Zombilerle yaşam… – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

Zombilerle yaşam…

Yankı ENKİ

Daniel Waters’ın günümüz vampir akımına rakip çıkaracak bir seriyi başlattığı Ölüler Kuşağı adlı kitabı, hem romantik bir zombi öyküsü hem de linç kültürüne karşı hoşgörü kültürünü savunan ve aşılayan postmodern bir gotik roman.

Gençlik romanlarının, özellikle de Amerikan doğaüstü serilerinin tahtında uzun süredir vampirler oturuyor. Vampirlerin popülerliği sayesinde, tabii ki kurtadamlar da bu serilerin vazgeçilmez kahramanları olarak genellikle rol çalmaya çalışıyorlar ezeli rakipleri vampirlerden. 2000’li yılların edebiyatında özellikle genç okurların ilgi gösterdiği kahramanların başında vampir ve kurtadamlar geliyor, ancak onların peşinden gelen bir doğaüstü ikonu daha var günümüzün: Zombi.

Aslında zombi edebiyatı yeni değil, köklü bir tür, ancak nedense bu tekinsiz figürün sinematik yanı ağır basmış ve bugüne kadar edebi bir kahraman olarak algılanmaktan ziyade, beyazperdenin baş aktörlerinden biri olarak kabul edilmiş. Görüyoruz ki vampirlerin aştığı edebi eşiği zombiler aşamamış. Bugün ise zombilerin kahraman olduğu romanların sayısı giderek artarken, ölüm ile yaşam arasındaki bu gri bölgede sıkışıp kalmış doğaüstü kahramanlar farklı içeriklerle, yaklaşımlarla romanlarda konu ediliyorlar.

Stephenie Meyer’in “Alacakaranlık Serisi”nin topladığı ilgi üzerine yeni ya da bu furyadan önce yazılan, ama yeni keşfedilen diğer vampir romanları, özellikle romantik içerikleriyle gotik edebiyatın fanatikleri tarafından çok da nitelikli bulunmamıştı. Hâlbuki ilk vampir öyküsünden beri vampirler romantizm ile iç içeydi. Gotik edebiyat ve romantik akım köklerinden itibaren alışveriş içinde olmuşlardı. Tabii ki Coleridge ya da Keats’in romantizmiyle Richelle Mead ya da Charlaine Harris’in romantizmi farklı açılardan birbirinden çok uzak olabilir, ama bu vampirlerin de sevebileceğine itiraz etmeyi gerektirmez.

BİR ZOMBİYE ÂŞIK OLMAK
Peki vampirler âşık olur da zombiler durur mu? Vampirler karizmatik, kurtadamlar çekici, peki ya zombilere de aşık olunur mu? Daniel Waters’ın Ölüler Kuşağı romanı hem günümüzün zombisini tarif ediyor bize, hem de vampir akımına rakip çıkaracak bir seriyi başlatıyor. Belki de bu yüzden bu kitaba “Ölüler Kuşağı” serisinin ilk romanı demeliyiz. Bunu izleyen iki roman daha var Waters’ın serisinde. Herhalde yakın zamanda onlar da Türkçeye çevrilecektir. Bu anlamda da, yani bir seri olmasıyla da vampir romanlarının izlediği yolu hatırlatıyor bize Waters, ancak bu ortak yanından daha ilginç farklı bir yanı var Ölüler Kuşağı’nın yazarının. Belki de bu fark bize, doğaüstü kahramanlarla kurduğumuz ilişki ve okuduğumuz romanlarla ilgili yeni kapılar açabileceği için üzerinde düşünmek gerekiyor.

İlgiyle takip eden birçok genç okurun da bildiği gibi en popüler vampir serilerinin yaratıcıları hep Amerikalı kadın yazarlar. Oysa bu romantik zombi kitabının yazarı yine Amerikalı, ama bu kez bir erkek. Belki de bu yüzden Ölüler Kuşağı’nın sadece genç kızlara değil, genç erkek okurlara da seslenen bir içeriği var. Zombi romanlarının genelinde erkek yazarların, vampir romanlarının genelinde ise kadın yazarların imzasıyla karşılaşıyor olmamız da ayrı bir incelemenin konusu olabilecek derecede ilginç.

“YAŞAM ENGELLİ”
Artemis’in yayımladığı kitap, aslında bir yanıyla Amerika’da çok ilgi gören ve Türkçe çevirisini yine aynı yayınevinin okurla buluşturduğu popüler vampir serisi “Sookie Stackhouse” romanlarını hatırlatırken, diğer yandan da –yine Artemis’ten çıkan– L. J. Smith’in “Vampir Günlükleri” serisini akla getiriyor. Daniel Waters’ın romanı, “Sookie Stackhouse” serisine, gündeme getirmeye çalıştığı politik ve sosyal mesajlar açısından, vampirin yerine bir “öteki” olarak zombiyi koyarak yakın duruyor. Olayların bir lisede geçmesi ve bu lisede zombilerin de öğrenci olması, insanların ve zombilerin romantik maceralarına yer verilmesi bağlamında da “Vampir Günlükleri”ni hatırlatıyor bize.

Örnek verdiğimiz diğer romanlardaki gibi burada da bir lise öğrencisi olan Phoebe, iki erkeğin arasında kalıyor diyebiliriz. Tahmin edebileceğiniz gibi bu adaylardan biri zombi. Aslında “zombi” sözcüğü, Waters’ın alternatif fantastik dünyasında, yaşayan ölüleri tanımlarken kullanılmaması gereken bir tabir. Onlara önce “yaşam engelli” denerek olası bir ayrımcılıktan kaçınılmaya çalışılıyor. Bir noktadan sonra bu terimin de ayrımcılığa neden olacağına inanılıyor ve “biyotik anlamda farklı” tabiri kullanılmaya başlanıyor zombilerin haklarını savunan, onları toplumla bütünleştirmeye çalışan gönüllüler tarafından.

AMERİKAN TOPLUMUNA ELEŞTİRİ
Bu zombi gönüllüleri, sıradan ölümlü öğrencileri bünyelerine katıp, biyolojileri ne olursa olsun tüm insanların bir arada ve barış içinde yaşayacağı bir toplumun hayalini kuruyorlar. Tabii ki bu kuruluşun ilk üyeleri arasında kahramanımız Phoebe, onun en yakın arkadaşı Margi ve komşusu Adam da var. Zombilerle bir araya geldikleri toplantılarda, sorunları gündeme getirip, yaptıkları yanlışlarla da yüzleşen gençler, kendileri gibi olmayanlarla aynı yaşamı nasıl paylaşmaları gerektiğini tartışıyorlar. Kaçınılmaz olarak, yazar Daniel Waters’ın kaleminden Amerikan toplumuna, kültürüne, özellikle de medyasına doğrudan bir eleştiri getirildiğini götürüyoruz. Tabii zombilerin yanında olanlar olduğu gibi, kayıtsız şartsız karşısında duranlar ve insanlarla birlikte yaşamalarına engel olmaya çalışan kötü kahramanlar da var terazinin diğer tarafında. Kötülüğün ağır basma olasılığına karşı yazar Waters devreye giriyor ve ağırlığını zombilerden ve onlarla ortak bir yaşamın mümkün olduğuna inananlardan yana koyuyor.

Romanın finalinde, tahmin edilebileceği gibi bir sürprizle karşılaşıyoruz, ancak bu sürprizin kendisi tahmin edilebilecek türden değil. Sadece okurun nabzını yükseltmek için bir şablon icabı hazırlanmış, yüzeysel bir finale sahne olmuyor romanın son sayfaları. Tam da tüm romanda anlatılanları anlamlı kılan, ama yine de gizemini kitabın son sayfasını çevirdikten sonra da koruyan bir gelişmeyle noktalanıyor Ölüler Kuşağı.

Daniel Waters, romantik bir zombi romanı yazarken, gençlerin ilgisini imkânsız olduğu düşünülen bir aşk öyküsüyle çekmeye çalışsa da, buna paralel olarak toplumun ve egemen kültürün ötekileştirdiği zombileri aslında gerçek yaşamımızdaki birçok sorunu dile getirmek için de bir örnek olarak kullanıyor. Başka bir deyişle Ölüler Kuşağı hem romantik bir zombi öyküsü, hem de linç kültürüne karşı hoşgörü kültürünü savunan ve aşılayan postmodern bir gotik roman.

Ölüler Kuşağı
Daniel Waters
Çeviren: Banu Taylan Öğüdücü
Artemis Yayınları
424 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1980’de İstanbul’da doğdu. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Ekonomi bölümünü bitirdikten sonra aynı üniversitede Kültürel İncelemeler yüksek lisans programında Gotik edebiyat üzerine hazırladığı teziyle master derecesini aldı. Gotik ve fantastik edebiyat hakkındaki yazıları Virgül, Özgür Edebiyat, Patika, Parşömen, Roman Kahramanları gibi dergilerde yayımlandı. Çeşitli yayınevlerinde editörlük ve yayın yönetmenliği yaptı. İyi Kitap, Sabitfikir, Remzi Kitap Gazetesi ve 221B gibi dergilerde yazarlık yapmaya devam ediyor.

Yorum yaz