İyi Kitap

Gotik bir anlatı olan Yuva, bir yanıyla çok duygusal diğer yanıyla sert ve huzursuz edici. Elinize aldığınızda bir kenara bırakamayacağınız kadar da sürükleyici.

Yazan: Özlem Toprak

Çocukluk, hayaller kadar korkularla da belirlenen bir dönem. Hangimiz anlamlandıramadığımız ama teslim olmaktan da kendimizi uzun süre alıkoyamadığımız korkular yaşamadık ki? Küçük bir kızken geceleri karanlıktan deli gibi korktuğum günleri dün gibi hatırlarım. Ödüllü yazar Kenneth Oppel de Yuva romanında, Steve’in rüyalar ve korkularla dolu hem gerçek üstü hem de bir o kadar gerçek dünyasına götürüyor bizi. Çocukluğumuzun zorlu kâinatına…
Kitabın ismi Yuva, bir yanıyla Steve’in; anne babası, kız kardeşi Nicole ve hasta doğan bebek kardeşi Theodore ile paylaştığı yerin adıyken diğer yandan da o bunaltıcı yaz mevsimi boyunca evin çatı saçaklarında yuva kurmuş yaban arılarına bir gönderme. Üstelik pek çok takıntısı olan, terapiste giden Steve, arı alerjisi olan ve yanında EpiPen iğnesi bulunduran bir çocuk.
Yine de aslında en büyük korkusu arılar değil. Esas mesele teşhisi tam konulamamış ve ailenin sürekli hastaneye koşturmasını gerektiren bebeğin hastalığı ve bu hastalıkla birlikte Steve’de sürekli el yıkamaktan, yatağın başucunda bir karaltı gördüğü için sadece nefes alabilecek kadar yorganı başına çekmeye varıncaya kadar bütün eski takıntıların hortlamış olması. Üstelik buna, bu kez tuhaf rüyalar da eklenmiş durumda. Steve bizi giderek korkutucu bir hâl alan rüyalarına şu girişle dâhil ediyor: “Onları ilk gördüğümde melek olduklarını sanmıştım. Soluk ve incecik kanatlarıyla, çıkardıkları müzikal sesle ve onları sarmalayan ışıkla başka ne olabilirlerdi ki? O anda sanki beni, önceden tanıyormuş gibi, bir süredir izledikleri ve bekledikleri hissine kapılmıştım. Bebek doğduktan on gün sonra gece vakti rüyama girdiler.”

Onarmak sözünün irkilticiliği
Derken Steve, bu düzenli rüyalardaki muhatabın kraliçe arı olduğu ve kendisinin her seferinde arı kovanını ziyaret ettiğini fark ediyor. Bir de konuşmalardan giderek irkildiğini… Çünkü kraliçe arı Steve’e dair her şeyi biliyor, hem de sırf onu sokmuş olduğu için. Dahası bebeği iyileştirmeyi vadederken “onarmak” ve “yenisiyle değiştirmek” fiillerini kullanıyor. Ne de olsa arıların dünyasında her şey mükemmel bir uyum içerisinde ve kusurlara yer yok. Steve ise bebek kardeşinin düzelmesi için olur verdiği sözün sorumluluğu altında huzursuzlanmaya başlıyor. Öyle ki kardeşi Theo’nun sağlığına kavuşmasından anladığı şey, pek de bu yaban arılarının planladığı şey değil gibi. Üstüne üstlük komşuların hiç görmediği ama aile bireylerinin gördüğü bıçak bileyicisi adamın evlerinin kapısına bıraktığı, sapı tam Steve’in eline uygun garip bir bıçak var ortada. Ha bir de kız kardeşi Nicole’ün oyuncak telefonuyla konuştuğu Bay Hiç Kimse’nin uyarıları… Ve denetimi altında olmayan bütün bu tuhaf olaylar “Sakin olmamı gerektiren çok fazla durum var. Ama bu konuda hiç de iyi değildim,” noktasına getiriyor onu. Arı korkusu ve kardeşinin ölebileceği ihtimali, göze almayı aklından dahi geçiremeyeceği bir mücadeleye dönüşüyor gitgide.
Emre Karatay’ın çevirdiği Yuva’da, Jon Klassen’in, hiçbir surete yer vermeyen ancak gergin atmosferi çok iyi yansıtan siyah-beyaz çizimleri de bu gergin hikâyeyi keskinleştiren ana unsurlardan biri. Daha önce de İthaki Yayınlarından çıkan ve Mary Shelley’nin efsanevi kahramanı Frankenstein’ın çıraklık dönemini kurguladığı gençlik fantastik kitabı Karanlık İşler bulunan Oppel, 1985’ten bu yana ağırlıklı olarak çocuk ve gençlik edebiyatına yoğunlaşmış bir gotik anlatı ustası. Kanada doğumlu Kenneth Oppel, sinema ve İngilizce eğitimi eşliğinde bir dönem İngiltere ve İrlanda’da da yaşamış. Kitapları pek çok farklı dile çevrilen ve alanında birbirinden değerli ödüller alan Oppel, Yuva’yı da çocukları Sophia, Nathaniel ve Julia’ya ithaf etmiş.

Korkuları olanlar için zorlayıcı
Gotik bir anlatı olan Yuva, bir yanıyla çok duygusal diğer yanıyla sert ve huzursuz edici. Elinize aldığınızda bir kenara bırakamayacağınız kadar da sürükleyici. Kusursuzluğun soğuk ve gerçek dışı bir talep olduğu; insanların tam da farklı, tuhaf, hatta kusurlu yanlarıyla, oldukları hâliyle kabul edilmesi gerektiği yönündeki sıcak mesajı iç ısıtırken, Steve’in birinci tekil şahıstan anlattığı ürpertici hikâyenin açıkçası kan donduran pek çok ayrıntısı var. Dolayısıyla çocuk okur kitlesinin yaşını bu açıdan gözetmek yararlı olabilir. Öte yandan kitabın yetişkinler dünyasına da hitap eden çok yönü bulunuyor. Bu açıdan birlikte okunup tartışılmak için çok verimli bir kaynak.
Kraliçe arının ağzından yapılan toplumsal mükemmellik dayatmasına dönük eleştiri, pek çok önemli meseleyi konuşmaya imkân verecek zenginlikte: “İnsanlar yalan söyleyip mükemmel olanı istemediklerinden bahsediyor. Ama aslında istiyorlar. Mükemmel gövdeler ve zihinler, konforlu koltuklar ve arabalar, tatiller, erkek ve kız arkadaşlar, evcil hayvanlar ve çocuklar. Neden yalan söylüyoruz ve istemediğimizden bahsediyoruz? Çünkü insanların cimri, kibirli veya zalim olduğumuzu düşünmelerinden korkuyoruz. Ama bunları hepimiz istiyoruz.” Ve bütün bu maceranın içinde savrulan Steve’in arıların önerdiği o mükemmel bebeğin asla Theo’nun yerini tutamayacağını fark etmesi de çok değerli. Çünkü aslında hepimiz zayıflık, korku, zaaf ve arızalarımızla mükemmel ve tamız. Yuva da, bu gerçeğin içerisinde rahat hissettiğimiz zaman ve mekânın adı…

 

 

 

Yuva
Kenneth Oppel
Resimleyen: Jon Klassen
Türkçeleştiren: Emre Karatay
Doğan Egmont, 216 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

Yorum yaz