İngiliz yazar Philip Reeve’in Şafak Feneri adlı romanından… – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

İngiliz yazar Philip Reeve’in Şafak Feneri adlı romanından…

İngiliz yazar Philip Reeve’in Şafak Feneri adlı romanından…

Şafak Feneri ya da beyaz örümceklerin intikamı! Meraklı ve korkusuz Arthur ile sinir bozucu kız kardeşi Myrtle’ın uzayın en uzak köşelerinde (gerçekten de kimseciklerin yolu düşmemiştir oralara) yaşadıkları Jules Verne romanlarını aratmayan maceraları.

“Ne muhteşem bir yaratık! Yanılmıyorsam, bilimin tanımadığı türlerden hem de! Art, çabuk, bana bir ağ ve en büyük saklama kavanozumu getir…”

“Bay Dokumacı bir örümcek!” diye bağırdım. “Aşağıda bir sürü örümcek var!”

”Gözlüğünü düzeltip tavanda bize doğru yaklaşan örümceğe bakarak, “Hadi ama Art,” diye babam beni payladı. “Buna örümcek demek zor. Görünüşte bir benzerlik var, kuşkusuz, ama bu yaratığın en az on iki bacağı olduğunu gözlemlemiş olmalısın. Bizim dünyamızdaki arachnidae türününse yalnızca sekiz…”

Daha ileri gidemedi, çünkü o anda yaratık babamın üzerine atıldı. Yaratığı birkaç kez tekmeledim, ama fark etmedi bile ve tek tepkisi on iki bacağından birini savurup vurarak, beni merdivenlerin tepesindeki sahanlığa yuvarlamak oldu. Başka örümcekler de geliyordu; gaz lambalarının ışığı altında sıska bacaklı, kara gölgelerinin kesik kesik hareket ettiğini görebiliyordum. Babamın bağırdığını duydum, “Arthur, koca adam, ablanla ilgilen! Myrtle’ı koru, ben…” Sonra sesi boğuldu.

Dönüp arkama baktım. Örümcek babamı bacaklarının arasına alıp kaldırmış, makara gibi döndürüyor, onu Şafak Feneri’nin pencerelerini örten beyaz perdelerle tepeden tırnağa sarıyordu.

“Baba!” diye bağırdım, ama son emrini yerine getirmek dışında yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Tekmeler atarak, kollarımı çırparak geldiğim yöne ittim kendimi. Arkamdaki sahanlık, örümceklerin sıska, dans eden gölgeleriyle dolmuştu. İleride, uçandomuzlarımız pembe popolardan ve kıvrık kuyruklardan oluşan tombul bir kargaşa halinde dolanıyor, bir yandan da acınası seslerle ciyaklıyorlardı. İstilacıların kokusunu alıp panikle ambar kapağını kırmışlardı herhalde. Bir hava
kanalına daldılar ve oradaki gölgelerin güvenliğine sığındılar. Ben de oraya saklanmak isterdim, ama Myrtle’ı kurtaracağıma söz vermiştim, bu yüzden yüzerek ilerlemeye devam ettim.

İki hizmetkârın havada sallanarak, yerçekimi kesildiği anda katlıyor oldukları battaniyelerle uğraştıklarını gördüm. “Örümcekler!” diye bağırdım onlara. “Toz! Bütün bu örümcek ağlarından kurtulun!”

İstilacıları durduramayacaklarını biliyordum, ama onları en azından yavaşlatacaklarını umuyordum. Hizmetkârlar süpürge ve tüyden yapılmış toz fırçalarını uysalca çıkartarak örümceklere yönelirken, ben resim çıtasına tutundum ve kendimi Myrtle’ın odasına doğru çektim.

“Ah, kapıyı çal Art!” diye bağırdı Myrtle. “Kaç kere söylemem gerekiyor? Sanki çok zor iş!”

Tam o anda sahanlıkta büyük bir şangırtı ve tangırtı yankılandı. Sanırım yollarını kesmek için yolladığım hizmetkârları alt eden örümceklerin gürültüsüydü. “Bu korkunç şamata da ne?” diye sordu Myrtle. “Jeneratörün yine bozulduğunu fark etmişsindir herhalde! Hem, babam nerede?”

O anda babamızın ölmüş olabileceğini fark ettim; örümcekler onu yemişti ve kaçmazsak bizi de yiyeceklerdi.

Myrtle’ın elini tuttum, onu kapıya sürükleyerek, “Cankurtaran sandallarına gitmemiz gerek,” dedim. “Galiba son derece kötü bir şey oldu.”

Şafak Feneri
Philip Reeve
Resimleyen: David Wyatt
Çev: Niran Elçi
Tudem Yayınları
360 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz