İyi Kitap

Babasını kaybettiği sırada henüz sekiz yaşında olan bir çocuğun, resmi olarak ülkenin kralı ilan edildiği bu hikâyede, yaşları birbirine yakın üç erkek çocuğunun farklı statüleri gereği yaşadıkları şeyler anlatılırken, dostluk ve dayanışmanın altı çiziliyor.

Yazan: Sema Aslan

Kore asıllı Amerikalı yazar Linda Sue Park’ın kaleminden Uçurtma Avcıları, 15. yüzyıl Kore geleneklerinin güçlü arka planıyla iki erkek kardeşin ortak bir hayal için elbirliği yapmalarını, kendilerini tanımalarını ve birbirleriyle o güne dek bilmedikleri türden bir ilişki kurmalarını anlatıyor. Kitabın ana karakteri, küçük erkek kardeş Yong-sup, geleneksel yapıya isyan etmenin eşiğinde büyümeye çalışır. Ailenin ilk çocuğu Ki-sup ise kendinden beklenilenleri yerine getirecek bir sorumluluk duygusu ve olgunlukla “ağabey”lik yapar fakat çocuksu yüzünü perdeleyemediği zamanlar olur.
Sade ve akıcı hikâyesinde yazar, iki erkek kardeş ve yaşıtları çocuk-kralı bir uçurtma etrafında buluşturur. Kore geleneklerine göre yeni yıl, herkesin bir araya geldiği bir bayramdır ve bu bayram için yapılan kutlamalar, kralın himayesinde gerçekleştirilen büyük uçurtma yarışlarıyla doruğuna ulaşır. Hediyelerin verildiği yeni yıl kutlamalarının birinde Ki-sup’a bir uçurtma hediye edilir. Yong-sup o andan itibaren büyük bir dikkat ve hevesle, abisinin uçurmayı bir türlü beceremediği uçurtmayı izlemeye başlar. En büyük hayali uçurtmayı uçurabilmek olan Yong-sup, yalvarıp yakarmalarının sonunda makarayı eline alır. Defalarca kez denemiş olmasına rağmen uçurtmayı uçuramayan abiden farklı olarak Yong-sup, henüz ikinci deneyişinde muvaffak olur! Tam bu noktada Yong-sup’un nasıl bir çocuk olduğuna ilişkin ilk ipucunu görürüz. O, başarısıyla böbürlenecek bir çocuk değildir; ayrıca abisini kızdırması hâlinde bir daha uçurtmaya elini değdirememe gibi bir ihtimalin de farkındadır. Hem zeki hem incelikli bir çocuk olan Yong-sup’un uçurtmaların dilinden anladığı, rüzgârı “görebildiği” gibi detaylarla olaylar gelişmeye başlar. Kardeşlerin gökyüzünde süzülen uçurtmalarını sarayından gören ve izleyen çocuk-kral, günün birinde Ki-sup ve Yong-Sup’un bulunduğu yamaca gelerek onlardan kendisi için bir uçurtma yapmalarını ister. Kralın bu emri iki kardeşin ve hatta kralın kendisinin de hayatında önemli bir değişikliğe yol açar.
Hikâyenin temelde üzerinde durduğu nokta, çocukluk. Babasını kaybettiği sırada henüz sekiz yaşında olan bir çocuğun, resmi olarak ülkenin kralı ilan edildiği bu hikâyede, yaşları birbirine yakın üç erkek çocuğunun farklı statüleri gereği yaşadıkları şeyler anlatılırken, dostluk ve dayanışmanın altı çiziliyor. Geleneksel törenler, sorgulanmayan adetler ve katı kurallar ile çocukluktan yetişkinliğe geçişte toplumsal olanın belirleyici etkisi açık bir şekilde anlatılıyor. Buna göre, aile içinde tartışmaya kapalı bir hiyerarşik düzen vardır; yetenekleri ve ilgileri ne olursa olsun ilk erkek çocuk iyi bir eğitim almaya, ikincisiyse baba mesleğini sürdürmeye koşullandırılır; kız çocukları “kadınsı” işlerle görevlendirilir ve yemek sofrasına erkeklerden sonra otururlar; annenin evden dışarı çıkması söz konusu olmadığı gibi, babanın kararlarını uygulamaktan başka şansı da yoktur vs. Zaten hikâye boyunca kadın karakterlerin adını bile duymayız; onlardan anne ve kız kardeşler olarak söz edilir. Kız kardeşlerin heyecan verici olayların hiçbirinde söz aldıklarına ya da herhangi bir tepki gösterdiklerine rastlanmaz; anne de sadece iki üç kez söz alır, o anlarda da toplumsal kuralları ve babanın otoritesini anımsatmakla yetinir. Tüm bu detayların 15. yüzyıl yaşantısına ait olduğu hatırlatılabilir. Ancak muhtemelen Koreli değilse, bu kitabı okuyan başka herhangi bir çocuğun hikâyenin geçtiği zamana dair çok açık izlenimleri olmayacaktır. Ülkenin bir kral tarafından yönetildiğinden söz ediliyor olması da yeterince doğrudan bir çağrışım yapmaz; zira hikâyede -anlatıdaki dilden dolayı değilse de içeriğin doğasından kaynaklanan masalsı bir yan var. Gökyüzünde süzülen kaplanlar, üzeri altın pullarla işli ejderha, gizemli törenler, yaramaz ruhlar, çok ihtişamlı bir saray ve sarayda yaşayan, tahterevalliyle gezdirilen çocuk-kral… Yazarın, yüzyıllar öncesinden bir arka plan tercih etmesi, belki hikâyeye masalsı bir güç katma arzusundan kaynaklanıyor ancak bu tarihi arka plan çok işlevsel kullanılabilmiş gibi görünmüyor.
Uçurtma Avcıları’nın bir diğer ilginç yanı, söz konusu erkek çocuklarının her birinin kendi konumunu, karşısındakinin duygularını ve her biri için çıkar yol olabilecek ortak çözümü görmeye ve bulmaya hevesli olması, söz ve davranışlarını bu temel arzu üzerinden kurgulamaları. Yani bu anda da “çocukluk” yapmıyor, “olgun” davranıyorlar. Hayal kırıklıkları yutuluyor, hevesler yatıştırılıyor, öfkeler ağzın içinde hapsediliyor.
Ancak birçok (çocuk) okur bu hikâyeyi okuduğunda, tüm bu soruları soracak olsa bile, çok sürükleyici ve heyecanlı bir kitap okumuş olacak; büyük ihtimalle de bir solukta bitirecek. Çünkü Linda Sue Park, geleneksel Kore kültürüne ilişkin epey ilginç detaylarla süslediği bu hikâyesinde son satıra kadar insanı merakta bırakan bir mücadeleyi ve böylesi çetin bir mücadelede dayanışmanın neyi nasıl değiştirebileceğini anlatıyor. Ve tüm dikkatler uçurtmaların büyük yarışındaymış gibi görünen tüm küçük anlarda, bambaşka bir mücadelenin ipuçlarını veriyor: Kendi olma mücadelesi, babaya karşı sözünü söyleyebilme mücadelesi, omuzlardaki ağır yükü kenara bırakabilme ve elbette “çocuk” olabilme mücadelesi.

 

 

 

Uçurtma Avcıları
Linda Sue Park
Çeviren: Tahire Firuze Başar Özkan
Beyaz Balina Yayınları, 144 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1978 Berlin doğumlu. Sosyoloji ve iletişim okudu, gazetecilik yaptı. “Benim Kitaplarım / 35 İsim 35 Kütüphane” (Doğan Kitap) ve “Kozalak” (İletişim Yayınları) isimli iki kitabı bulunmakta.

Yorum yaz