İyi Kitap

Talih mi emek mi?

Doğan GÜNDÜZ

Kendin Seç Dağı’nda talih kuşunu seçenler dünyanın en güzel zevklerini tadar, gönlünden geçen hemen önüne serilir. Emek kuşunu seçenler ise çok uğraşır çok çalışır her şeyi kendi yapar.

Kendinseç dağındasın.

Düşünmek çağındasın,

Karar bağındasın,

Ya talih seç ya emek.”

 Ormanın derinliklerinden gelen bu şarkı sadece Kendin Seç Dağında kitabının çocuk kahramanları Yıldız ve Işık’ın yüreğine işlemez, kitabın minik okuyucusu Sitare’yi de derinden etkiler.

Sitare’nin halası Tezer Taşkıran’ın (Ağaoğlu) yazdığı Kendin Seç Dağında ilk kez 1943 yılında, Ankara’da basılmış. Ayrıca Ankara radyosunda çocuk saatinde temsil olarak yayınlanmış. İçinde siyah beyaz resimlerin de olduğu kitap, bazı yerlerinde dörtlükler halinde şiirler içerse de düz bir metin. Mesajın tüm çocuklara gitmesi istendiğinden olsa gerek hikâyede kahramanların cinsiyetlerine hiç yer verilmemiş.

Yıldız ve Işık, çobanlık yapan iki çocuktur. Bir ilkbahar sabahı elçi bir kuş onları Kendin Seç Dağı’na davet eder. Oraya vardıklarında karşılarına tüyleri dünyanın en güzel renkleriyle boyanmış iki kuş çıkar. Biri talih diğeri ise emek kuşudur. Burası, gelenlerin iki kuştan birini kendine arkadaş olarak seçtiği bir dağdır. Talih kuşunu seçenler dünyanın en güzel zevklerini tadar, gönlünden geçen hemen önüne serilir. Emek kuşunu seçenler ise çok uğraşır çok çalışır her şeyi kendi yapar. İki kuşun da arkadaşlıkları sürelidir. Bu süre belki bir gün belki on yıl belki bir ömür boyudur. Vakit dolunca kuşlar ayrılacaklardır. O an geldiğinde emeksiz olan bütün güzellikler kaybolacak, alınteri ile kazanılan her şey hakları olacaktır.

İki çoban bütün gece hangi kuşu seçeceklerini tartışırlar. Sabah olur. Yıldız talih kuşunu, Işık ise emek kuşunu seçer. Seçtikleri kuşlar omuzlarına konunca birdenbire ortalık kararır ve manzara değişir. Yıldız güzel bir sarayın önünde kırmızı kadifeden bir ceket, pantolon, parlak bluz, altın düğmeli ayakkabılar içinde bulur kendini. Işık ise karşı tarafta, kuru bir tepenin üstünde, birkaç yerinden yamalı, eski, soluk bir elbise ve ayağında yırtık çarık ile. Yıldız’ın her gün istedikleri yerine getirilir. Öyle ki talihli olmaktan, her şeyi hazır bulmaktan bıkacak hale gelir. Talihli olmaktan doyduğu halde sahip olduklarını kaybetmekten de ödü kopar. Dağ başında yapayalnız kalan Işık ise acıkınca böğürtlen yer, susadıkça kaynaklardan su içer. Kendi başına çalışarak başını sokacak bir kulübe yapar. Vahşi hayvanlardan korunmak için taşlardan bıçak, balta gibi silahlar üretir. Bir gün taşları sürtünce çıkan kıvılcımdan ateş yakmayı öğrenir. Ormandan bulduğu meyve fidanlarını bahçesine diker, keçi, köpek gibi hayvanları evcilleştirir. Böylece bir tarafta talihle gelen zenginlik ve eğlence diğer tarafta emekle kurulan gösterişsiz bir hayat içinde seneler geçer.

Bir gün gelir Yıldız’ın talihi kaçıp gider ve güzel, şen günler sona erer. Hiçbir şeysiz, kimsesiz ve çaresiz kalan Yıldız, ormanda “Alnımızın teriyle, çalışır eğleniriz” diye çalan bir saz sesinin peşine düşer. Bu ses onu Işık’ın evine götürür. Işık eski arkadaşına kapısını sonuna kadar açar. Yıldız, Işık’ın büyük zahmetlerle elde ettiği şeylerden faydalanmaktan sıkılır, utanır. Işık ona “şimdilik misafir olduğunu ama yarından sonra kendi evini kendi işini yapmaya başlayacağını” söyleyince rahatlar. Anlaşırlar. Bu sırada yola çıkmadan önce duydukları ses tekrar duyulur:

Çalış ey küçük insan,

Olma talihe tapan,

Talihi sensin yapan,

Er murada emekle.

Kitabın kahramanları Yıldız ve Işık’ın hikâyesi burada bitse de küçük okuyucu Sitare’nin hikâyesi bitmez. Ortaokulu Ankara’da bitirir. İstanbul’da Arnavutköy Kız lisesine devam eder. Sonra Londra’da dil ve resim eğitimi alır, ardından üç yıl Paris Türkiye Büyükelçiliği’nde görev yapar. Sonra debdebeli bir yaşamı ardında bırakıp Kaş’ta Aperlai’de inzivaya çekilir. Bir nevi yıllarca Yıldız gibi yaşadıktan sonra Işık’a dönüşür. Kimsenin yaşamadığı bu ıssız yerde evini, sarnıcını ihtiyacı olan her şeyi kendi yapar. Likya lahitlerinin arasında doğayla ve resimleriyle baş başa bir yaşam sürer. Kendisiyle yapılan bir söyleşide bu ıssız diyara gelme sebebini açıklarken çocukluğunda okuduğu Kendin Seç Dağında’nın hikâyesini anlatır ve “Galiba bu kitabın çok etkisinde kalmışım,” der.

Kendin Seç Dağında’nın metninde adı hiç geçmese de kitabın kahramanlarından biri de Sitare’dir.

Kendin Seç Dağında Tezer Taşkıran Resimleyen: Turgut Zaim Üçüncü Basılış, İstanbul, 1962 KEM-AY Yayınevi, 47 sayfa

Kendin Seç Dağında
Tezer Taşkıran
Resimleyen: Turgut Zaim
Üçüncü Basılış, İstanbul, 1962
KEM-AY Yayınevi, 47 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Doğan Gündüz 1966’da İstanbul’da doğdu. Kitapları: Kaçan Uykuların Peşinden (Can Çocuk, 2013), Sahi Benim Annem Hangisi? (Can Çocuk, 2014), Kayıp Çocuklar Bahçesi (YKY, 2015), Unutma Oyunu (YKY, 2015), Alaturkadan Alafrangaya Zaman Osmanlı’da Mekanik Saatler (Ege Yayınları, 2015), Acayip Bir Hediye (Can Çocuk, 2015), En Sevdiğim Oyuncak (YKY, 2016), Fare Adlı Kedi (Can Çocuk, 2016), Bisküvi Kutusundaki Martı (Can Çocuk, 2016), Denize Mektuplar Atan Çocuk (YKY, 2018), Ailenin En Yaramazı (Can Çocuk, 2018)

Yorum yaz