İyi Kitap

Sosyal medyada okur kaynaklı tepkilerin çocuk edebiyatı üzerindeki etkileri

Sosyal medyada gözlemlenebilen temel sorunlardan biri kitaplarda yer alan bazı sahnelerin, cümlelerin bağlamından tamamen koparılarak ele alınmasıdır.

Yazan: Ayşegül Utku Günaydın

Bu yazıda, çocuk edebiyatı söz konusu olduğunda, her kesimden ve yaştan okurun görüşlerini ifade edebileceği bir mecra olarak sosyal medyada, eleştiri sınırlarını aşıp zaman zaman lince dönüşen tepkilerin yayıncı, yazar, çizer, okur ve çocuk edebiyatının gelişimi üzerindeki olası etkileri tartışılıp çözüm önerileri üzerinde durulacaktır. Geniş bir çevreye doğrudan ve ânında ulaşabilmenin yanı sıra, etki gücü açısından sosyal medyanın sunduğu olanakların elbette pek çok avantajı var. Ama eleştiri ile “linç kültürü” arasındaki farkın ve etkilerinin daha çok konuşulması, çocuk edebiyatının gelişimi açısından çok önemli.
Ebeveyn, öğretmen, kütüphaneci gibi çocuklar adına kitap seçme işini yapan kişilerin, yani kitap seçicilerin (yazının devamında “okur” olarak da geçecektir) geribildirimleri ve tepkileri elbette kitap üreticileri için çok değerlidir. Fakat sosyal medyada kitapları hedef gösterip taraftar toplamak ya da devletin çeşitli mercilerine şikâyet etmek sansürün kapısını aralamaktan başka bir şeye yaramayacaktır. Bu nedenle öncelikle sosyal medyanın bu amaçla nasıl kullanıldığına bakıp kitap seçicilerin rollerinin önemi ve edebiyatı şekillendirmedeki güçleri ile yayınevlerinin bu süreçte karşılaşabileceği sorunlar ve çözüm önerileri üzerinde duralım.

SOSYAL MEDYADA ELEŞTİRİNİN SINIRINI AŞMASI
Sosyal medyada kitap seçicilerin şikâyetleri genel olarak eserlerde kullanılan dil, şiddet mevhumu, toplumsal ve ahlaki değerlere uymayan unsurlar, eşcinsellik, taciz, ölüm gibi konular etrafında yoğunlaşıyor. Görevi çocuklar için kitap seçmek yani aracılık etmek olan kişilerin, çocukları koruma güdüsüyle hassasiyetlerinin arttığını görüyoruz ama tam da bu noktada kitapların asıl okuyucuları olan çocuklara daha çok güvenmemiz gerekiyor. Bugün bir kitap, salt içinde trafikte kavga eden iki yetişkinin yer aldığı bir sahne olduğu gerekçesiyle şiddet içerdiği söylemiyle bir öğretmenden tepki alabiliyor. Yazarın tam da bu örnekle yani yarattığı karakterlerin özellikleri aracılığıyla anlatmayı amaçladığı şey göz ardı ediliyor, onun yerine ayrıntıya odaklanılıyor. Dolayısıyla metnin özünün, derinde yatan anlamlarının pek çok zaman ıskalandığını görüyoruz. O kavga sahnesi nedeniyle kitabı okuyan çocuğun da kavgacı olabileceği ya da psikolojisinin kötü
etkilenebileceği varsayılıyor. Ya da normallik kavramını sorgulayan ve farklı oldukları için dışlanan insanları ele alan bir çocuk kitabında
iki kadının el ele tutuştuğu bir sahne, ebeveyn için sorun teşkil edebiliyor. Ama işte tam da bu noktada kitabın çocuklara uygun olmadığı, hastalıklı düşünceleri aşıladığı iddia edilip toplatılması istediğinde artık okurlar olarak uyanık olup buna tepki gösterebilmeliyiz. Her kitap elbette her çocuğa uygun değildir ama genelde ebeveynlerin dünya algısı ve görüşüyle uyuşmadığı için kitabı okumamayı ya da başkalarına önermemeyi seçmek yerine bir kitabın “toplatılmasını”, hatta “yok edilmesini” isteyen, sosyal medyanın erişim gücünü arkasına alan ve dalga dalga büyüyüp kimi zaman okur lincine dönüşen durumlarla karşılaşıyoruz. Taciz konusunu ele alan bir kitabın
uygunsuz içerik gerekçesiyle toplatılmasını ve yok edilmesini istemek de eleştiriyi aşan, çocukların okuma haklarını çiğneyen bir yaklaşımdır. Çocukları yaşamın gerçekliğinden soyutlamanın, edebiyatı olabildiğince sterilleştirmenin bir yararının olmadığı, aksine zorlu konuları çocuklara anlatmada edebiyatın çok iyi bir araç olduğu hatırlanmalıdır. Sosyal medyada gözlemlenebilen temel sorunlardan biri kitaplarda yer alan bazı sahnelerin, cümlelerin bağlamından tamamen koparılarak ele alınmasıdır. Bağlamından koparılan alıntı, kitaplardaki özün ya da derindeki anlamın ıskalanmasına ya da manipüle edilmesine açık hâle gelir.
Bir diğeri ise “çocuğa görelik” kavramının yanlış algılanması ya da çarpıtılmasıdır. Uygun bir dil ve üslupla her konunun çocuğa anlatılabileceğini ya da her kitabın her çocuğa uygun olmayacağı, kitap seçicilerin tam da bu noktada asıl üstlerine düşen görevleri yapmaları gerektiği konusu çoğu zaman unutuluyor. Farklı olana gösterilen tahammülsüzlük de okur kaynaklı tepkilerin bir kısmını oluşturuyor. Farklılıkları anlatan kitaplardan hâlâ çok hoşlanılmadığını görüyoruz. Bu kimi zaman geleneksel değerlere uymadığı gerekçesiyle “öteki” olanı tehdit olarak görme nedeniyle de yapılabiliyor.

KİTAP SEÇİCİLERİN ROLÜ
Kitap seçiciler, ebeveyn, veli, öğretmen, kütüphaneci gibi çocuklar için kitap seçimi yapan, yani onlar adına ne okuyacaklarını seçen bir nevi aracılık eden kişilerdir. Bu önemli rolü üstlenen kişilere bugün çok fazla sorumluluk düşüyor. Çocuk edebiyatında yazarlar da yaygın olarak yetişkinler olduğu için toplum olarak söz hakkı her zaman için yetişkininmiş gibi algılama eğilimindeyiz. Fakat bu durum, çocukları özne olmaktan çıkarmaktadır. Her kitap her yetişkine uygun olmadığı gibi çocuk edebiyatı da çok geniş bir literatürü içerir. Ebeveyn, veli, öğretmen, kütüphaneci gibi kitap seçicilerin rolü de tam bu noktada devreye girmektedir. Çocuğu iyi tanımak, ilgi alanlarını ve ruhsal durumunu iyi bilmek durumundadırlar. Daha da ideali çocuğa daha fazla güvenerek kitap seçim işine onu da dâhil etmeleri yani birlikte
seçimdir.

ÇOCUKLARIN OKUR OLARAK HAKLARI NELERDİR?
Öncelikle okur olarak saygı görmesi, çocukların en önemli haklarından biridir. Yönlendirmeler elbette çok değerlidir ama bir çocuk arzu ettiğinde ne okuyabileceğini kendisi de seçebilmelidir. Okuduğu her cümlenin onu nasıl etkileyeceğini varsaymak yerine bu konuda çocuklara güvenilmesi ve inisiyatif tanınması gerekiyor. Ayrıca iyi edebiyata ulaşabilir olmak, bir çocuğun okur olarak en büyük haklarındandır. Bu bakımdan seçicilerin, erişimi çocuk açısından kolaylaştırması beklenir. İyi edebiyata ulaşabilir olması, onun eleştirel
bakışını da geliştirecek bir unsurdur. Tüm bunlar, çocukların birey olma süreçlerine de hizmet eder. Artık yetişkinler olarak çocukların bizlerden farklı bireyler olabileceği düşüncesiyle de barışmamız gerekiyor. İşte tam da bu noktada sansürü tartışırken çocuklara nereden bakıldığını kavramak, okur kaynaklı tepkilerin ve eğilimlerin temel nedenini görmek bakımından anlamlı olacaktır. Bunda yetişkin bireylerin biraz da üstenci bir bakışla çocuğu salt şekillendirilmesi, eğitilmesi ve terbiye edilmesi gereken bir varlık olarak görmelerinin payı bulunmaktadır. Yetişkinler, çocuklara öğretmeleri gerektiğine inandıkları çok değerli bilgilere, değerlere sahip olduklarını düşünürler. Onları kendilerinin bir uzantısı olarak görme eğilimlerinin doğal bir yansıması olarak da dünya algılarını, sıkı sıkıya inandıkları etik ve ahlaki değerleri aktarmaya çalışırlar. Fakat unutmamak gerekir ki edebiyat ve kitaplar söz konusu olduğunda seçiciler aslında sadece birer aracı ve kolaylaştırıcıdır.

OKUR KAYNAKLI TEPKİLERİN YAYINCI, YAZAR, ÇEVİRMEN VE ÇOCUK EDEBİYATI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Peki sosyal medyadaki okur kaynaklı tepkilerin, yayıncı, yazar, çizer gibi çocuk edebiyatının üretiminde bizzat rol alan kişi ve kurumlara olası etkileri nelerdir? Fikirleri bastırmanın ya da engellemenin bir uçta imkânsızlığı dururken bir yandan da eleştiriyi aşan, sansürü destekleyen mekanizmanın edebiyatı şekillendirme gücünü yadsımamak gerekiyor. Kitap seçiminde rol oynayan kişilerin, bu edebiyata yön verme güçleri vardır. Sansür de çocuk edebiyatını salt eğitim misyonuyla değerlendirmek de bu edebiyattaki çok sesliliğe zarar verebilecek temel etmenlerdir. Kitap üreticileri zaman zaman okur tepkilerinden çekinerek sorun odaklı konuları ele alan kitapları
yayımlamakta isteksiz davranabiliyorlar. Onun yerine daha çok satabileceğine inandıkları, “sorunlu” konulara yer vermeyen kitaplara yönelebiliyorlar. Veyahut da bu tepkileri önlemek adına başka otosansür mekanizmaları devreye giriyor. Metin üzerinde yapılan çeşitli değişiklikler ve çevirilerde zaman zaman uygulanan manipülasyon da otosansüre bir örnektir. Yayıncılar gelebilecek eleştirilere önlem olarak bazen yurt dışındaki yayıncısından izin alarak metin üzerinde değişiklik bile yapmaktadır. Benzer kaygılarla, bazen de satış ve pazarlama stratejisi olarak bazı yayınevlerinin edebiyat dışı kimlikleri denetmenliğe soyundurduğunu görmek de mümkün. Sırtını edebiyat dışı bir denetmene yaslayan bu yaklaşım, kapısını otosansüre de aralamaktadır. Bir yayınevi dilerse her türlü edebiyat dışı aktörden yardım alabilir. Fakat bu bir dayatma ve zorunluluk olamayacağı gibi yüceltilen bir yaklaşım olmasının sakıncaları vardır.
“Çocuğa görelik”, çocuk edebiyatını içerik ve dil bakımından yetişkin edebiyatından ayıran en önemli kavramdır. Bu kavramı gözetip süzgeçten geçirecek olan öncelikle yazarla birlikte kitabı yayımlamaya karar veren yayınevidir. Elbette bunun tehlikelerinden biri de yine otosansürdür. Yazarın, yayıncının bu sözünü ettiğimiz etki alanından çekinip kendi kendisini sansürlemesi, edebiyattaki çok sesliliği, özgürlüğü, çocuk edebiyatının gelişmesini önleyici unsurlardır. Dolayısıyla her türlü sansür mekanizmasına karşı uyanık olmak gerekiyor.
Edebiyat söz konusu olduğunda en önemli kurumlardan biri de eleştiri mekanizması. Bilimsel ya da dayanıklı eleştiri her sanat dalında ve akademik alanda olduğu gibi çocuk edebiyatının da gelişimine katkıda bulunacak çok önemli kurum. Çocuk edebiyatı alanında yaygın kitlelere ulaşacak eleştirel yazıların artması ve tartışma zeminlerinin sağlıklı bir düzleme çekilmesi, sosyal medyadaki eleştirel bakışı aşan tepkileri de azaltacaktır. En azından çocuk edebiyatındaki sorunların gerçekten tartışılabildiği bir noktada buluşmamızı sağlayacaktır. Peki karşılıklı diyaloğu artırmak ve eleştiri zeminini daha sağlıklı bir düzleme çekebilmek için neler yapılabilir? Bu noktada kitap üreticileri ile kitap seçicilerinin daha çok bir araya gelmesinin, tartışma zeminlerinin yaratılmasının faydaları olabilir. Kitap üreticileri, seçicilerin işlerini kolaylaştırmak için kitapları kapsamlı biçimde ele alan rehber ya da katalog gibi malzemeler sunarlar. Bu malzemeler,
seçim işini yapanlar tarafından daha etkin biçimde değerlendirilebilir. Ayrıca seçim işine daha çok emek verilmesinin de faydası olacaktır.
Sonuç olarak sosyal medya, kampanyayı başlatan kişiyi anonimleştirdiği ve çok büyük konfor alanı tanıdığı için bu mecrada sansüre yol açabilecek bir rüzgâr yaratmak nispeten kolaydır. Amaç ise bunu önlemek değil sansüre kapı aralayan çağrılar ya da dayanaksız eleştiri konusunda her zaman uyanık olmaktır. İşte tam da bu noktada çocuklara eleştirel düşünmeyi, temelsiz, dayanıksız söz anlamına gelen safsata türlerini öğretmemiz gerekiyor.

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz