İyi Kitap

Çocuk kitaplarında göç ve mültecilik

Farklılıkların zenginliğini, çok kültürlülüğü, eşitliği ve paylaşımı savunan; zor durumda olanla dayanışmayı özendiren; ayrımcı değil kucaklayıcı; sınırlara değil insanlığa güvenen bir çocuk edebiyatı…

Yazan: Safter Korkmaz

Toplumsal bir histeri hâlidir, almış başını gidiyor. Bilindik siyasi kutuplaşmalardan, o hâllerden bu hâllerden söz açmayacağım. Zaten bahsedeceğim mevzuda, ne kutup kalıyor ne çatışma. Neredeyse tüm toplum hemhâl oluveriyor, konu “ötekiler” olunca. Kahvede çayını yudumlayan amcadan evinde bakla ayıklayan teyzeye, hepimizin bir “öteki” hikâyesi var. Kimimiz “dilencilik” yakıştırıyoruz onlara kimimiz “hırsızlık”. Çoğumuza göre yan gelip yatmaktan başkaca işleri yok. Kim mi onlar? Biliyorsunuz işte canım; yabancı, göçmen, mülteci, sığınmacı…

Sığınmacı mı, mülteci mi?
Uluslararası Göç Örgütü (IOM), yayımladığı Göç Terimleri Sözlüğü’nde “Uluslararası bir sınırı geçerek veya bir devlet içinde yer değiştirmek. Süresi, yapısı ve nedeni ne olursa olsun insanların yer değiştirdiği nüfus hareketleridir. Buna, mülteciler, yerinden edilmiş kişiler, yerinden çıkarılmış kişiler ve ekonomik göçmenler dâhildir.” diye açıklıyor göç kavramını.
Mülteci ise, “ülkesinde ırk, din, sosyal konum, siyasal düşünce ya da ulusal kimliği nedeniyle kendisini baskı
altında hissederek kendi devletine olan güvenini kaybeden, kendi devletinin ona tarafsız davranmayacağını düşüncesi ile ülkesini terk edip, başka bir ülkeye sığınma talebinde bulunan ve bu talebi o ülke tarafından ‘kabul’ edilen kişidir” diye tanımlanıyor yasalarımızda. Mültecilerin çeşitli yasal hakları ve devletin onlara karşı yükümlülükleri var. Ama ne gariptir ki bu hak ülkemizde, sadece Avrupa ülkelerinden gelenlere tanınıyor. Suriyeliler “mülteci” olamıyorlar ülkemizde. Dolayısıyla pek çok temel haktan yoksun durumdalar.
Bir başka kanun -İskân Kanunu- “Türkiye’de yerleşmek maksadıyla olmayıp bir zaruret ilcasıyla muvakkat oturmak üzere sığınanlara sığınmacı denir,” açıklamasını getiriyor duruma ve kavramlarla beraber işler karışıyor… Karışıyor çünkü siyaset ve bürokrasi karışmasını istiyor. Sorumluluk alanlarının bulanıklaşması, iç ve dış siyasette kullanılacak malzemenin çoğalması ve daha pek çok şey bu karışıklığa bağlı.
Ama gelin, biz bu karışıklığı yok sayalım.
Uluslararası Af Örgütü’nün yaptığı gibi, savaştan kaçan tüm Suriyelilere “mülteci” diyelim bu yazıda. Bir de sayıları 3 milyonu aşan Suriyeli mülteci neden Türkiye’de, buna bakalım.
Geçtiğimiz yılın son aylarında yayınlanan bir rapora göre, süregelen savaş nedeniyle Suriye nüfusunun %11’i öldü ya da yaralandı. Ölenlerin sayısı 470 bini aşmış durumda. Pek çok farklı silahlı gücün çatıştığı ülkede, insanların can güvenliği ortadan kalkmış durumda. Hayatta kalabilmek için, nüfusun %45’i (yaklaşık 11,5 milyon kişi) yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Bunların 5 milyon kadarı ülke dışına çıktı. Ülkede sağlık, barınma, beslenme, eğitim gibi hizmetler gerektiği gibi sağlanamazken, ekonomi tamamen çökmüş durumda.
İşte, yazının başında andığımız “ötekiler”, bu koşullardan kaçıp gelen insanlar. Tek dilekleri barış içinde, insanca yaşam haklarını elde edebilmek. Ne yan gelip yatmak için ne de çalıp çırpmak için buradalar. Ne de pek çoğumuzun hayal ettiği gibi devletin himayesinde, bir elleri yağda bir elleri balda yaşıyorlar. Aksine ezici çoğunluğu açlık sınırında, çok zor koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor.
Yerinden yurdundan edilmiş milyonlarca insanın, en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına yapmak zorunda bırakıldıkları şeylere tepkimiz nasıl şoven bir histeriye dönüştü bilemiyorum. Ama şu açık ki bu şoven dalganın yıkıcı/ayrıştırıcı sonuçlarını Suriyeli mülteciler olduğu kadar, biz de yaşayacağız.

Edebiyat iyi gelir…
Korkunç bir savaşın yıkımına tanıklık etmiş, üstüne mülteciliğin ağır koşullarına mahkûm olmuş milyonların derdine ortak olmak, acısını dile getirmek elbette edebiyatın, edebiyatçının görevi. Sadece yaşanan acılara sessiz kalmamak ve tarihe not düşmek de olmamalı burada amaç. Ötekileştirmeye karşı çıkmak, ayrımcı/şoven dalgayı kırmak iyi kitapların görevleri arasında sayılmalı.
Çocuk kitaplarında konunun ele alınmasını, bu yüzden öncelikli görmeliyiz. Farklılıkların zenginliğini, çok kültürlülüğü, eşitliği ve paylaşımı savunan; zor durumda olanla dayanışmayı özendiren; ayrımcı değil kucaklayıcı; sınırlara değil insanlığa güvenen bir çocuk edebiyatı… Çözümün bir parçası da bu!
Son yıllarda göç, göçmenlik, mültecilik meselelerine dair çocuk kitaplarının sayısında bir artış olduğu gözlemlenebilir. Buna rağmen, yanı başımızda yaşanan drama dair, gerek Türkçe kaleme alınmış gerekse çeviri yoluyla dilimize kazandırılmış eserlerin sayısı çok değil. Belli ki mültecilerin yaşadığı ağır travmalar, çocuklar için üretirken tutuk kaldığımız konulardan biri. Ya konuyu hakkınca ele alamama korkusu ya da çocuk dünyasına atfettiğimiz o kendinden menkul “saflık” bu tutukluğa sebep oluyor. Sanki yaşamın dışında bir çocuk dünyası varmış, sanki çocuklar çevrelerinde yaşananların farkında değillermiş gibi…
Her yaştan çocuğa, yaşanan insanlık krizini en doğru şekilde anlatabilmek; önyargılar oluşturmasını engelleyip empati yapabilmesini sağlamak; didaktizme düşmeden, parmak sallamadan ancak çocuk kitapları yoluyla sağlanabilir. Dahası mülteci çocukların da bu kitaplarla buluşması anlamlı olacaktır. Etraflarında sadece onları hor görenlerin değil, onlarla dayanışma içinde olan başkalarının da olduğunu hissetmeleri bir yana, yaşadıkları dramı edebiyat yoluyla anlamlandırmaları da daha kolay olacaktır. Bu noktada, bugüne kadar göç ve mülteci sorunlarına dair kaleme alınmış ve İyi Kitap sayfalarında yer bulmuş bazı kitapları hatırlamak faydalı olur diye düşünüyorum.

Kitaplar, kitaplar…
2007 Angoulême Uluslararası Çizgi Roman Festivali’nde “En İyi Albüm Ödülünü” kazanan Uzak, Avusturalya Göçmenlik Müzesinde yer edinmiş bir kitap. Kendisi de göçmen bir ailenin çocuğu olan Shaun Tan’ın, 5 yılda tamamladığı bu sözsüz eser, bir göçmen babanın hikâyesini resmediyor. Kitaptaki çizimler, çeşitli biçimlerle belgelenmiş (fotoğraflar, anlatılar, kitaplar vb.) gerçek göç anekdotlarına dayalıdır. Her biri çok detaylı çalışılmış, birbirinden etkileyici çizimlerin; korku, umut, yalnızlık, yabancılık, öteki olma, uyum/uyumsuzluk, özlem, kavuşma gibi pek çok duyguyu/durumu kolaylıkla okura aktarmasının ardında bu gerçeklik olgusunun da payı büyük olmalı. (Tanıtım ve künye: İyi Kitap, Sayı 62)
Tarık ve Beyaz Karga ise hem konusu hem de yaratılış süreci ile öne çıkan kitaplardan. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ile Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği’nin desteği ile Sarıgaga Yayınları tarafından yayımlanan kitap, “Kutup Yıldızı Kolektifi” adı altında bir araya gelen 10 mülteci çocuğun katkılarıyla yazıldı. Tarık ve ailesinin, çok sevdikleri ama bir kara bulutun çöreklendiği adalarından, bir karganın rehberliğinde başka bir adaya göç etmek zorunda kalışlarının öyküsü, Sadi Güran’ın desenleriyle renklenmiş. Çocukları mülteci kavramıyla tanıştırmak, olası önyargıları kırmak ve dayanışma duygularını geliştirmeyi hedefleyen hüzünlü bir hikâye. (Tanıtım ve künye: İyi Kitap, Sayı 52)
Frank Cottrell Boyce imzalı Benim Adım Hiç Kimse ise göç ve mülteciliğe çocuk gözüyle bakan bir diğer kitap. Boyce’un gerçek bir olaydan esinlenerek kurguladığı anlatıda, Moğalistan’dan İngiltere’ye göç eden bir ailenin çocukları Chingis ve Nergui ile tanışıyoruz. Onlara rehberlik eden Julie’nin ağzından dinlediğimiz öykü, farklılıklar ve çok kültürlülük üzerine akıcı bir anlatı. Chingis’in, Moğolistan’dan getirdiğini sandığımız fotoğrafların, aslında Liverpool’a ait olduğunu öğrenmek; kültürel uyum sorunları, aidiyetler ve farklı bakış açıları üzerine düşünmemize yol açıyor. (Tanıtım ve künye: İyi Kitap, Sayı 59)
Yapı Kredi Yayınlarından çıkan Çabuksığınlar, mültecilerin zorlu yaşamına değinen, ironik bir kurgu. Jean-Claude Grumberg’in kaleminden çıkan kitapta, müzisyen bir Çabuksığın ailesi ile tanışıyoruz. Yeri yurdu olmayan; gittikleri her ülkede istenmeyen, aşağılanan, ırkçı tepkilerle karşılaşan ailenin başından geçenlere tanık oluyoruz. Kitaptaki keskin tarihi göndermeler ve kendini üstün gören yerleşiklerin tavırları çok tanıdık gelecek bizlere. (Tanıtım ve künye: İyi Kitap, Sayı 88)
Bilgi Yayınevinden çıkan Juju Beni Unutma, Suriyeli mülteci çocukların dramına dair bir başka anlatı. Çiğdem Sezer’in kaleminden çıkan eserde, ölüm ve yıkımla erken yaşta tanışan Juju’nun, mülteci olarak bulunduğu Türkiye’deki yaşamına tanıklık ediyoruz. Mültecilerle dayanışma içinde olanlar kadar, şoven önyargılarını kusan karakterler de anlatıya gerçeklik katmış. Küçük Azer’in sözleri, tüm mülteci çocukların durumunu özetliyor sanki: “Ben hayal kurmuyorum, çalışıyorum.” (Tanıtım ve künye: İyi Kitap, Sayı 80)
Güzin Öztürk’ün kaleme aldığı Kuş Olsam Evime Uçsam, mülteci bir çocuğun gözünden savaşa ve göçe bakıyor. Evini, arkadaşlarını, ağabeyini, bir anlamda her şeyini yitirip ailesiyle Türkiye’ye sığınan Beşir’le tanıştırıyor Öztürk bizi. Yerleşiklerin mültecilere karşı ötekileştiren tavırları bu romanda da yer buluyor. Beşir’in ülkesinden ayrılırken cebinde koyduğu bir avuç toprak ve içindeki ıhlamur ağacı tohumu, umuda dair simgesel anlatıda önemli bir yer tutuyor. Beşir’in hayalleri, umutları ona olduğu kadar bize de güç veriyor. (Tanıtım ve künye: İyi Kitap, Sayı 88)
Hitler Oyuncağımı Çaldı ise Nazi zulmünden kaçan bir Yahudi aile ile tanıştırıyor bizi. Judith Kerr, kendi yaşam öyküsünden yola çıkarak kaleme almış bu kitabı. 9 yaşındaki bir kız çocuğunun gözünden; faşist histeri, ötekileştirme ve uyum sorunları çerçevesinde mülteci yaşamının zorluklarına tanık oluyoruz. (Tanıtım ve künye: İyi Kitap, Sayı 57)
Temel izleği ya da yan temalarından biri, göç ve mülteci sorunları olan kitaplar bunlarla sınırlı değil elbette. İyi Kitap’ın bu sayısında, 9 tanesini daha dikkatinize sunuyoruz: Küçük Göçmen, Umut Sokağı Çocukları, Savaşı Bitiren Sinek, Kayıktaki Çocuk, Yolculuk, Başka Bir Yerde Yaşasaydım, Herkes Burada, Hoş Geldiniz ve Denizler Hepimizin.
Sınırlara hapsolmayan, barış içinde bir dünya için iyi kitaplar!

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

İstanbul Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun oldu. 1994 yılından bu yana yayıncılık alanında çalışıyor. Pek çok yayınevinde farklı görevlerde bulundu. “Cankurtaran Şövalyeleri İstanbul Dehlizlerinde” adında, Günışığı Kitaplığı’ndan yayınlanmış bir çocuk romanı var. İyi Kitap’ın sorumlu yazı işleri müdürü ve editörü olarak çalışma yaşamına devam ediyor.

1 Comment

  1. Huriye dogan 12 Haziran 2017 at 14:13

    Dikkatlerin bu yöne cekilmesinin gerektigini ve insanlik borcu oldugunu,edebiyatin tüm dunya cocuklarinin uzerinde olumlu etkisini gosteren yazin icin tesekkurler…

Yorum yaz