Peter Pan neden büyümek istemez? – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

Peter Pan neden büyümek istemez?

Peter Pan’ı kim tanımaz? Çocuksu tasasızlığın, oyunbazlığın ve özgürlüğün simgesi olan bu
kahraman, Fransız yazar Sébastien Perez’in hayalgücü ve Martin Maniez’in Dickensvari nostaljik
çizimleriyle yeniden doğuyor. Peter’in Günlüğü; hem büyüklere hem küçüklere…

Kutlukhan KUTLU

Peter Pan, çocuk öykülerinin gelmiş geçmiş en ünlü kahramanlarından biri. İskoç yazar J. M. Barrie’nin 20. yüzyılın başında yarattığı bu karakter, asla büyümeyen ve peri tozuyla harika düşüncelerin bir karışımı sayesinde uçabilen, muzip mi muzip bir çocuk. Çocukluğun tasasızlığı, oyunbazlığı ve özgürlüğünün bedenlenmiş hali bir bakıma. O yüzden de her yeni neslin çocuklarından büyük ilgi görüyor. Bununla da kalmıyor; onunla kendi çocukluğunda resimli kitaplarda, çizgi filmlerde ya da tiyatro oyunlarında tanışma fırsatı bulmuş ve şimdi onun “sonsuz çocukluğu”nu belki daha iyi takdir edebilen büyükler tarafından da her daim özlemle anılmaya devam ediyor.

Bu özlemin köklerini şöyle bir düşününce, herhalde biz yetişkinlerin Peter Pan’la ilişkimizin en ilginç tarafı, onun neden büyümeyi reddettiğini hiç mi hiç sorgulama ihtiyacı çekmeyişimizdir.
Onun birdenbire beliren yemeklerinden tutun da dost perilerine ve yerçekimine meydan okuma yeteneğine varıncaya kadar her yanıyla ebedi bir çocukluk evreninde varlığını sürdürmesi, kendisi büyüdükçe insana giderek daha doğal, anlaşılır ve kıymetli görünür çünkü.

Gelgelelim, Sébastien Perez’in yazdığı ve Martin Maniez’in resimlediği Peter’in Günlüğü aslında tam da bu soruyu cevaplamak üzere yola çıkıyor. Bizim için genellikle “kökleri” gizemini korumuş olan bu “ebedi çocuk”un nasıl olup da yetişkinlerin dünyasıyla köprüleri atıp çocuk kalmaya karar verdiğini, Peter’in nasıl “Peter Pan” haline geldiğini anlatıyor kitap. Yetişkinlerin evrenine dair derin düşkırıklığına uğrayan bir çocuğun hikâyesi bu.

Ancak doğrusu, Peter’in Günlüğü’ ndeki “Peter”in aslında perilerin dostu, “kayıp çocuklar”ın elebaşı, korsan Kaptan Kanca’nın başının belası Peter Pan olduğunun bir süre hiç mi hiç farkına varmıyoruz. Çünkü kitap 18. yüzyıl İngiltere’sinde, peri tozundan ve Varolmayan Ülke’den olabildiğince uzakta, bir öksüzler yurdunda geçen yürek burkucu bir hikâye olarak başlıyor. Hikâyeyi, Peter’in, annesine mektup yazarmış gibi yazdığı günlüğünden öğreniyoruz. Annesinin kim olduğunu bilmiyor, çünkü kendisinin de kim olduğunu bilmiyor: Kitabın başında kendini öksüzler yurdunda bulduğunu ve neden orada olduğunu bilmediğini söylüyor sadece. “Peter”in de gerçek adı olup olmadığından emin değil; bu ismi, onu odasına getirip bırakan gözetmenin uydurmuş olabileceğini düşünüyor.

En baştan itibaren Peter’in amacı annesini bulmak. Bunun için öksüzler yurdundan kaçmaktan da çekinmiyor. Böylece biz de muhtemelen en çok Charles Dickens kitaplarından aşina olduğumuz, çocuklar için hayli tekinsiz 19. yüzyıl Londra’sı sokaklarını, Martin Maniez’in nostaljik ve incelikli harikulade karakalem çizimleriyle gezmiş oluyoruz.

Bir denizcinin “Sen bizim patrona benziyorsun,” demesinden yola çıkarak, söz konusu patronun babası olabileceğini düşünen ve çaktırmadan onun yanında çalışmaya başlayan küçük
Peter, bu kanca elli korsandan kısa sürede nefret ediyor ve sadece annesine  ulaşabilme umuduyla ona katlanıyor. Biz de tam bu sıralarda, yani Peter’in Kaptan Kanca’nın gemisinde çalışmaya başlamasından itibaren, okuduğumuzun aslında Peter Pan’ın hikâyesi olduğuna ufak ufak ayılmaya başlıyoruz. Kayıp Çocuklar’ın, küçük peri Tinkerbell’in (Teneke Çıngırak) ve Zambak’ın da
yavaş yavaş eklendiği bir aydınlanma süreci bu.

Böylece Peter’in Günlüğü adım adım, 19. yüzyıl Londra’sının çocuklar için hayli kasvetli Charles Dickens gerçekçi evreninden, Peter Pan’ın çocuksu zaferlerle dolu, umarsız, masalsı âlemine evriliyor. Peter Pan’dan neredeyse bir asır sonra Harry Potter’ın yapacağı yolculuğa da benzeyen, ilginç bir yolculuk bu. Işık Ergüden’in Türkçesi sayesinde, Dickensvari “eski çocuk öyküleri”ndeki basit, canlı ve artık nostaljik dili pürüzsüzce yeniden yaratan Peter’in Günlüğü, tekrenkli ağırbaşlılıktan masal kitabı rengârenkliğine uzanan çizimleriyle de insanın ruhunu peri tozu misali
hafifleten bir okuma keyfi sunuyor.

Tüm bu özellikleriyle Peter’in Günlüğü hem küçük okurlara bu ölümsüz karakterle tanışmak için yepyeni bir kapı, hem de onu zaten tanıyanlar için farklı bir pencere açıyor.

Peter’in Günlüğü
Sébastian Perez
Resimleyen: Martin Maniez
Çeviren: Işık Ergüden
Tudem Yayınları, 44 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz