Hem yazarım hem alay ederim! – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

Hem yazarım hem alay ederim!

Hem yazarım hem alay ederim!

Kutlukan KUTLU

Şimdilerde daha ziyade “House” adlı TV dizisinin sivri dilli doktoru olarak tanınan Hugh Laurie’nin doksanlı yıllarda yazdığı ilk romanı “Silah Tüccarı”, geleneksel casusluk öyküleri kalıplarıyla aman vermez bir alaycılığı harmanlıyor.

Casusluk öykülerinde her şeyin tıkır tıkır işlemesi bize huzur veriyor galiba. Belki de bir şeylerin, hayra ya da şerre, dudak uçuklatacak kadar girift bir şekilde planlanıp da daha ikinci adımda sarpa sarmadığını görmek, bazen zaptedilmez görünebilen günlük hayat keşmekeşiyle karşılaştırınca, bir tür ferahlık hissi uyandırıyordur içimizde. Düşünsenize, büyük bir şaşmazlıkla işleyen onca komplo ve karşıkomplo, neredeyse insanüstü fiziksel ve zihinsel beceri gösterileri, inanılmaz işleri mümkün kılan ve hatasız işleyen, çok gizli yüksek teknoloji eserleri… Tabii bir de her şeyin rayında gitmesini sağlayan, tam zamanında tam yerinde bulunmayı kendine ilke edinmiş görünen o müthiş istihbarat akışı… Elimize bir casusluk kitabı aldığımızda karşılaşmayı az çok beklediğimiz şeyler bunlar; bütün o kusursuz profesyonellik havasını omuzlarında gözünü bile kırpmadan taşıyabilecek kadar soğukkanlı ve işbilir karakterler de cabası.

Öte yandan, yazarla aramızda adı konmamış bir anlaşmaya uyarmış gibi, hiç itiraz etmeden, sorgulamadan bu “tıkırındalık şöleni”nin tadını çıkarırken bile, arada bir durup da her şeyin kusursuzluğuna bıyık altından gülmemek mümkün mü?

Belli ki en azından Hugh Laurie için değil. Ünlü aktörün romanına, Sherlock Holmes misâli zekâsı ve dost düşman ayırt etmeyen küçümsemesiyle nam salmış, teşhis sihirbazı televizyon dizisi kahramanı Doktor House’u hatırlatan bir alaycılık hâkim çünkü: Dalga geçmedik ne bir gelenek bırakıyor, ne bir kalıp. Fakat asıl ilginç olanı, tüm bu alay etmeler ve laf atmalar arasında yine de bu tür edebiyatta adet olduğu ve beklendiği üzere tıkır tıkır işleyen, bol komplolu ve sürprizli, hatta yer yer gerilimli, “ciddi ciddi bir casusluk öyküsü” de kurmayı başarması.

Sorguya çekilme, arabayla adam takibi, ateşli silahla vurulma, son derece heybetli bir kır malikânesinde yapılan beklenmedik bir “teklif ”… Ya da kitabın girişinde tasvir edildiği üzere, evin koruması tarafından “kolunuzun kıvrılması”… Hiç şüpheniz olmasın, Laurie her biri okkalı bir klişe oluşturan bu polisiye durumların hiçbirini rahat bırakmıyor, hepsinde de o bildik “İngiliz sükûneti”nin başrol oynadığı alaycı bir mizahı işe koşuyor; üstelik “İngiliz sükûneti” denen klişenin kendisiyle de dalga geçmeyi ihmal etmeden. Sadece casusluk öykülerinin beylik kalıplarıyla değil, anlatım biçimleriyle ve dilin muğlâklıklarıyla da epey eğleniyor Laurie. Örneğin kahramanımız birini takip etmek için bir taksi çevirdiğinde, “Ben de taksiye atladım,” diye basitçe belirtiyor mu? Hiç vakit kaybetmeden, “Eh, tabii başka bir taksiye,” diye ekliyor. “Amatör bir takipçi bile takip ettiği kişiyle aynı taksiye binmemesi gerektiğini bilir.”

İFLAH OLMAZ BİR KAHRAMAN
Kahramanımız, yani olayları yaşamakla ve bize aktarmakla kalmayıp, her bir köşesini iğneleyici yorumlar, alaycı abartılar ve eğlenceli küçümsemelerle de süsleyen anlatıcımız, eski İngiliz Kraliyet Muhafızı Thomas Lang. İşleri pek de yolunda gitmeyen, sivri dilli, cesur ama kendini boyundan büyük işlerin içinde bulmuş, iyi niyetli bir kahraman: Çok para getirecek büyük bir suç işleme fırsatıyla karşılaşıyor. Bu fırsatı elinin tersiyle itmekle kalmayıp, suçu önlemeye de çalışıyor; sonra da kendisini önce şüpheli, sonra da bol katmanlı uluslararası bir komplonun “tablonun bütününden habersiz piyonu” konumunda buluyor.

Gelgelelim durum ne kadar kasvetli görünürse görünsün, kahramanımız hem kendisiyle hem çevresindekilerle, hem de polisiye öyküler evreninin kanunlarıyla dalga geçme huyundan asla vazgeçmiyor. Sadece kahramanımızın değil, yazarın dilinin de temel cazibesi bu zaten: hakikaten de Doktor House tiplemesini akla getiren iflah olmazlığı. Laurie’nin bir yazar olarak dilinin sivriliği ve kıvraklığı, kâh olan biten hakkında yorum yapan, kâh vahim bir kumpasın orta yerinde
alakasız görünen bir çağrışıma kendini kaptıran anlatım rahatlığı, Silah Tüccarı’nı yarı şaka yarı ciddi, ama şakası da ciddisi de tam tesirli bir casusluk öyküsü haline getiriyor.

Silah Tüccarı
Hugh Laurie
Çeviren: Övgü İçten
İthaki Yayınları / 400 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz