İyi Kitap

Seçkin olmadığımı da kim söylemiş!

Mehmet ERKURT

Mari ihtişamlı gökdelenlerin arasında kalmış mütevazı bir bina gibi… Yükselmeye çalışmamasının tek nedeni, bunun için gereken “anlamlı” amacı henüz bulamamış olması. Haksız da sayılmaz. Bir anlam yükleyemedikten sonra, “yükselmek” nedir ki?

Olivia Vieweg ilk kez Türkçede. Hem metni hem desenleri hem de okuduktan sonra, “iyi ki” ve “nihayet” dedirtecek kadar matrak bir kitabıyla! Gülmeye, hele de dolu dolu kahkaha atmaya hasret kaldığımız –ve görünen o ki daha uzun bir süre kalacağımız– şu günlerde Vieweg’in müthiş karakteri Mari’yle tanışıp, onun anlatımına ve monologlarına dalmak, hem içimizdeki hem de yanıbaşımızdaki çocukla birlikte gülmeye vesile yaratmak demek. Bunun keyfini, Atilla Atalay’ın unutulmaz karakteri “Sıdıka”yı okumuş –okumak ne kelime, onunla büyümüş– olanlar çok iyi hatırlayacaktır.

Genç bir karikatürist ve çizgi roman yazarı Olivia Vieweg. Ülkesi Almanya’da adını şu aralar Mark Twain’in ünlü kahramanı, klasikler arasında sarsılmaz yeri olan “Huckleberry Finn” için yaptığı modern bir çizgi roman uyarlamasıyla duyuruyor. Eserlerini hem yazıyor hem de çiziyor. Veriminde, Japon çizgi roman tekniği olan manganın yeri büyük. Manga türü Almanya’da o kadar seviliyor ki bu türün çizerlerine verilen “mangaka” unvanı, Almanya’da “Germangaka” olarak karşılık bulmuş bile. Vieweg’in alana adım atmasında, 90’ların sonunda hem çizgi roman hem de çizgi film türünde sesini çok duyuran “Sailor Moon”un büyük etkisi var. -kimilerinden yükselen Usagi Tsukino çığlığını duyar gibiyim!- Sanatçının favorisi, hem konuları hem de çizim tekniği bakımından özellikle genç kız karakterleri merkez alan “shojo manga” türü.

Bu Nasıl İş? Acayip Bir Okul Macerası ise, manga olmamakla birlikte, türün anlatım ve desen dinamizmini yoğun bir şekilde taşıyor.

BEN, MARI; BAKMAYIN GÖLGEDE DURDUĞUMA

Kitap, on beş yaşındaki Mari’nin günlüğü. Ama dikkat! Marie değil, Mari. İsmin doğru yazılışıyla sonda bulunması gereken o “e”nin yokluğu bile, Mari’nin ailesiyle ilişkisine bakışında önemli bir ayrıntı. Yazılan ama okunmayan o “e”, harf ekonomisi yapmayı mantıklı bulan yazar babası tarafından gerekli görülmemiş. Zaten Mari’nin mizahını en çok da ailesi ve onlarla kurduğu ilişki besliyor.

Mari, bir şeyi isterse en iyi şekilde yapabilecek gençlerden. Ama iflah olmaz biçimde de istemeyenlerden. Başarısızlığı dert etmiyor gibi duruyor. Lafta ediyor elbette ama iş çabaya geldi mi fena halde yan çiziyor. Neden mi? Öncelikle, anlamsız bulduğu ve sırf hayat dayattığı için “yapması gereken” şeylere karşı aşırı tepkili. Kendisine bir şey katmadığına inandığı dersler, o derslerden süzülen sınav soruları, sosyal anlamda yükselmek için benimsemesi gereken politik tavırlar ve dış görünüşe vermesi beklenen önem. Eh, işin içinde bir miktar tembellik olduğunu söylemek de Mari’ye haksızlık olmaz!

Ama Mari’nin ifade ettiği bir neden var ki epey etkili olduğu aşikâr: Mari, hem bugününde hem de geleceğinde sürekli “aşması” gereken yüksek çıtalarla çevrelenmiş durumda. Yardımseverlikte dünya markası haline gelmiş bir “toplumsal duyarlı” anne, yazdığı aşk romanları çok satan bir baba, virtüözlük yolunda ilerleyen viyolonist bir abla… Parlak üyelerle dolu bir çekirdek aile içinde, gölgede kalmamak için ciddi ciddi çabalaması gerek. Çünkü o, ailenin “en zayıf halkası” olduğunu düşünüyor; hatta buna ironik bir biçimde ikna olmuş durumda. Hep birlikte bir televizyon programına çıksalar, tepesindeki spotu bile söndürecek kadar “sıradan” görüyor kendini. O yüzden de çabalamamayı seçiyor. İhtişamlı gökdelenlerin arasında kalmış mütevazı bir bina gibi durmayı ve bunun üzerine laf ebeliği yapmayı tercih ediyor. Yükselmeye çalışmamasının tek nedeni de bunun için gereken “anlamlı” amacı henüz bulamamış, kendi yolunu henüz çizememiş olması. Haksız da sayılmaz. Bir anlam yükleyemedikten sonra,
“yükselmek” nedir ki?

SEÇKİNLER SINIFI MI? VARIM!

Mari’nin okulunda, derslerinde üstün başarı gösteren öğrenciler için açılmış özel bir sınıf var: “Dâhiler sınıfı” olarak da anılan Seçkinler Sınıfı. Mari, çevresindekilerin ondan beklemediği bir itki ve istekle bu sınıfa girmeyi kafaya koyuyor: biraz parlamanın zamanı! Üstünkörü bir çalışma sonunda, herkese göre “mucize eseri” –bana göre, tam da ondan beklenilecek– bir başarı sergileyerek söz konusu sınıfa giriyor da. Ve kıyamet kopuyor! Çünkü Seçkinler Sınıfı’nın hırslı öğrencileri, Mari’nin genel başarı puanını düşüreceğinden eminler. Üstelik onlara göre Mari bu ortama “uygun” bir kız değil. O, farklı. Dobra. Aykırı. Sinir bozucu.

“Seçkin” öğrencilerin ne düşündüğü bir yana, hırs ve azim konusunda Mari’nin pek uyum göstermediği açık. Sınıfta kendine edindiği tek arkadaş, Kopyacı diye anılan bir sarışın bomba. Bu sınıfa nasıl girdiği, lakabından da anlaşılıyor. Mari ve Kopyacı birbirlerine her konuda destek oluyorlar. Öyle yapsalar da iyi olur, çünkü Seçkinler Sınıfı’nda kalabilmek için sıkı bir mücadele vermeleri gerekiyor. Çünkü sınıfın en hırslılarından Alina, onların atılmasını sağlamaya kararlı ve tüm sınıfı kendi tarafına çekmek üzere! Mari ve Kopyacı’nın durumu çok zor. Önlerinde bir sınıf gezisi var. Bu gezi, oyları kendi lehlerine çevirmek için ellerindeki son fırsat. “Bunu başaracaklar mı?”dan önce sorulacak soru şu: Bu yolda gerçekten çabalayacaklar mı?…

Sistemle ve onun kabulleriyle, öykünmeye zorladığı biçimlerle, dayattığı beklentilerle, levha gibi diktiği ezberlerle sorun yaşayacak zekâ ve duygu olgunluğuna erişmiş her çocuğun ve gencin yaşadığı ve yaşayabileceği sorunları komik ve samimi bir dille öyküleştiriyor Vieweg. Mari’nin birinci ağızdan kaleme aldığı bu günceyi Olcay Mağden Ünal’ın kıvrak, matrak ve hicivli dilinden okumaksa apayrı bir keyif. Mari’yle tanışın derim. Çünkü o da bir yetişkin olduğunda, sistemin dişlileri ondaki bu kıvrak zekâdan ve mizahi dışavurumdan geriye ne bırakır, hiç bilinmez. Mari’lerin de arada bir galip geleceklerine inancım tam olsa da…

Bu Nasıl İş? Acayip Bir Okul Macerası Yazan ve Resimleyen: Olivia Vieweg Türkçeleştiren: Olcay Mağden Ünal Tudem Yayınları, 280 sayfa

Bu Nasıl İş? Acayip Bir Okul Macerası
Yazan ve Resimleyen: Olivia Vieweg
Türkçeleştiren: Olcay Mağden Ünal
Tudem Yayınları, 280 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1983’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ardından, Günışığı Kitaplığı’nda, basınla ilişkiler, sosyal medya ve tanıtım içerikleri üzerine yoğunlaştıktan sonra, yayınevinin gençlik kitapları markası ON8’in editörlüğünü üstlendi. Fransızca’dan roman çevirileri yaptı. Bugün, yayıncılığa Can Çocuk’ta editör olarak devam ediyor ve Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nde yıllardır geciktirdiği yüksek lisans tezini yazıyor. Çevirmenliği sürdürürken, sivil toplum çalışmalarından da kopmamaya çalışıyor. Kitaplar üzerine yazsa da, en çok okumayı tercih ediyor.

Yorum yaz