İyi Kitap

Ders kitaplarına inat, şair ‘Nâzım’ artık çocuk kitabında

Karin KARAKAŞLI

Hayatı boyunca siyasi ve toplumsal mücadele içinde olan Nâzım Hikmet’ten öğrenilecek en önemli ders, bütün sıkıntılara karşın, bütün dayatmalara inat umuttan bir saniye olsun taviz vermemek.

Hayata dair pek çok şey gibi Nâzım Hikmet’i de okul sıralarından kalktıktan sonra tanıdık. O, her dönemin muhalifi her iktidarın tehdidiydi. Oysa bir yanıyla, başka türlü yaşamak elinden gelmeyen iflah olmaz bir idealist, bir romantikti. Toplum ve dünya için ön gördükleri doğrudan kendi hayatının bir tezahürü, kendi değerlerinin ifadesiydi. “Yazılarım otuz – kırk dilde basılır, Türkiye’mde, Türkçe’mle yasak!” diye isyan etmişti bir şiirinde. Şimdi elimizde Nâzım adlı resimli bir çocuk kitabı var. Düzene inat, küçücük yaşta bu koca şairle tanışalım diye.

Çocuk kitabı da aslında lafın gelişi. Zira hepimiz çocuk kitaplarının aslında gerek çocuklarla birlikte gerekse ruhumuzun ihtiyacı olarak bir başımıza her yaşta okunduğunu biliriz. Gündüz Vassaf’ın, Talat Sait Halman’ın önerisiyle şiir formatında kaleme aldığı, Dilem Serbest’in sıcacık bir şekilde resimlediği Nâzım kitabı tam da çocukluğunu kaybetmemiş herkese
hitap eden böylesi kitaplardan biri.

KÜÇÜK MEMET VE KÜÇÜK NÂZIM BULUŞUNCA

Aylak Adam tarafından yayımlanan kitap, merkezine çocuğu yerleştirmiş. Hal böyle olunca hem Nâzım Hikmet’in çocukluktan ölümüne kadar hayatını hem de bu anlatıya 11 yaşından yetişkinliğine kadar çerçeve oluşturan oğlu Memet’i bir arada görüyoruz. Gündüz Vassaf, bitmek bilmeyen hapis yılları ve 50 yaşında askere çağırılışı sonrası Türkiye’yi terk ederek Rusya’ya kaçmak zorunda bırakılan babasını 11 yaşına kadar göremeyen Memet’i Nâzım’la
buluşturuyor. Yalın bir dille ve sürükleyici bir akışla kaleme alınan kitap, çocuklara kendilerini birer hayat kahramanı olarak hissettirecek güçte.

Kitap boyunca şairin anlatılan döneme denk gelen yalın üsluplu şiirlerinden parçalar, Vassaf’ın anlatısına eşlik ediyor. Bu noktada Nâzım Hikmet’in eşit ve adil bir dünya düzenine denk gördüğü komünizmi 19 yaşında üniversite eğitim için gittiği, ardında da zorunlu sürgün olarak 50’li yaşlarda yeniden yerleştiği Sovyetler Birliği’nde gördükleri üzerinden nasıl sınava tâbi tuttuğunu da görüyoruz. “İlk çocuğum, ilk hocam, ilk yoldaşım, 19 yaşım” dediği dönemde, gördüğü tüm eksiklik ve haksızlıklara karşın komünizme olan inancını koruyan şair, Vassaf’ın ifadesiyle o en berrak resimlerle bir kayıt tutucuya dönüşüyor:

“Nâzım yazıyor gördüklerini

Şiirleri fotoğraf gibi.

Serbest, özgür,

Ne kafiye, ne vezin.”

Her zamanın ve her coğrafyanın muhalifi Nâzım Hikmet, hayatının son yıllarını geçirdiği Sovyetler Birliği’nde Stalin dönemi baskıları ile karşılaşınca da başta sanatçılar ve yöneticiler olmak üzere düzenin her bir katmanına eleştirilerini açık yüreklilikle yöneltmekten çekinmiyor:

“Gördüğü her yerde

Haksızlığa kızmaktadır.

Her şeyden önce şairliği gelir,

Aklında, şiirlerinin çevirisi.

Sözünü esirgemez, yakınır,

‘Kelimelerimle oynamış,

Yazmışsınız yazmadıklarımı.

Lideriniz Stalin’in

Gözüne girme endişenizde,

Tiyatronuz da rezalet

Korkunuzdan sanatınız,

Aldatarak eğlendirmek.’ ”

 UMUT HEP BAKİ

Hayatı boyunca siyasi ve toplumsal mücadele içinde olan Nâzım Hikmet’ten öğrenilecek en önemli ders, bütün sıkıntılara karşın, bütün dayatmalara inat umuttan bir saniye olsun taviz vermemesi. Tıpkı yıllar önce cezaevindeyken dediği gibi:

“… ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman.

İçerde on yıl, on beş yıl,

daha da fazlası hatta

geçirilmez değil,

geçirilir,

kararmasın yeter ki

sol memenin altındaki cevahir.”

Bu inat, bu irade, bu umut sayesindedir ki Nâzım Hikmet cezaevinde de özgürlüğünü korumasını bilir; hayatını adadığı ideoloji uygulamada, karşı durduğu bir başka tür baskı rejimine dönüştüğünde bile, direnebilir.

BİRAZ EKSİK BİRAZ FAZLA

Kitaba dair getireceğim eleştiri ise iki hususa dair. Her ne kadar kurgu Memet’in on bir yaşından başlayarak babasının ve kendisinin hayat dönemeçlerinden geçse ve doğal olarak Memet’in annesi Münevver Hanım üzerinde yoğunlaşsa da gözlerim ister istemez Nâzım’ın ilk sevgilisi Lena ve son aşkı Vera’dan bahsedilirken hapis yıllarının vazgeçilmez ve çilekeş destekçisi, aşkı ve eşi Piraye Hanım’ı
aramadan edemiyor….

Bir de Osmanlı’nın son döneminde, Kurtuluş Savaşı’nın verildiği yıllara dair bölümde okuduğum şu satırlara takılıyorum:

“Bolu’da çocuklar korkuyor

İmam, elinde sopa, bağırıyor

‘Haydi, namaza!’

Camide erkeklerden ‘Hu!Hu!’ sesleri.

Onlar kendilerine para veren

İşgal ordularından yana.”

Buradaki imam vurgusu, çocukları genelleştirmeye ve önyargıya yönlendirme gücüyle rahatsız ediyor beni. Osmanlı döneminden arzu edilen kadarının arzu edildiği biçimde alınıp, geri kalan her şeyin inkâr edildiği bir düzende, çocukların kendi yargılarını oluşturacak noktada kalmak ve bu denli keskin ifadelerden kaçınmak daha yararlı olur, diye düşünüyorum.

BABA OĞUL HİKÂYESİ

Gündüz Vassaf’ın, baba ile oğlun devlet politikaları ve hayatın doğal akışı nedeniyle kesintiye uğrayan hikâyesine yaklaşımı son derece şefkatli. Nâzım Hikmet’in şiirlerinden yapılan isabetli alıntılar, anlatının gücüne güç katıyor. Bu noktada her okuru kendisi ve ailesi ile yüzleştirecek, zorlu sorular sorup sahici yanıtlar aratacak bir güç gizli. Dilem Serbest’in özenli, belleğe kazınan çizimleri ve yayınevinin özenli basımı da kitabı elden bırakmadan bir çırpıda okunur kılan diğer kıymetli unsurlar.

Kitabı kapattığımda ise geriye en çok, bireyliğinden taviz vermeden toplumsallaşmanın ve kendini yok etmeden dayanışmanın o en güzel tanımı kalıyor çocuklara vasiyet niyetine:

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşcesine,

Bu hasret bizim.”

Oğlu başta olmak üzere çocuklara hitap eden şiirleriyle, kendisinden esirgenen bağı inadına kuran Nâzım Hikmet’in bu topraklara daha söyleyecek çok şeyi var. Ne de olsa, yaşama hakkı başta olmak üzere layıkıyla kendi olmanın ve inandıklarından taviz vermeden yaşamanın en büyük mücadeleye dönüştüğü bugünlerde, bu dizeler eşliğinde kişiliğini ve hayatını şekillendiren çocuk, genç ve yetişkinlere her zamankinden daha da çok
ihtiyaç var…

Nâzım Gündüz Vassaf Resimleyen: Dilem Serbest Aylak Adam Yayınları, 84 sayfa

Nâzım
Gündüz Vassaf
Resimleyen: Dilem Serbest
Aylak Adam Yayınları, 84 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz