İyi Kitap

Şiirsel TAŞ

Çocuk edebiyatında çeviri kitapların seçilmesi de kitabın çevirisi kadar önemli. Yayınevi bir kitabı sadece çevrilmeye değer olup olmadığı açısından değil, aynı zamanda çevrilebilir olup olmadığı açısından da değerlendirmelidir.

Kaç yaşında olursa olsun, okurun sezgilerine güvenmek gerektiğini düşünürüm her zaman. Yayıncılık alanında emek verenler olarak hepimizin gözetmesi gereken bir kavramdır “okur sezgisi”. İşin mutfağında olanlar daha teknik eleştirilerde bulunurken, sözgelimi çizer illüstrasyonlar, çevirmen çeviri, yazar içerik ya da dil, editörse bunların tümü açısından eleştiri getirirken, okur –özellikle de genç okur– kitapta aksayan yönü sadece “Bu kitapta bir terslik var” düşüncesiyle ifade edebilir. Önemli bir histir bu: “Bu kitapta bir terslik var!” İşin eleştiri kısmında yaptığımız da bu tersliğin nedenlerini analiz etmektir aslında.

Resimli çocuk kitapları çevirisi, “yalın” olabilir belki ama “basit” metinlerin çevirisi değildir. On dakikada okuyacağınız bir resimli çocuk kitabının çevirisi için günlerce kafa patlatmanız gerekebilir. Bu yazıda önce, Türkçeye çevrilmiş pek çok resimli çocuk kitabıyla tanıdığımız Julia Donaldson’ın Mesajın Var Kırlangıç adlı kitabını çeviri bağlamında inceleyecek, ardında da ilk kitabın çevirisinde soruna dönüşen özelliği, Filiz Özdem’in kurgu açısından çok benzer bir kitabında
(Kulaktan Kulağa) ele alacağız.

Mesajın Var Kırlangıç uçmayı yeni öğrenen bir kırlangıç ile bir karatavuğun havada karşılaşması ve tanışmasıyla başlıyor. İki kuşun yaşam tarzı ve özellikleri birbirinden çok farklı olduğu için, her ikisi de anlattıklarının doğruluğuna inandıramıyor birbirini. Sözgelimi kırlangıç, kahverengi karatavuğun erişkin çağa gelince renginin siyaha döneceğine, yuvasının bulunduğu beyaz tomurcuklarla kaplı ağacın günü gelince kuşburnu meyveleriyle dolacağına inanmıyor; karatavuksa kırlangıcın ta Afrika’ya kadar uçacağına. Derken zaman geçiyor, ağaçta meyveler belirmeye başlıyor gerçekten de. Ama karatavuk arkadaşı kırlangıca ağacı göstermek istediğinde onun Afrika’ya doğru göç yolculuğuna çıktığını öğreniyor.

Öykünün bundan sonrası, aslında kulaktan kulağa oyununa benziyor ve de çeviriyle ilgili deşeceğim meselenin özünü oluşturuyor. Karatavuk, diğer hayvanlar aracılığıyla kırlangıca bir mesaj ulaştırmaya çalışıyor ama mesaj bu uzun yolculuk sırasında, kimi zaman kulaktan kulağa oyununda da olduğu gibi bir hayli değişiyor. Donaldson’ın öyküyü yazarken hedeflediği, karatavuğun gagasından çıkan “Gel hadi ağacıma!” mesajının kırlangıca ulaşana dek ses benzerliklerine bağlı gülünç bir değişim geçirmesi olsa gerek. Metnin orijinaline baktığımızda “Come to the tree!” mesajının karatavuktan yunusa, yunustan deveye, deveden timsaha, ondan da maymuna ve en sonunda Afrika’ya varmış olan kırlangıca aktarılırken benzer seslerden oluşan, hece sayısının korunduğunu mesajlar şeklinde iletildiğini görüyoruz: “Come to the tree!”, “Jump in the sea!”, “Grumpy like me!”, “Monkey for tea!”, “One, two, three, whee!” Şimdi çeviriye bakalım: “Gel hadi ağacıma!”, “Denize atla!”, “Huysuzluk etmek yok ama!”, “Çay içelim maymunla!”, “Bir… iki… üç… İşteeee!”

Anlamsal açıdan çeviride herhangi bir hata yok ama Donaldson’ın öyküde kurmaya çalıştığı ses evreni Türkçeleştirilen metinde dağılmış gitmiş. Bunun temel nedeni hayvandan hayvana iletilirken değişim geçiren mesajların hece sayısının korunmaması ve yazarın kurduğu ses evreninin Türkçeye aktarımında ahengin salt cümle sonundaki “a” sesine dayandırılması ki mesajın nihai biçiminde (Bir… iki… üç… İşteeee!) “a” sesi de kaybedilmiş.

Çocuk edebiyatı alanında çalışan yazar, çevirmen, çeviribilimci Riitta Oittinen çevirmenden okura akan süreçteki farklı okuma deneyimlerini şu şekilde ayırıyor: Çevirmenin kitabı çevirmek için okurken ki gerçek okuma deneyimi; çevirmen tarafından hayal edilen gelecekteki okurların okuma deneyimi; hedef okurun gerçek okuma deneyimi.* Oittinen’in bu ifadesi açısından baktığımızda Mesajın Var Kırlangıç bu üç farklı okuma deneyiminden ikincisinde tökezlediği için, özgün metnin hedef okurun gerçek okuma deneyimine izdüşümü de silik olacaktır ne yazık ki.

Filiz Özdem’in yazıp, Seçil Çokan’ın resimlediği Kulaktan Kulağa çok benzer bir temayı, benzer karakterler kullanarak ele alıyor. Buna karşılık Türkçe yazılmış bir metin olduğu için Donaldson’ın kitabının Türkçe baskısında karşılaştığımız sorunu doğası gereği barındırmıyor bünyesinde. Özdem’in öyküsünde kuşlar gerçekten kulaktan kulağa oyunu oynuyor. Bu kez sarıasmanın gagasından çıkan “Kaçınca bir kez keyfin, hiçbir şey kâr etmezmiş” sözü kuşlar arasında aktarılarak en son karaleyleğe ulaşıyor. Bu arada oyuna katılan baştankara, yalıçapkını, toygar, balaban gibi pek çok farklı kuş türüyle tanışıyor okur.

Peki, bu öyküdeki kulaktan kulağa oyununda iletilirken nasıl değişiyor mesaj? Birkaç örnek verecek olursak, “Kaçınca bir kez keyfin, hiçbir şey kâr etmezmiş” şeklinde başlayan mesaj, “Ah! Açınca kaz bir kez kanatlarını, kar yağmazmış”a dönüşüyor önce. Her aşamada anlam gözetilmeksizin, bütünüyle ses benzerlikleri üzerinden biraz daha değişiyor mesaj. Ve sonlara doğru “Uçaklarda can yelekleri koltukların altındaymış”tan, “Çanaklardaki yemekler dolabın altındaymış”, “Çamlıca’daki yengemler olayın farkındaymış”, “Çamlardaki yemler onların hakkıymış!”a dönüşüyor. Okur da Seçil Çokan’ın bir içim su kuş resimleriyle bezediği kitabın görselliğine dalıp giderken, bir yanda da anlamdan soyutlanmış ifadelerden oluşan bu oyunun absürde varan seyrinin keyfini çıkarıyor.

Özellikle çocuk edebiyatında çeviri kitapların seçilmesi de kitabın çevirisi kadar önemli. Yayınevi bir kitabı sadece çevrilmeye değer olup olmadığı açısından değil, aynı zamanda çevrilebilir olup olmadığı açısından da değerlendirir (değerlendirmelidir). Gerisi çevirmen ile editöre kalır. Kimi metinlerin çevirisi gerçekten zordur, kimi metinleri ise neredeyse yeniden yazarak aktarabilirsiniz ancak. Yeni sözcükler, terimler türetmeniz (Donaldson’ın bir başka kitabı olan Gruffalo’nun çevirisinde Yıldırım Türker’in kullandığı, belleğimize kazınan Tostoraman adı gibi), kimi zaman uyarlama kimi zaman yerelleştirme yapmanız, “Öyle mi yapsam böyle mi?” sancıları çekmeniz, çekilen onca sancının ardından da nur topu gibi bir çeviri metni doğurmanız gerekir. Ve işin en son ama belki en önemli kısmı olarak, hele hele resimli çocuk kitaplarında çevirinin sesli okunması elzemdir. Böylece metnin sesini duyarsınız. Sesli okuma metnin ezgisidir, çevirdiğiniz metne çarpar ve kusurlarıyla birlikte size geri döner.

* Çocuk Yazını Çevirisine Yaklaşımlar, Asalet Erten, Hacettepe Yayınları, 2011.

Kulaktan Kulağa Filiz Özdem Resimleyen: Seçil Çokan Yapı Kredi Yayınları 32 sayfa

Kulaktan Kulağa
Filiz Özdem
Resimleyen: Seçil Çokan
Yapı Kredi Yayınları
32 sayfa

Mesajın Var Kırlangıç Julia Donaldson Resimleyen: Pam Smy Türkçeleştiren: Derin Erkan 1001 Çiçek Yayınları, 32 sayfa

Mesajın Var Kırlangıç
Julia Donaldson
Resimleyen: Pam Smy
Türkçeleştiren: Derin Erkan
1001 Çiçek Yayınları, 32 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz