Bir kediyi sevmekle başlayacak her şey… – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

Bir kediyi sevmekle başlayacak her şey…

Ömür ŞAHİN

Kayıp Savaşçı, Savaşçının Kaçışı ve Savaşçıların Dönüşü isimli kitaplardan oluşan çizgi seri okuyucuya öteki kavramını sorgulatırken, ünlü Selvi Boylum Al Yazmalım filminin son sahnesinden “Sevgi neydi? Sevgi emekti” repliğini hatırlatıyor.

Üzerine uzun uzun düşündüğümüz, çeşitli mecralarda tartışıp çözümlemeye çalıştığımız ‘öteki’ olarak etiketleme alışkanlığı, toplumsal kuralları içselleştirdiğimiz sosyalleşme sürecinde öğreniliyor. Pek çok uyaran tarafından çocukların öğrenmesi ve içselleştirmesi sağlanan bu zehirden, günümüz dünyasında tamamen kaçmanın bir yolu var mı? ‘Yok’ demek yerine düşünmek için süre istiyorum…

Toplum kuramlarını değerlendirirken fen bilimlerine yaklaşamayız; çünkü toplum kaotik bir yapıdır (iyi ki de öyledir) ve insanlığın yol haritası verili/yazılı kurallar üzerinden ilerlemez. Öyle olsaydı yüzyılın başında “Tarihin sonu geldi” diyen Fukuyama haklı çıkardı…

Böylesi bir girişten sonra karşınıza kedilerin hikâyesinin anlatıldığı bir çizgi romanla çıkacağım, evet. Ve bunu hiç garipsemiyorum. Hayatın sürprizleri de zorunlulukları da, beyin yıkama seansları, çamuru ve temizliği de böyle minik ve hep es geçtiğimiz, önemsemediğimiz, ciddiye almadığımız şeylerde gizlidir çünkü…

Beni çok heyecanlandırarak sonda  söylenmesi gerekenleri başta söyleten kitap(lar) geçenlerde Savaşçıların Dönüşü ismiyle üçüncü cildi yayımlanan Savaşçılar serisi. Kitapları elime aldığım ilk anda, adı nedeniyle elimde vurdulu kırdılı bir hikâye tuttuğumu sanıp temkinli olmaya karar vermiştim. Sayfalar ilerledikçe şiddet aramaya programlandığı için kılıçtan keskin olan dikkatim, şiddet bulamayınca işte başta anlattığım şeylere yöneldi. İyi ki de öyle olmuş…

NANKÖR DEĞİL GURURLU
Kayıp Savaşçı, Savaşçının Kaçışı ve Savaşçıların Dönüşü isimli kitaplardan oluşan seri (doğal olarak) doğal ortama uygun yaşamayı şiar edinen Şimşekboyu kabilesinin yaşadığı ormanlık alanın insanlar tarafından yerle bir edilmesiyle başlıyor. Ancak kabile üyesi onlarca kedi o alanda yaşamaktan vazgeçmiyor. Derken insanlar Şimşekboyu kabilesinin evi olan derbeder ormana yeniden gelip, kedileri kafeslere doldurarak şehre götürüyor. (Para karşılığı satmak için… Para karşılığı… Satmak… Bir hayvanın alınıp satılabilir bir tüketim nesnesine dönüşmesi size de garip gelmiyor mu? Cevabınız hayırsa, o cümledeki hayvan kelimesini insanla değiştirin.)

Kedileri kafeslere doldurmak elbette o kadar kolay olmuyor. Savaşçı (ki burada mücadeleci anlamında kullanılıyor) kediler, üç hikâyemizin de kahramanı Grikamçı başta olmak üzere, Böğürtlenpençe, Sincappençe, Yağmurbıyık, Dikenpençe, Parlakyürek ve çok daha fazlası, göz yaşartan bir mücadele veriyorlar. Yeniliyorlar, çünkü insanlar fiziksel olarak onlardan çok daha büyük ve güçlüler. Başlarına gelen hiç adil değil… Oysa insanlar o alanın kendilerine ait olduğunu düşünüyordu… Belki de o alan üzerine bir otel inşa edilecekti kim bilir?

Kahramanımız Grikamçı o an, “Bu kedilerin çektiklerine göz yummaktansa ölürüm daha iyi” dedi; ama o da bir kafes içinde, çaresiz şehre gitmekteydi.

Derken onu bir aile satın alıp evine götürdü. Aile Grikamçı’ya çok iyi davranıyor, onu seviyor ve besliyordu. Hep arkalarından nankör diye konuşulan kedilerin aslında gururlu olduklarını düşündünüz mü hiç? Hiçbir kedi karnını doyurdunuz diye ona sahip olmanıza, nasıl istiyorsanız öyle davranmanıza izin vermez. Grikamçı da öyle yaptı, sıcak bir yuva fikrini itici bulmasa da, o özgür ruhlu bir dağ kedisiydi, insanlarla yaşayamazdı. Doğada avlanıp karnını doyurmaktı ona göre olan; hazıra konmak değil… Ve bir yolunu bulup evden kaçtı.

Bütün amacı hâlâ insanlarca yerlebir edilen o ormanda yaşadığını zannettiği kabilesinin yanına dönmekti. Fakat o da ne? Yolu bir türlü bulamıyordu. Şehrin içinde dönüp duruyordu… Üzgündü… Ama bu üzücü yolculuk ona hiçbir şeye değişemeyeceği bir armağanla geldi… Aşkla…

Grikamçı yolunu bulmaya çalışırken Millie adında güzeller güzeli bir ev kedisiyle tanıştı. Millie’nin ev kedisi olması Grikamçı için eksi puandı; ama ilk gördüğü anda onu sevdi. Ev kedisi olmaya alışmış Millie de Grikamçı’ya karşı boş değildi.

İlk görüşte aşktı bu! Okuyucu anlıyordu. Ama henüz aşklarını birbirlerine itiraf etmemişlerdi. Birbirlerinden oldukça farklıydılar üstelik. Grikamçı’nın kabilesini bulmak ve yeniden kendi olmak için gösterdiği mücadele Millie’yi çok etkilemişti. Millie, Grikamçı’ya bu yolda yoldaş olmak istiyordu; ama o ev kedisi olmaya alışmıştı. Birlikte dere tepe düz gittiler, kilometrelerce yol aştılar, türlü badireler atlattılar. Başlarına gelen sorunları kâh Millie, kâh Grikamçı çözdü. Sonunda ne mi oldu? Grikamçı kabilesini buldu mu? Henüz itiraf edilmemiş aşk son buldu mu? Söylemem. Kitapları okuyun.

Benim söyleyeceklerim başka. Manga çizimlerinin büyüsüne kapılan okuyucuya bu kitaplar ne öğretir diye sorarsanız, size karakterleri hatırlatırım:

HEM İSYANKÂR HEM UYUMLU
Grikamçı oldukça isyankâr bir karakterdi. Kuralları vardı ve o kurallar dışına çıkılmasından hiç mi hiç hoşlanmıyordu. Millie ise uyumluydu. Bu onun içindeki mücadeleci kimliği de görünmez kılmıyordu üstelik. Koşullara ayak uyduruyordu… Hikâyedeki bu ikilik bize uyumun ve isyankârlığın birlikte gidebileceğini, tartışmanın doğruyu bulmadaki en iyi yol olduğunu anlatıyordu.

Kitaplar kendi gözlerimizle gördüğümüz dünyayı, gücü elinde bulunduranlar tarafından kötü muamele görenlerin gözüyle anlatıyordu. Kediler insanlara iki bacaklılar, arabalara canavar, koyunlara yaratık diyor; insanların dünyasını anlamlandıramıyordu.

Millie ve Grikamçı’nın farklılıkları aşan ilişkileri unutulmaz film Selvi Boylum Al Yazmalım’ın “Sevgi neydi? Sevgi emekti” repliğini, okuyanın kulaklarında çınlatıyordu…

Bu kitapları okuyan çocuklar belki de hayatlarında ilk kez dünyaya ‘öteki’nin gözünden bakacak. Kitaplar, mekânsal olarak yakında olsa da; upuzak hayatlara sahip olan, dolayısıyla onlara dokunmayan, bu nedenle tanışılamayan, korkulan, tiksinilen ve ‘öteki’ diye damgalanan hayatları, çocukların burunlarının dibine sokacak. Bu kitapları okuyan çocuklar hayatı ötekinin gözünden algılamak için bir adım atacak.

Son olarak Dostoyevski’ye katılıp, Zülfü Livaneli’yi selamlamak lazım diye düşünüyorum. Zira “Dünyayı güzellik kurtaracak” evet; ama bu kez belki de ‘bir kediyi sevmekle başlayacak her şey…’

Savaşçılar 1 / Kayıp Savaşçı
Savaşçılar 2 / Savaşçıların Kaçışı
Savaşçılar 3 / Savaşçının Dönüşü
Erin Hunter
Uyarlayan: Dan Jolley
Resimleyen: James L. Barry
Çeviren: Elif Yalçın
Tudem Yayınları

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz