İyi Kitap

Çocuklar için edebiyat dergisi: Kırmızıfare

Fatih Erdoğan, tam kırk yıldır çocuk edebiyatı alanında yazıyor, çiziyor, üretiyor. Çocuk dergiciliği alanında özel bir yeri olan, 1990-2007 yılları arasında toplam 107 sayı yayımlanan Kırmızıfare Dergisi, Fatih Erdoğan’ın çocuk edebiyatına en güzel armağanlarından biri. Doğan Gündüz, Fatih Erdoğan ile Kırmızıfare üzerine söyleşti.

Söyleşi: Doğan Gündüz – Fatih Erdoğan

Bu söyleşinin ilk bölümü önceki sayımızda yayımlanmıştır.

Doğan Gündüz: Kırmızıfare sadece içerdiği metinlerle değil, aynı zamanda illüstrasyonlarıyla da özel övgü hak eden bir dergi. Feridun Oral, sen, Kemal Gökhan, Mıstık, Huban Korman, Betül Sayın, Osman Kehri, Kağan Güner, Mustafa Delioğlu ve daha nice ressamın ismine bazen dergi kapağında bazen de içerisinde rastlıyoruz. İllustrasyonları seçerken nasıl bir yol izlediniz? “Alt tarafı bir resim” yaklaşımından uzak durmanızın temel nedeni neydi?

Fatih Erdoğan: Görselliğin önemini keşfedişimi, özellikle üniversitenin bitiminden sonra birlikte aynı evde kaldığım arkadaşlarım Şahin Erkoçak ve Sahir Erdinç’e borçluyum. İkisi de güzel sanatlar mezunuydu ve geceler boyu yaptığımız sohbetlerimiz, bu konuda hızlandırılmış kurs oldu benim için. Sonra da Münih Kütüphanesi’nde (IJB) geçirdiğim üç ay boyunca yaptığım okumalarım ve incelediğim örnekler “çocuk kitaplarında resim” konusunda bilinçlenmemi sağladı. Dergide resmi önemsemiş olmamızın altyapısı bu tür bir birikim. Tabii bu az önce adını andığın çizerlerimizin dergiye değer verdikleri için yaptıkları katkılar, neyin nasıl olması gerektiğine ilişkin eleştiri ve yorumları bizi ayrıca eğiten en önemli etkenlerden oldu.

DG: O dönemde gazetelerin, bankaların diğer bir deyişle büyük sermaye sahiplerinin çıkardığı Başak Çocuk, Türkiye Çocuk, Doğan Kardeş, Milliyet Çocuk gibi dergiler var. Kırmızıfare ise son derece mütevazı koşullarda piyasaya çıkıp var olma savaşı veriyor. 1990-1991
yılları arasında üç ayda bir, 1992 yılında iki ayda bir, sonrasında yayımına ara vereceği 1999 yılı haziran sayısına kadar aylık yayımlanıyor. Bu da gerçekten “Çocuklar için edebiyat” şiarıyla yola çıkan bir dergi için büyük bir başarı. Bu başarının arka planında ne tür zorluklar, destekler yaşadınız?

FE: Mevsimlik planlanan ilk 4 sayısının çıkmasının arkasında Redhouse var. 1991 yılında çocuk yayınlarını durdurmaya karar verdiklerinde ekip dağıldı ve aslında Kırmızıfare oradan öteye gitmeyebilirdi. Mavibulut olarak devam etmeye karar verdiğimde (ticari olarak doğru olmayan bir kararla) “5. sayıdan devam” diyerek 2 aylığa geçtim. Herhangi bir mali gücüm olmadığı için bu doğru bir karar değildi ama ilk dört sayıyla gelen övgülerin ticari başarıyı da getireceğini sanıyordum. Abone sayısı artacaktı ve dergi para da kazandıracak, en azından kendi maliyetini karşılayacaktı. İlk büyük desteği Kültür Bakanlığı sağladı ve bunu birkaç yıl sürdürdü. Önce 1100 adet aboneliği kütüphaneler için aldılar. (Bu adet sonraları 300’e düştü ve iktidar değişince kesildi.) Sonrası… Sadece abonelik üzerinden yürümeye çalışan, reklamsız, promosyonsuz bir dergi… Olmaz mı? Olur. Olur ama paran varsa olur. Yoktu. Ne vardı? Bir tür umut ama daha çok inat diyebiliriz. Tek başıma değildim tabii bu inadı sürdürmekte. Yazarların çizerlerin katkısı büyük. Her zaman telif bedeli alamadılar ama “böyle bir dergi sürmeli” diyerek var olmaya devam ettiler. Ama en büyük kaybı kim yaşadı dersen, kendimi başa koymam gerekir. İnadın bir bedeli vardı ve örneğin 10 yıl değil de belki en fazla beş yılda “Bu iş olmuyor” demeliydim. Aksamalar oldu. Bazı sayılar çıkamadı vb. Her yanıyla gurur duyulacak bir süreç olmadı bence. Mesela ikinci denemede çabuk “aydım” ve 14 sayı sonra “Sahiden olmuyor,” deyip kapattım.

DG: İyi bir edebiyat okuru olmanın yanı sıra okuyucularına toplumsal sorunlar karşısında demokratik itiraz etme yöntemlerini de gösteriyor Kırmızıfare. Ocak 1997 (63. sayı) dergisinin kapağında “Sürekli aydınlık için 1 dakika karanlık” amblemini görüyoruz. Şubat
1998’de (28. Sayı) Has Bilgi Birikim sözcüklerinin kısaltması olan HBB televizyon kanalının “he be be” olarak okunması gerekirken sunucularının “eyc bi bi” diye okumasına okurlarının itiraz edebilmesi için sonu “Yaşasın güzel Türkçemiz.” diye biten bir dilekçe örneği
yayımlıyor. İyi bir edebiyat okuru olmak niye tek başına yeterli değil?

FE: HBB konusu biraz gereksiz bir hassasiyetti. O sıralar böyle şeylere fazla takılıyordum. Bugün için anlamı pek kalmadı. Ama sorun geçerli tabii. Bence “iyi bir edebiyat okuru olmak” yeterli. Bugün artık böyle düşünüyorum. Derginin bazı (sosyal) konularda tavır almaya heveslenmesi biraz kişisel. Dergiyi bir kurum gibi görüp, çevremizde olup bitenlere duyarsız kalmama, sessiz kalmama çabası. Evet ama bunu yaparken derginin yazarlarının çizerlerinin okurlarının görüşünü alıyor muyum? Hayır. O hâlde böyle bir “kurumsal tavır”dan söz etmek çok doğru olmuyor. Peki hiç mi sözümüz olmayacak? Buna en güzel cevabı bir iki yıl önce Genco Erkal verdi: “Ben sözümü sahnede söylemeliyim!” Dergi de sayfalarındaki öykülerle, edebiyatın içinden seslenmesini sürdürmeli.

DG: 89. sayının (1999 Mart) Merhaba yazısında “Demek ki ülkemizde Kırmızıfare gibi bağımsız, yalnızca edebiyat ve güzel Türkçe diyen bir dergi olabilirmiş, başarıyı ‘başkalarından üstün olmak değil, ‘başkalarıyla birlikte mutlu yaşamak’ olarak tanımlayan, bugünün pırıltılı, yarının aydın çocukları için çıkarılan bir dergiyi yaşatacak insanlar varmış!” diyorsun. Görünen o ki birtakım zorluklar yaşanmaya başlanmış ama aşılmış. En azından geçici bir süre aşılmış, çünkü üç sayı sonra, 92. sayıyla yayın hayatına altı yıl ara veriyor Kırmızıfare. O sayının arka kapağında da “Bir rüyanın peşinde 10 yıl, Kırmızıfare” görseli var, belli ki onuncu yıla erişmek için özel çaba harcanmış. Merak ettiğim şu; dergi maddi ya da yönetimsel zorluklar nedeniyle mi duraksama dönemine girdi yoksa sosyal değişimler neticesinde
okuyucuların beklentileri değişmeye başladığı için talep mi azaldı?

FE: Şimdiye kadar biraz cevap oluştu gibi ama açabilirim: Bir kere derginin “Merhaba” yazısındaki sözler daha çok temenniden ibaretti. Zorluklar şöyle: Her ay dergiyi basıyorsunuz ama karşılığında abone gelirleri o maliyeti karşılamıyor. Bunun çok boyutu var. Talebin azlığı da doğru, var olan talebi körükleyecek işletmecilik becerilerinin olmadığı da doğru. Çok sınırlı sayıda insandan oluşan bir segment sıkı sıkıya yapışıyordu dergiye ama onun ötesinde var olan kesimlere ulaşabilmek iyi bir tanıtım pazarlama becerisi gerektiriyordu. Bu da bende yoktu. Yani “mal iyi” de olsa “pazaryerinde” yeterince iyi sunulmuyordu. Öte yandan talep de çoktan sönmeye yüz tutmuştu
aslında ama bunu da göremiyordum o sırada. Düşün ki ekonomik güç bakımından çok başka yerde duran Doğan Kardeş bile “ekonomik nedenlerle” kapatılmıştı. Süreli bir çocuk dergisinin bugün karşılığı var mı emin değilim.

DG: Kırmızıfare, altı yıl aradan sonra yeni bir çabayla 2005 Ekim ayında tek sayı, 2006 Ocak ayında danışma kuruluna yeni katılımlarla (Prof. Dr. Meral Alpay, Aytül Akal, Ferit Avcı, Gülten Dayıoğlu, Mustafa Delioğlu, Yıldırım Derya, Aysel Gürmen, Mustafa Ruhi Şirin, Mavisel Yener) “Çocuklar için edebiyat ve sanat” mottosuyla yeniden yayımlanıyor. 2007 Ocak ayında çıkan 107. Sayı ile birlikte yayımlanması bir kez daha duruyor. O günden bugüne Kırmızıfare’nin dolmakalemden bayrak direğine çektiği “Yaşasın Edebiyat” bayrağı hâlen dalgalansa da kendisi uzun süredir ortada yok. Ne dersin, bir gün Kırmızıfare “Merhaba, özür dilerim bir süre ortalıkta yoktum,” diyerek yine karşımıza çıkar mı?

FE: Kırmızıfare’yi hazırlamak, üretmek çok güzel bir heyecandı. Zaten ilk dönemin ardından bir daha çıkarmaya girişmenin arkasında da bu heyecanı özlemek yatıyordu. Tabii ki özlüyorum. Keşke devam edebilsem. Ama zaman değişiyor işte. Bazen istemesek de değişiyor. Bugün yine çıkarsam nasıl bir dergi olurdu? Sanırım içeriğini çok fazla değiştirmez, o saf hâlini korurdum. Ancak günümüzde belki kâğıda basılı değil de ekran üzerinde okumalık bir dergi olurdu Kırmızıfare. Bunu düşünebilirim, az önce açıkladığım bir nedenle. Teknolojik gelişmeler sunumu değiştiriyor doğal olarak. Mağara duvarı, kil tablet, papirüs, parşömen, kâğıt, vb… Ama değişmeyen bir şey var, edebiyatın sunuluş biçimi ne olursa olsun, içerik… Bugün sinema endüstrisi olsun dünya kitap yayımcılığı olsun hep iyi bir “öykü”nün peşinde… Bu arayış değişmiyor. İşte Kırmızıfare gibi dergiler, ille de hemen kitap olma kıvamına gelmemiş ama okur nezdinde sınanması gereken öyküler/ yazarlar için bir küçük prova sahnesi işlevi görüyor. Nitekim sen de dikkat çektin, birçok yazar öykülerini Kırmızıfare’de sınayıp daha sonra kitaplarına aldı. İşte bu işlevin önemine yaslanarak belki bir online Kırmızıfare düşünülebilir.

DG: Sevgili Fatih, ilk kitabından bugüne dolu dolu tam kırk yılı geride bırakmışsın. Hem bu söyleşi hem de bu kırk yıl içinde çocuk edebiyatına katkıların için ne kadar teşekkür etsem/etsek az. Kırmızıfare’nin göndere çektiği sözcüklerle bitireyim söyleşiyi: Yaşasın Edebiyat!

FE: Teşekkür ederim. Bana da geçen yılları gözlerimin önünden geçirme fırsatı sağladın.

KIRMIZIFARE İÇİN NELER SÖYLEDİLER?
Aytül Akal (Yazar) Kırmızıfare, hem benim hem çocuklarımın dergisiydi, evrile çevrile okunurdu bizim evde. Bundan 30-35 yıl önce çocukların seveceği kitapları bulmak zordu ama Kırmızıfare’nin içeriğinde aradığımız her şey bulunurdu. Özgün öyküleri ilham vericiydi, bazıları hâlâ aklımdadır. Benim için ayrı bir yeri vardı derginin. Öykülerim henüz kitaba dönüşmeden onları resimlenmiş, basılı olarak görmenin heyecanını yaşatırdı bana. Kırmızıfare’de basılacak diye yeni öyküler yazmaya heves eder, motive olurdum. Hem bir anne olarak hem de yazar olarak Kırmızıfare hayatıma çok şey katmıştır. İsterdim ki devam edebilsin. Ama abonelik modası geçmiş, öte yanda bir derginin satışa girebilmesinin çok sınırlayıcı sistemi de çoktan kurulmuş… Kısacası, Kırmızıfare ne yazık ki kapitalizmin kapanına sıkıştı.
Mustafa Delioğlu (Ressam)
Birçok yazarın birçok öyküsünü heyecanla resimledim. Çok sayısına kapak yaptım. Benim için Kırmızıfare sanki birçok yazarın çizerin yolunu bulmasına önayak oldu. Şimdiyse bir nostaljidir Kırmızıfare Çocuk Dergisi.

Kırmızıfare Çocuklar için Edebiyat Dergisi,
Mavibulut Yayınları, Sayı 19, Mayıs 1993

Kırmızıfare Çocuklar için Edebiyat Dergisi,
Mavibulut Yayınları, Sayı 63, Ocak 1997

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Doğan Gündüz 1966’da İstanbul’da doğdu. Kitapları: Kaçan Uykuların Peşinden (Can Çocuk, 2013), Sahi Benim Annem Hangisi? (Can Çocuk, 2014), Kayıp Çocuklar Bahçesi (YKY, 2015), Unutma Oyunu (YKY, 2015), Alaturkadan Alafrangaya Zaman Osmanlı’da Mekanik Saatler (Ege Yayınları, 2015), Acayip Bir Hediye (Can Çocuk, 2015), En Sevdiğim Oyuncak (YKY, 2016), Fare Adlı Kedi (Can Çocuk, 2016), Bisküvi Kutusundaki Martı (Can Çocuk, 2016), Denize Mektuplar Atan Çocuk (YKY, 2018), Ailenin En Yaramazı (Can Çocuk, 2018)

Yorum yaz