Ne yani… iyi valla… – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

Ne yani… iyi valla…

“Ne yani… iyi valla…”

Sevin OKYAY

Pıtırcık ve arkadaşları için karışık, karmaşık, gürültülü, biraz da dövüşlü olan her şey eğlenceli. “Sopalık” bu veletlerin maceralarını tatlı bir dille anlatan Goscinny, hem dünyaya küçük kahramanının gözünden bakıyor hem de büyüklerle iyice eğleniyor.

Pıtırcık’ı tanımayan yoktur. Biz de tanıyorduk, bugünün çocukları da tanıyor. Ne de olsa René Goscinny’nin kahramanı Nicolas’ın ilk macerası
ta 1959’da basıldı. Şimdi kaç yaşında olursa olsun, her çocuk zamanında Nicolas/Pıtırcık’tan yana sırasını savmış ve onu hiç unutmamıştır. Goscinny’nin çocuk gözüyle anlattığı ev, ille de okul, pazar, gezme, kamp vs. hikâyeleri çok eğlendirici, çok neşelidir. Çocuklar için de… Çoğu, çocuk yaştayken ilk Pıtırcık maceralarını okumuş olan büyükler için de…

Pıtırcık kitaplarında anlatılan çocuklar, ilkokul çocukları olsa gerek. Hayli de eski çocuklar, doğrusu. Ne televizyonları var ne bilgisayarları. Buna rağmen pek güzel eğleniyorlar. Hatta anne babaları ile öğretmenleri (özellikle okuldaki büyükleri) onlar bu kadar eğlenmese daha memnun olacaklar. Tuhaftır, bugünün çocuklarına da ilgi çekici geliyorlar. Şahsen, 1950’li yıllarda on yaşındaki küçük bir kızı yazmış biri olarak, ben de aynı şeyi fark etmiş ve hem şaşırmış hem sevinmiştim. Çocuklar, eskinin çocuklarını, onlardan farklı çocukları pekâlâ da sevip benimseyebiliyorlar.

Benim kızım nispeten usluydu; Nicolas ve arkadaşları ise yaramazın yaramazı. Ama kendilerine hiç de bu gözle bakmıyorlar. Pıtırcık/Nicolas’a
göre, Toraman (Eudes) hepsinden kuvvetli, onun için herkesi dövebiliyor. Lüplüp (Alceste) boğazına çok düşkün, boyuna yiyor. Dalgacı (Clotaire), adı üstünde, sınıfın en tembeli, uyudu mu da uyandırana maşallah! Gümüş’ün (Geoffrey) babası çok zengin olduğu için boyuna sınıfa ona alınmış hediyeleri getiriyor. Pıtırcık’a göreyse palavracının teki. Tıngır (Rufus),
olur olmaz yerde düdüğünü çalıyor; Dırdır da (Joachim) hiç durmadan
konuşuyor. Yani mesele bundan ibaret. Kitabı farklı bir mizah örneği haline getiren de bu olsa gerek.

SOPALIK VELETLER
Çünkü bunların hepsi düpedüz yaramaz, hatta yaratıldıkları dönemin usulüne göre, sopalık. Neyse ki Goscinny asla böyle bir yöntemden söz etmiyor. Yeni okuduğum dört kitabın sadece birinde, bir noktada dayak tehdidi var, o da laf olsun cinsinden. Bizim yaramazlar ne yaparlarsa yapsınlar, tek ayak üzerinde durmakla, tahtadakileri yüz, beş yüz kez yazmakla, teneffüse çıkmamakla paçayı kurtarıyorlar. Teneffüse çıkmamak da o kadar fena değil hani, bu sefer de sınıfta azıyorlar çünkü. Pardon, birini unuttum: “Sınıfın birincisi” ve “öğretmenin kuzusu” Çarpım (Maixent), hiç yaramazlık yapmıyor, boyuna ders çalışıyor. Gözlüğü olduğu için onu dövemiyorlar da. Evet, çocuklar hiç dayakla cezalandırılmıyor ama daha eğlenceli bir etkinlik yoksa birbirlerini dövüp duruyorlar. Sırma hariç, çünkü kız olmasına rağmen Pıtırcık’ın çok şeker bulduğu sarı saçlı mavi gözlü Sırma’nın, varlığıyla onları rekabete itme dışında, oğlanlarla bir alıp veremediği yok.

Pıtırcık’ımıza gelince, aslında sevecen bir çocuk, annesiyle babasına gönülden bağlı, onların çok “esaslı” olduklarını düşünüyor. Öğretmenini de
çok seviyor, onu ne kadar kızdırırlarsa kızdırsınlar gene de öğrencilerini koruyor çünkü. Okulun gözetmeni, eski asker Karagöz (le Bouillon) ise biraz
canından bezmiş durumda. Genç öğretmenler, kamp ağbileri de zaman zaman umutsuzluğa kapılıyor. Sonuç olarak, Pıtırcık ve arkadaşlarının maceralarına bugünden baktığımızda, 1950’li yılların ideal çocukluğuna nostaljik bir bakış diyebiliriz. Ayrıca, içten bir bakış, çünkü Pıtırcık’ımız içten kahramanların en içtenidir, yalan dolan aramayın.

Bu kitapların küçük birer mizah şaheseri olmasını, Goscinny’nin anlatımına
borçluyuz. Dünyaya afacan bir masumiyetle bakan Pıtırcık’ın gözünden, birinci tekil şahıstan anlatılan hikâyelerde, çocukların dili ve konuşma tarzı da benimsenmiş: “Ne yani yalan mı, iyi valla!” Doğallık, Goscinny’nin kitaplarının bu kadar sevilmesinde başrolü oynuyor. Ama Sempé’nin binbir ayrıntıyla bezeli olmakla birlikte sade çizimleri ile Vivet Kanetti’nin çevirisinin de payları yadsınamaz. Pıtırcık’ı dilimize ilk kazandıran Vivet, karakterleri sanki daha da sevimli hale getirmiş, konuşma dilinden nefis örnekler vermiş. Çocukların adları da bir âlem. Gerçi ben isimlerin mümkün mertebe olduğu gibi bırakılmasından yana olan bir çevirmenim, ama Hayvanlar Çiftliği’ne adını veren hayvanların anlamlı isimleri beni de aynı yönteme başvurmak zorunda bırakmıştı. Vivet’in isimleri de kahramanlarını
daha cana yakın kılıyor.

Çizgilerini nerede görsem tanıyacağım Jean-Jacques Sempé ile Pıtırcık (Le petit Nicolas)’ın yazarı René Goscinny’ye gelince, bunun emsalsiz bir birliktelik olduğuna hiç şüphe yok. Hatta Roald Dahl ile Quentin Blake’inki ile mukayese edilebilecek bir birliktelik. Goscinny’yi başka yerlerden de tanıyorsunuz gerçi. Ne de olsa kendisi, sevdiğimiz diğer iki kahramanın, Red Kit (Lucky Luke) ile Asteriks’in de yaratıcısı.

Pıtırcık – Bilinmeyen Öyküler 2
René Goscinny
Resimleyen: Jean-Jacques Sempé
Çeviren: Esra Özdoğan
Can Çocuk Yayınları / 381 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz