İyi Kitap

Çizgi romandan grafik romana…

“Popüler olan her şey kamuoyunda ve siyasi iktidar nezdinde tedirginlik yaratır. Çizgi romanın çok sattığı, popüler olduğu, çocukların çizgi romanların asıl okuru olduğu zamanlara bakarken popülerlikle ve kontrol dışına çıkan şeylerle ilgili gerginliği hesap etmemiz gerekiyor.”

Söyleşi: Safter Korkmaz – Levent Cantek

Safter Korkmaz: Çocukluğumda (‘70’li, ‘80’li yıllar), çizgi roman okumak ayıplanan bir şeydi. Aileler, öğretmenler uzak durmamızı isterlerdi, bu “zararlı içerik”ten. Çoğunlukla gizli kapaklı takip ettiğimiz yayınlardı çizgi romanlar. Bugün, daha farklı bir atmosferden söz etmek mümkün sanırım. Gerek çizgi roman gerek grafik roman, okuruyla daha rahat buluşuyor. Bir anlamda “zararlı” olmaktan, “okunabilir” olmaya uzanan bir yolculuk oldu bu… Siz nasıl değerlendiriyorsunuz Türkiye’de çizgi romanın yolculuğunu? İçerik, okur kitlesi, yayın kalitesi, tema çeşitliliği gibi kıstaslardan bakarak dönemlere ayırmak mümkün mü bu süreci? Bir de grafik roman nerede dahil oldu meseleye?

Levent Cantek: Popüler olan her şey kamuoyunda ve siyasi iktidar nezdinde tedirginlik yaratır. Çizgi romanın çok sattığı, popüler olduğu, çocukların çizgi romanların asıl okuru olduğu zamanlara bakarken popülerlikle ve kontrol dışına çıkan şeylerle ilgili gerginliği hesap etmemiz gerekiyor. Türkiye’de çizgi roman aşağı yukarı elli yıl boyunca sadece pedagogları değil entelektüelleri de endişelendirmişti. Çizgi romanlardaki mesajın şırınga gibi çocuklara ve okurlara zerkedildiğine inanılıyordu. Hani bu mesaj nasıl anlaşılıyor veya çizgi romanın okuru olan çocuk nasıl bir çocuk sorusu akla getirilmiyordu. Bunun üstüne Ortodoks Marksizm eleştirileri de eklendi. Bugün daha farklı bir atmosfer var tespitini yapıyorsak, bu çizgi romanın artık çok satmamasıyla da ilgili. Eskisi gibi rağbet görmüyor, hayat değişti, dergicilik can çekişiyor vs. Çizgi romanlar artık çocuklara değil yetişkinlere ve özellikle kitap okuruna hitap ediyorlar. Bütün bunlara çizgi roman üreticilerinin endüstriyel kodların dışına çıkmaz arzularını, sanat ve estetikle ilgili kişisel isyanlarını ekleyelim. Eskiden de ayrıksı ve ortalamanın üzerinde işler ve denemeler vardı ama akacak mecra bulamıyorlardı. Şimdi buluyorlar. Geçmişte piyasa dergilerle şekilleniyordu ve kitapçılarda kendine yer bulamıyordu, daha çocuksuydu ve serüven ağırlıklıydı. Bugün dergiler yok, albümler ve nitelikli basılan, dikkatle hazırlanan kitaplar var. Geçmişle kıyaslarsak çok daha zengin bir yayın çeşitliliği olduğunu söylemek gerekiyor.

S.K.: Çizgi roman ve grafik roman arasındaki farklılıklardan söz etmenizi istesek? Nedir iki türü ayrı kılan?

L.C.: Temel farklılık anlattıkları hikâyeyle ilgili. Yaşlanabilen, yenilebilen, ölebilen kahramanları olur grafik romanların. Batman veya Ken Parker’ın ayrıksı bir macera yaşaması onu grafik roman yapmaz. Ayrıksı serüvenler yaşayan bir seriyal yapar. Biz orada, her ne anlatılırsa anlatılsın muktedir, her şeye gücü yeten bir kahramanı takip ederiz. O yayını kahramanı için satın alırız. Yazarı çizeri o kitabı kendi imkânlarıyla yayınlıyor diye, küçük bir yayınevi çıkarıyor veya tek albümde bitiyor diye bir kitap grafik roman olamaz. Çoksatar kitap olmak, bir mantığı gerektirir, içeriği ta baştan belirler, satar ya da satmaz o ayrı bir şey. Grafik romanlar bu bakımdan bir tepkidir ve zaten o refleks, edebi bir dilin taşıyıcısı olmayı gerektirir. Çok satarlıkla, çizgi romana özgü düalizmlerle veya kahraman özdeşleşmesiyle mesafelidirler.

S.K.: Geçmişe göre olumlu yönde bir gelişme olsa da konu resimli kitaplar, çizgi romanlar, karikatürler olunca hâlâ küçümseyici bir tavır gösteren okur sayısı az değil. Bu türlerin ürünlerine, önemsiz ya da çocuklara has şeylermiş gibi davranıyor pek çokları. Burada çarpık bir “entelektüel okur” olma çabasından söz edebilir miyiz? Siz nasıl değerlendiriyorsunuz, okurun çizgiyle sınavını?

L.C.: Bu konuda yapacak pek fazla bir şey yok. İnsanlar bir şeyi güzel bulurken, bu tespiti yaparken mutlaka bir başka şeyi küçümsemek istiyorlar. Bunu yaparak o güzelliği seçen kendilerine kıymet vermiş oluyorlar. Sadece çizgi romanla ilgili değil, edebiyat okuru da bunu yapıyor, şu yazarın sadece iyi olması okura yetmiyor, diğer yazarlara beş basması gerekiyor. Dikkatle ne diyor diye bakınca şunu görüyorsunuz. Benim sevdiğim sanatken, benim sevdiğim edebiyatken benim sevmediklerim yani diğerleri çöp, palavra ve aptallık demek istiyorlar. Herkes bu yargılardan etkileniyor, sosyal medyanın etkileri de var bu dilin içinde. Herkes bağırarak konuşuyor, bağırmak da kavga etmek demek… Başka türlü fark edilmediklerinin farkında insanlar…

S.K.: Genel edebiyat okurundan ayrı bir çizgi roman/grafik roman okur tipinden (belki de ayrı ayrı iki tipten) söz edebilir miyiz? Okurun türlerle ilişkilenişi nasıl?

L.C.: Sadece bizde değil her yerde bir değişim oldu. Okurun yaş ortalaması yükseldi. Çizgi romanların edebi niteliği değiştikçe, gördüğü entelektüel ilgiye bağlı olarak yeni okurlarla tanıştı. Geleneksel çizgi roman okuru erkeklerdir, serüven anlatılarını takip ederler. Son otuz yılda mangalar (Japon çizgi romanı) genç kadın okur getirdi, grafik roman da edebiyatseverlerin ilgisini çekti. Geçmişle karşılaştırdığımızda bu kadar kadın okur yoktu ve edebiyat okuru tür olarak çizgi romanla ilgilenmezdi. Bugüne gelirsek, benim çizgi romana başladığım yaşlarda olan bir çizgi roman okurundan söz edebilmek mümkün değil. En genç okur 13-14 yaşında olabilir. Onlar da Hollywood’la evrilen bir okur kitlesi…

S.K.: Grafik romanlarınızın okurlarını göz önünde bulundurduğunuzda, genç okurun ilgisini ve eserlerinizle kurdukları bağı nasıl değerlendirirsiniz? Buradan hareketle, çocuk ve gençlerin, söz konusu türlerle etkileşimi üzerine neler söyleyebilirsiniz?

L.C.: Anlattığım hikâyelerin niteliğinden dolayı farklı bir okurum olsun istiyordum. Altı yıl önce pek grafik roman yayımlanmıyordu ve doğrusu, benim grafik roman diye bir şey uydurduğumu sanan üreticiler, koleksiyoncular ve okurlar dahi oldu. Dünyada ne olup bitiyor pek ilgilenmeyen bir toplumuz, çizgi roman dünyamız bundan azade değil. Çizgi roman satışlarını, yıllara bağlı olarak değişen okur ilgilerini takip etmeye çalışırım. Grafik romanın bizde de karşılık bulacağını ve türün günbegün çoğalacağını tahmin ediyordum. Çizgi roman daha çok nostaljiyle konuşuluyor, grafik romansa sanata ve edebiyata yakın durarak yarına da kalacak işler çıkartıyor. Okurla etkileşim meselesiyse biraz karışık, bir şeyi bugün anlatıyorsanız aslında aktüeli anlatırsınız ama ürettiklerinizle geleceğe de kalmalısınız. Hikâye, film, roman ya da çizgili bir anlatı hiç fark etmez, konuşulmazsa yaşayamaz. Etkileşim, piyasa arzıyla da oluşabilir. Amerikan süper kahramanları çizgi romanları bizde pek satmazdı. Sinema ve oyuncaklar öyle bir değiştirdi ki… şimdi çok satıyorlar. Çünkü tüm dünyada çok konuşuluyorlar.

S.K.: Resimli kitap, grafik roman, çizgi roman gibi çizgiye dayalı eserlerin, çocuk ve gençlerin okuma deneyimlerine ne tür katkılarından söz edebiliriz?

L.C.: Çizgi romanlar bu konuda bir servis aracı gibi görülürler. Yani çocuğun daha yüksek sanata veya okuma alışkanlığına ulaşabilmesi için kullanılan bir araçtır çizgi roman. Tabii ki böyle bir şey yok. Kendine özgü bir anlatım aracıdır ve böyle bir pedagojik sorumluluğu olamaz. Okumayı çizgi romanlardan öğrendim diyen çok insan duydum ama bu ölçülebilir bir şey değil. Çocuksanız, size dokunan şeylerle ilgileniyorsunuz. Okumayı sürdürürseniz, keşfediyorsunuz ve okuma çeşitliliğiniz ister istemez genişliyor. Çizgi roman okumayı hiç bırakmamış biri olarak söylüyorum, çizgi romanlar sayesinde daha iyi bir okur oldum diyemem ama bana hız kazandırmış olabilir. Pek akla gelmiyor ama okumak bir eğlencedir de ve ben çocukken kimi çizgi romanlar bana çok eğlenceli geliyordu. Dokunmak dediğim bu.

S.K.: Son yıllarda gerek çeviri gerek Türkçe yayımlanan grafik roman / çizgi roman sayısında bir yükseliş var. Bu yükseliş devam edecek mi sizce? Okurda karşılığını buldu mu süreç?

L.C.: Ben yükseliş demezdim, çoğalma ve çeşitlilik belki daha doğru… İyi hikâye, okurda karşılığını bulur. Bence, tüm dünyada şu oldu, yazarları çizerleri, sadece çizgi roman üreterek geçinebiliyordu, şimdi bu, en azından eskisi kadar mümkün değil. Ben karamsar değilim, ne olacak derseniz eğer, tıpkı edebiyatçılar gibi, başka işlerin yanında iş üretecekler artık. Ve bu da onları, sanata ve edebiyata yakınlaştıracak, ticari kaygılardan uzaklaştıracak.

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

İstanbul Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun oldu. 1994 yılından bu yana yayıncılık alanında çalışıyor. Pek çok yayınevinde farklı görevlerde bulundu. “Cankurtaran Şövalyeleri İstanbul Dehlizlerinde” adında, Günışığı Kitaplığı’ndan yayınlanmış bir çocuk romanı var. İyi Kitap’ın sorumlu yazı işleri müdürü ve editörü olarak çalışma yaşamına devam ediyor.

Yorum yaz