İyi Kitap

Haldun Taner gösterir, bizden de yanıt bekler: ‘Şimdi ne yapacaksın?’

Karin KARAKAŞLI

Haldun Taner, son derece çağdaş anlatım tekniklerinin yanı sıra, anlattığı her şeyi sevgiyle aktarmasındaki incelikle de öne çıkar. Onda ifşa yoktur, gösterir ve anlayışla kuşatır kahramanlarını.

Bazı isimler zaman içinde sıfatsal nitelik kazanır, bir şeyi tanımlamaya yarar; Haldun Taner ismi de öykücülük ile yan yana geldiğinde, Haldun Taner öykücülüğü adını aldığında, öykü yazımında bir standart ifade eder. Şimdi o öykücülüğü, tam da Haldun Taner’in 100. doğum yıldönümü şerefine yayımlanan bir kitapla tatma fırsatımız var.

Yapı Kredi Yayınları’nın Sancho’nun Sabah Yürüyüşü seçkisi, yazarın tiyatro çalışmaları nedeniyle bir süre kesintiye uğrayan öykücülüğüne, 1969 tarihli dönüşünü simgelediği için ayrı bir öneme sahip. Yıllar sonra okurla bir kez daha, ayrı bir kitap olarak buluşan seçkide yazarın sonradan kitaba eklediği “Gülerek Ölmek” başlıklı uzun öyküsü de yer alıyor.

BİR KÖPEĞİN GÖZÜNDEN İNSANLIĞIN HALİ

Kitaba adını veren öykü, aynı zamanda ona damga vuran bir yapıt. Öykünün kahramanı bir köpek olursa acaba neler olur? Bir köpeğin gözünden insanlığın hali nasıl gözükür? Haldun Taner, öykücülüğünün en belirgin özelliklerinden bir sayılan o canlı anlatımıyla, bu sorulara ayrıntılı yanıtlar veriyor.

Sancho’nun çizdiği tablo pek de iç açıcı değil, zira insan denen mahlûkun çok fazla yalanı var ve Sancho her seferinde, hayretler içerisinde onların bir açığını daha yakalıyor.

Sancho’nun keyifli dünyasında, farklı sınıfsal koşullara ait türdeşleriyle karşılaşmaları geniş yer tutuyor. Yazar, Sancho aracılığıyla insanın modern zamanlarda kompartımanlara ayrılmış hayatını layıkıyla tasvir etme imkânı buluyor. Sevimli, ironik öykü kimi yerde yoğun siyasi göndermelere de kapı aralıyor. Tıpkı Sancho’nun polis köpekleriyle karşılaşmasında olduğu gibi: “Sancho bütün köpekleri severdi. Bekçi köpeklerinin mitolojik atası Cerberos’tan, misyoner Saint Bernard’lara, örnek sadakati ile klasik okuma kitaplarının unutulmaz köpeği Yorkshire’li Lassie’den, Anafartalar Caddesi’ndeki aşçı dükkânlarının dilenci köpeklerine kadar her köpeğin bir sevilecek yanını bulurdu. Ancak ve ancak illet olduğu iki cins köpek vardı. Av köpekleri bir, polis köpekleri iki. Kurbanlarını efendilerinin ayağına atıp, susta duran; ihsan bekleyen bu çanak yalayıcı, bu jurnalci, bu siftinik yaratıklar onca köpeklik tarihinin yüzkarası idiler.”

 AYRINTILARIN VE ZAAFLARIN USTASI

Haldun Taner’in gözünde sanki insanların zaaflarına ayarlı, hiçbir ayrıntıyı affetmeyen özel bir mercek var. Çiftler arası aldatmaları, irili ufaklı yalanları, ihanetleri fark ettiği yerde unutulmaz biçimlerde görünür kılıyor. Bunu yaparken gaddar değil. Sanki insanlığın her hali onun kabulü, çünkü bu zaaflar da hakikatin bir parçası. Keza bu temposu yüksek çağdaş zamanların hoyratlığı, insanlardan talep ettikleri ve onları sürüklediği karmaşa da yazarın yoğunlukla ele aldığı konulardan. Zihin dünyasının karmaşıklığını, çağrışımların, anıların ve korkuların bellekteki gücünü anlatırken bilinç akışı tekniğinden de yararlanıyor. Tıpkı bozuk olan piliç makinesi ile tıkanıp kalan kaderini özdeşleştiren ve eşinin ölümü sonrası teslim olduğu zevklerden öte, hayatına bir anlam arayan anlatıcının, yolda yürürken ortak olduğumuz zihin yapısında gördüğümüz gibi: “Sokağın serinliği hoşuna gitmişti. Derin bir nefes aldı. Hapşırdı. Rus konsolosluğunun bitişiğindeki duvarda Sebah Juvalier diye bir yazı vardı. O yazı hep orada mı dururdu da görmemişti bugüne kadar, yoksa bir yapı yıkıldı da altından yeni mi çıktı? Aile albümlerinin soluk resimlerinde hep Sebah Juvalier markası vardı. Tiring Galata, Turing Klub, diye söylendi. Makabi Futbol Takımı. Türkiye İdman Mecmuası. Yakup Cemil’in Babıâli baskınında Nâzım Paşa’yı öldürdüğü tabanca hangi müzededir acaba? Nizamı Cedid. Nizam Caddesi. Seferoğlu bahçesindeki böğürtlen ağaçları. Caz şarkıcısı Al Johnson. Beyaz eldivenli zenci. Hallacı Mansur. Hallaç pamuğu. Evet hallaç pamuğuna dönmüştü kafası.”

 YİTİK ŞEHİRLER, KAYIP HAYALLER

Haldun Taner’in bu örneğinde görüldüğü üzere, anlatılan biraz da yitik bir İstanbul’un, Ankara’nın hikâyesidir. O noktada Taner’in öykücülüğü, belgesel bir değer de kazanır, zira bahsi geçen o yerler artık yoktur. Burası aynı zamanda daha cesur bir editör müdahalesi ile dipnot açıklamalara ihtiyaç duyulan da yerdir. Okuru öyküye bağlamak için arada sağlam küçük köprüler kurmak gerekir.

SEVGİSİZ OLMAZ

Yazarın betimleme ve benzetme ustalığı için de sayısız örnekten bir tanesini vererek, Sancho’nun gözünden gök gürültülü Ankara atmosferini kayda geçelim: “Pencereden dışarı bir göz attı. Vakit öğle olduğu halde, her yer hüzünlü bir akşam loşluğu içinde. Çankaya tarafında şimşeklerin bini bir para… Sanki bir dev, bu tepelerin ardında durmadan çakmağını çakıyor ama bir türlü sigarasını
yakamıyordu…”

Haldun Taner, son derece çağdaş anlatım tekniklerinin yanı sıra, anlattığı her şeyi sevgiyle aktarmasındaki incelikle de öne çıkar. Onda ifşa yoktur, gösterir ve anlayışla kuşatır kahramanlarını. Bu sevgiye en büyük örnek, kitabın unutulmaz öykülerinden Aseste, futbolcunun, kendisi için ifade ettiklerini anlatırken sarf ettiği şu sözler olsa gerek: “Bu bir futbol hikâyesi değildir. Bir hüsranın hikâyesidir belki. Belki de bir itirafın. Ases benim bir tarafımdır. Mademki Ases’i, seviyorum, o halde henüz kurtulabilirim. Ases benim doğmamış oğlum. Ases benim içimdeki ukde. Belki sizin de.”

 MUSLUKÇUYU YEĞ TUTAN YAZAR

Yazar bu duruşu ve yaklaşımı ile bizi de başta kendimize karşı olmak üzere bütün dünya için anlayışa davet eder. İnsan denen varlık onun nezdinde, çok derinlemesine görüp hissederek sevmeye muktedirdir. Bütün zayıflıklarına rağmen yine de umut vadedendir. Çünkü fark etme yetisi ile donatılmıştır ve kendini kandırmanın da bir sonu vardır. Haldun Taner, insanı, yükseliş ve düşüşü, kudreti ve zaafı içerisinde resmeder. Tıpkı futbolcu Ases örneğinde olduğu gibi: “Ases’in bir gün farkına varılır, Ases bir gün beğenilir, transfer edilir. Milli olur, göklere çıkarılır, şımartılır… Beni o günkü değil, bugünkü Ases ilgilendirir. Şu kısa kesit içindeki Ases. Bunun dışında Ases’in asesliği tehlikeye girer zaten. Hem ben size bir şey söyleyeyim mi, şu satırların yazıldığı sırada Ases diye biri yok artık. O, yalnız iki sezon oynadı. Her iyiyi aşağı çeken böyle bir ortamda daha fazla yaşatmazlardı onu da, ondan. Ya değişecek, ya futbolu bırakacaktı. Ases, şimdi bir muslukçu ustasıdır.”

Haldun Taner, Asesliğini kaybetmemek, düzenin neferi olmamak üzere muslukçu ustası olan o idealist futbolcu Ases’e taliptir. Ama bir yandan da ülkenin her tür siyasi yozluğunu, insanların küçüldüğü anları kaydetmekten kaçınmaz. İyi olma ihtimalimiz ile kötülük gerçeğimizin bir karışımıdır Haldun Taner öyküleri. Bize zamana bağlı olmayan evrensel hakikati ve her dönemin gerçeklerini bir arada sunar. Büyük sözler, uyarılar, yol göstericilikler yoktur. Yazar, her şeyi olduğu gibi gösterirken, tevazuuyla bir kenara çekilir ve sanki şöyle sorar bize: “Bak şimdi her şeyi biliyorsun. Bilmek sorumluluktur. Söylesene ne yapacaksın?..”

Bildiğimiz her şeyden sorumlu hale geldiğimiz ve biliyorsak artık eyleme geçmeden masum kalamadığımız şu günlerde, Haldun Taner öyküleri iç çatışmalarımıza pek denk gelir.

Sancho’nun Sabah Yürüyüşü Haldun Taner Yapı Kredi Yayınları, 112 sayfa

Sancho’nun Sabah Yürüyüşü
Haldun Taner
Yapı Kredi Yayınları, 112 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz