Çocuklar, çocuk olduklarını unutmasınlar! – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

Çocuklar, çocuk olduklarını unutmasınlar!

Çocuklar, çocuk olduklarını unutmasınlar!

Elif TÜRKÖLMEZ

Resimli kitaplarını yetişkinlerin de beğeniyle takip ettiği ressam Can Göknil, bu defa fırçasını geniş tuttu. İyi de etti! Gökyüzü Sirki ve Çatlak Hasan adlı yeni masalları ile hem okuyucusunun yaşını büyüttü, hem de ne kadar iyi bir kelime cambazı olduğunu ispatladı.

Can Göknil, 1970’lerden bu yana çocuklar için kitaplar yazıp resimliyor. Yani hem bir yazar, hem de bir ressam. İlk kitabı Kirpi Masalı’ından, son kitabı Çatlak Hasan’a kadar, çocuklara eski söylencelerin, deyimlerin, efsanelerin büyülü dünyasını masalların renkli imbiğinden süzüp anlattı. Usta yazarla ‘bugünün çocukları için edebiyat ne demek?’ üzerine söyleştik. Sohbeti sözlü edebiyat geleneğimizden Amerikalılar’ın ejderhalardan neden hoşlanmadıklarına kadar vardırdık.

Gerek seçtiğiniz sözcükler, gerek öykülerinizin yapısı, gerekse öykülerinizi resimleyişiniz, bugünün çocuğunu nasıl yakalıyor sizce? Bilgisayar hızına ayarlı bir dünyada yaşarken öykülerinizde neler buluyorlar da seviyorlar?

Bu yıla kadar dört-altı yaştaki çocukları hedef alarak hazırlıyordum kitaplarımı. Amaç, görsel becerimle miniklere kitapların cazibesini duyumsatmak, sanata, edebiyata giden kapıyı aralamak oldu benim için. Konularımı okul öncesi kavramları belirledi. Bu dönemde en çok aile sıcaklığını, sevgisini duyumsatmak için
uğraştım. Yeni yayımlanan kitaplarım Gökyüzü Sirki ile Çatlak Hasan’da yedi-dokuz yaş çocuklarına öz kültürümüzden bölümler aktarıyorum. Gökyüzü Sirki, Orta Asya’da yaşamış olan göçebe atalarımızın inanç dünyasını anlatıyor. Böylelikle mitolojik kahramanlar, iyiyle kötünün savaşı, Tufan efsanesi, çocuklar için belki de ilk kez görselleşiyor. Türk kültürünün Anadolu öncesinde yaşadığı, ama bugün bize çok uzak gözüken bölgelerdeki dedelerimizin öykülerini tanımak  görsellikle daha kolaylaşıyor.

Çatlak Hasan ise Anadolu masal geleneği içinde gelişti. Sabri Koz’un ve Tarih Vakfı’nın yayımladığı Boratav arşivindeki tekerlemeler bu kitabımın kurgusunu oluşturdu. Halkımızın ortak yaratısı olan sözlü edebiyat geleneğini resimleyerek çocuklara sundum Çatlak Hasan’da.

Masallarda, söylencelerde bulduğumuz çocukluk dönemine özgü naif duyguları, yorumları nesilden nesile taşıdığım zaman sizin tarifinizle “bilgisayar hızına ayarlı bir dünyada” yaşayan küçük okurlarım için dinlenme fırsatı sağladığımı düşünüyorum. Ressam olmanın verdiği beceriyle görsel iletişim kurabiliyorum çocuklarla.

Yazarken ve resimlerken, bugünün çocuklarını daha iyi çocuklar yapma umudu ve gayretiyle mi çalışıyorsunuz? Sanki her kitabınız, kazanmaktan gayrı her şeyin değersiz olduğu söylemiyle, hırsla büyütülen çocuklara daha naif bir pencereden bakabilmeyi göstermek için yazılmış gibi…

Daha iyi çocuklar olmaları değil de, ruhen daha zenginleşmeleri gelecekteki yaşamları için önemli. Tekdüze yetişmesinler. Sonuçta dünyadaki çeşit çeşit renkleri algılayan bireyler daha mutlu, daha yaratıcı oluyor. Yaşamın hızına kaptırdığımız 21. yüzyıl çocukları, çocuk olduklarını unutmasınlar. Masallarla, öykülerle aile ortamında büyüsünler.

Yetişkinler masalları, söylenceleri neredeyse boş laf olarak algılar. Günümüzde geçer akçe ‘realite’. Modern dünya geleneğe kuşkuyla bakıyor. Ursula K. Le Guin, ‘Amerikalılar Ejderhalardan Neden Korkar?’ adlı bir makalesinde bu durumu şöyle açıklamıştı: Özellikle batı toplumlarında, kapitalist sermaye için çalışan sınıf, bu tür işlerin zaman kaybı olduğuna inanır. Kendilerine ‘kâr’ getirmeyen her şey kötüdür, değersizdir. Bu durumda sizin anlattığınız halk söylencelerinden esinlenen ya da masal dünyasına buyur eden öykülerin gelecek nesillerin hayatında değerli bir konumda olması için neler yapılabilir?

Amerika bu sorunla 30 yıl önce karşılaştı. O zaman biz de New York’ta yaşıyorduk. Binamızda tek çocuklu, boşanmış anne babalar otururdu. Okul dönüşünde
çocuklar hemen TV karşısına geçer, veli denetimi olmayınca, ne varsa izlerlerdi. İşten yorgun dönen anne veya baba da televizyon karşında onlara eşlik eder, hazır yemek yiyerek pek bir şey paylaşmadan günü tamamlarlardı. O günlerde bilgisayar teknolojisi henüz gelişmemişti. Kitap okumanın karşısındaki en büyük engel TV dizileriydi. Eğitici televizyon ve radyo kanalları özel istasyonlarla yarışa girdiler ve daha çekici programlar hazırlamaya başladılar. Mahalle kütüphanelerinde çocuk kitaplarına ait etkinlikler çoğaldı. Weston Woods gibi stüdyolar kitaplara sadık kalarak, illüstrasyonlara hareket kazandırdıkları mini filmler ürettiler ve kütüphane etkinliklerinde kitabı sevdirmek için bu filmleri gösterime soktular. Önemli bir noktayı vurgulamak isterim. Kütüphaneler yeni çıkan iyi kitapların yüzde 60’ını satın alıyorlardı; ve çok kütüphane vardı. Bizdekiler yaygın mı, güncel mi, kullanılıyor mu?

Sonrasında Amerikalılar ne yaptılar bilmiyorum çünkü biz İstanbul’a taşındık. Amerika’nın 30 yıl önceki sorunları şimdi bizim başımızda. Üstelik dilimiz de bozuldu. Bilgisayar ortamında Türkçe karakter sıkıntısı var. Sınavlar test usulü, çocuklar cümle kurmaktan aciz, TV spikerlerinin vurguları yanlış, marketlerde tüm ürünlerin isimleri İngilizce! Egemen ülkelerin kültürleri de egemen oluyor. Biz kendi kültürel kimliğimizi ve aidiyet hissimizi güçlendirmedikçe, muhteşem tarihimizin kültür birikimini çocuklarımıza aktarmadıkça bu sorunumuzu çözemeyiz. Aydın kişiler olarak anlatmamız gereken şey kitap sevgisi, halk söylenceklerinin ya da masal dünyasının gelecek nesillerin düş gücüne katkıda bulunduğu, çocukların içindeki yaratıcılığı güçlendirdiğidir. Unutmayalım ki yaratıcı bireyler iş dünyasında daha başarılı olurlar.

Anadolu’nun zengin hikâyeler içerdiğini düşünüyor musunuz? Batı kültürüyle eğitim almış biri olarak belki rahatlıkla karşılaştırırsınız. Batı ve doğuyu masallar, halk söylenceleri, bilmeceler, fıkralar yönünden kıyaslarsak nasıl bir tablo çıkıyor ortaya? Bu anlamda bu coğrafyada yaşayanların daha şanslı olduğunu söylemek mümkün mü?

‘Daha şanslı’ diye bir tanım yanlış olur. Kendi kültürümüzü tanıyarak yabancı kültürlere karşı da ilgimiz, saygımız artar bence. Dünyayı enteresan yapan, kişilerde seyahat etme arzusu uyandıran da bu farklılıklar değil mi? Çocuklar için geçerli olan yavaş yavaş bu bilgileri kazanmaları.

Ben yabancı okullarda eğitim aldım, farklı ülkelerde yaşarken öz kültürümüzü yeterince tanımadığımı anladım ve araştırmalarımı, okumalarımı bizim tarihimize yönelttim. Geçmişimize bakarak, çok geniş coğrafya ve zaman dilimi içinde, Orta Asya unsurlarının İslamlaşarak Anadolu’ya ulaştıklarını, oradaki tarihöncesi uygarlıklarının mirasçıları olduklarını, Bizans ve Hıristiyanlık’tan da paylarını aldıklarını öğrendim. Yakaladığım kültür parçacıklarından ilham alarak sergilerimi ve kitaplarımı kurguladım. Bir sanatçı için tarih müthiş bir kaynak.

Gökyüzü Sirki
Can Göknil
Can Çocuk
32 sayfa

Çatlak Hasan
Can Göknil
Can Çocuk
32 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz