşünce âlemine dalabilmesi büyük bir kazanç. Hele de bunu “zevkle” yapabilecekse.

Metis Yayınları’nın 2011’de yayınına başladığı, İyi Kitap’ta birkaç kez konu edilen Küçük Filozoflar dizisi, yeni yayımlanan on dokuzuncu kitap “Kierkegaard ile Deniz Kızı”yla devam ediyor. Bu kez, klasik masalların tadında bir öyküyle. Sorularsa, her zamanki ciddiyetini koruyor ve soluklu düşünmeyi gerektiriyor. Bugüne dek Lao-Tzu, Diyojen, Epikür, Erasmus, Descartes, Leibniz, Rousseau, Marx, Freud, Bachelard, Wittgenstein, Heidegger, Ricoeur’e yer veren dizide, üç kitap Sokrates’e ayrılmıştı. Einstein, özellikle İzafiyet Teorisi ve bilim felsefesine yaptığı katkı sayesinde dizide yer bulmuştu. Üstelik epey matrak bir öyküyle. On dokuzuncu kitapta ise, Kierkegaard’la varoluş üzerine derin sorgulamaya dalıyoruz. Hem de özel mi özel bir mekânda.

KOPENHAG LİMANI’NDA BAMBAŞKA BİR MASAL

Hans Christian Andersen’in hazin mi hazin masalı Küçük Denizkızı yeniden sahneleniyor bu kitapta. Ama aşk, bu kez denizin dışına çıkmıyor. Deniz Kralı’nın evlilik yaşına gelen kızı, denizoğlanlarının en yakışıklısıyla nişanlanıyor. Ancak, beklediği mutluluk ona uğramıyor. Çünkü merak ediyor: Bu evlilik kendi seçimi miydi? Yoksa anne ve babasının ona sunduğu yaşam olasılıklarından ve kısıtlı seçeneklerden yalnızca biri mi? Bu düşüncelerle daralan denizkızı, saraydan uzaklaşmak ihtiyacı duyunca kendini Kopenhag Limanı’nında buluyor. Orada insanları görüyor. Farklı renklerle, seslerle karşılaşıyor. Sonra kendine, sudaki yansımasına bakıyor. Bu karşılaştırmalı bakış, aklına onlarca soruyu dökmek üzereyken genç, sevecen, duyarlı bir adamla, Søren Kierkegaard’la karşılaşıyor. Böylece hayata, var oluşumuza, varlığımıza ilişkin farkındalığımıza, “olmayı seçmek” ve seçimlerimizde özgürlüğe dair diyalog başlıyor.

Çocukları varoluşçu felsefenin başat ismi ve temel sorularıyla buluşturmayı amaçlayan “Kierkegaard ile Denizkızı”, dizinin en masalsı kitaplarından biri. Diliyle ve desenleriyle de en rahat takip edilen öykülerden birine sahip. Sorular ve kavramlarsa, öykünün kendisi kadar kolay değil. Geçişler yer yer zor ve zorlayıcı. Özellikle denizkızının “var olmamak korkusu” olarak adlandırdığı sofistike ifadeye geçişi o kadar hızlı ki olay ve duygu ilişkisini kurmak için pek çok görünmez köprüyü aşmak gerekiyor. Aynı şekilde, Kierkegaard’ın Tanrı üzerine akıl yürüttüğü sahnede ortaya koyduğu karamsarlık, denizkızında bağlantısız bir “olumluluk” hali yaratıyor. Çıkarsama ve duygulanımlardaki bu hız, metnin en büyük zaafı. “Bilge Sokrates’in Ölümü”nde soruların peş peşeliğiyle kurulan anlamsal akışın, bu kitapta kurulduğunu söylemek zor.

 KAVRAMLAR, ÇIKARSAMALAR, REFERANSLAR…

Çocuklara yönelik felsefe kitaplarına baktığımızda, iki temel eğilim göze çarpıyor: Birincisi, çocuğu öncelikle felsefi sorgulamaya dâhil etme eğilimi. Amaç, eleştirel düşünme biçimleri geliştirmede felsefeye başvurmak. İkincisi ise çocuğu felsefe ve düşünce tarihine davet etme eğilimi. Tarihi farklı kurgular, duygu ve semboller eşliğinde sahneleyip, çocuğu kültür tarihinin referanslarıyla tanıştırmayı amaçlamak. Elbette aralarında kalın ve kesin bir çizgi yok; ağırlık her iki tarafa da kayabiliyor.

Küçük Filozoflar daha çok ikinci eğilimde. Okuru, özellikle felsefe tarihinin mihenk taşlarıyla buluşturmayı amaçlıyor. Bazen bir düşünürün çocukluğuna iniliyor (Einstein), bazen yaşamöyküsü bir bütün olarak ele alınıyor (Bachelard). Kimisinde biyografiye fantastik ve psikanalitik öğeler katılıyor (Wittgenstein), kimisinde de tarihteki bir olay farklı bir sahnelemeyle yeniden anlatılıyor (Rousseau). Erasmus’ta başat bir kavramın (Deliliğe Övgü’nün) açıklanışı ön plana çıkarken, Sokrates’in ölümünde sorgulamaların eşlik ettiği çizgisel bir anlatım takip ediliyor. En çarpıcı olanlardan biri de, kuşkusuz, Tim Burton’vari bir öykü ve benzer ruhta çizimlerle anlatılan, “mezardaki Heidegger”in bedenine yapılan yolculuk.

Dizinin en zor yanı, metinlerin amaçlanan ölçüde çocuk düzeyine erişememiş olması. İfadelerin ve kuramsallığın, yer yer neredeyse üniversite düzeyinde kalması. Referansların, yaş grubu tarafından hızla geçilecek kadar bilindik olmamaları. Kavramların (“özgür irade” örneği gibi), ihtiyaç duyulan açıklamalar olmaksızın ya havada kalmaları ya da kaybolup gitmeleri… Küçük Filozoflar titizlikle hazırlanmış, özgün desen ve anlatımlarıyla dikkat çeken; özellikle felsefe tarihine renkli bir giriş yapmak isteyen gençler ve yetişkinler için kaçırılmayacak bir dizi. Çocuklarınsa, felsefeden zevk alan bir yetişkinin eşliğine ihtiyaç duyacaklarını düşünüyorum. Çünkü ortalama bir bilgi altyapısına ve idmanı sağlam bir kavrayış düzeyine hitap eden, okurundan da–hem entelektüel hem de bilişsel– beklentisini yüksek tutan bir dizi bu.

Kierkegaard ile Denizkızı Line Faden - Babin, Jakob Rachmanski Resimleyen: Lucia Calfapietra Türkçeleştiren: Haldun Bayrı Metis Yayıncılık, 64 sayfa

Kierkegaard ile Denizkızı
Line Faden – Babin, Jakob Rachmanski
Resimleyen: Lucia Calfapietra
Türkçeleştiren: Haldun Bayrı
Metis Yayıncılık, 64 sayfa

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1983’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ardından, Günışığı Kitaplığı’nda, basınla ilişkiler, sosyal medya ve tanıtım içerikleri üzerine yoğunlaştıktan sonra, yayınevinin gençlik kitapları markası ON8’in editörlüğünü üstlendi. Fransızca’dan roman çevirileri yaptı. Bugün, yayıncılığa Can Çocuk’ta editör olarak devam ediyor ve Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nde yıllardır geciktirdiği yüksek lisans tezini yazıyor. Çevirmenliği sürdürürken, sivil toplum çalışmalarından da kopmamaya çalışıyor. Kitaplar üzerine yazsa da, en çok okumayı tercih ediyor.

Yorum yaz