Sevimli böceklerin dünyası – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

Sevimli böceklerin dünyası

Sevimli böceklerin dünyası

Elif ŞAHİN HAMİDİ

Erika Bartos’un “Uğurböceği Sevecen ile Salyangoz Tomurcuk” serisinin on yedinci kitabı çıktı: Mevsimler Kitabı. Her mevsime ayrılmış birer öykünün bulunduğu kitap toplu bir Bartos şenliği…

Macar asıllı yazar Erika Bartos, çocuklar için renkli, eğlenceli ve eğitici hikâyeler kaleme alıyor. Ayrıca bu hikâyelere kendi çizimleriyle can veriyor, ruh katıyor. Esasında bir mimar Erika Bartos ve mesleğini çok seviyor; kitaplarını resimlerken çok sevdiği mesleğinden her daim faydalanıyor. Yazarın oldukça detaylı, bir o kadar da sade çizgilerinde mimarlığının izlerini rahatlıkla görebiliyoruz. Bartos bu kitabında, yarattığı sevimli karakterlerle çocukları dört mevsime ve doğanın güzelliklerine şahit olmaya, böceklerin dünyasına girmeye çağırıyor. Öte yandan dostluk, sevgi, yardımlaşma, dayanışma, hoşgörü, cömertlik ve uzlaşmanın önemini bir kez daha vurguluyor. Üç çocuk sahibi bir anne olduktan sonra çocuklar için hikâyeler yazmaya ve bunları resmetmeye koyulan sanatçımız ile bitmesini hiç istemeyeceğiniz bu keyifli seriyi ve Mevsimler Kitabı’nı konuştuk…

Mimarlık mezunusunuz; çocuk kitapları yazıyor ve resimliyorsunuz. Üç çocuk annesisiniz, ki yazarlık maceranız da bu üç çocuğa sahip olduktan sonra başlıyor. Nasıl başladınız çocuklar için yazıp çizmeye?

Budapeşte Teknik Üniversitesi’nden dereceyle mezun oldum ve okuldayken çeşitli ödüller aldım. Mezun olduktan sonra yıllarca mimari projeler çizdim. Mesleğimi gerçekten çok seviyorum ve mimarlık benim için çok şey ifade ediyor. Fakat anne olmak yepyeni bir yol açtı bana. İlk kitabımı yayımlamak amacıyla değil, çocuklarım için yazmıştım. Ama zamanla birçok kişi bu kitapları ödünç alıp çoğaltmaya başladı. Sonunda bir yayıncı bunları  yayımlamaya karar verdi. İlk kitabımın ortaya çıkış hikâyesi bu. Ondan sonra pek çok kitap yayımladım. Bu yolda yürümekten çok keyif alıyorum. Bir bakıma asıl hayalimi gerçekleştirdim diyebiliriz; çocukken hep anaokulu öğretmeni olmayı isterdim.

Neden çocuklar için yazmayı tercih ettiniz?

Çocuklarla vakit geçirmeyi seviyorum; onlarla ortak bir dil bulmak benim için çok kolay. Bence çocukların neşeli doğaları bizim günlük yaşamımızı çok daha güzel kılıyor. Onların dünyaya bakış açılarından ve açık yürekliliklerinden çok keyif alıyorum. Bu beni zinde tutuyor. Çocukların kendilerine has bilgelikleri, şeffaflıkları ve hayattaki önemli şeyleri ayırt edebilme yetileri var. Bu özellikleri yetişkinliğimize kadar muhafaza edebilseydik harika olurdu.

“Uğurböceği Sevecen ile Salyangoz Tomurcuk” serisi bu sonuncusuyla birlikte on yedi kitaptan oluşuyor. Yazmaya başladığınızda serinin bu kadar çok kitaptan oluşacağı belli miydi ve daha devam edecek mi? Bu güzel serinin ortaya çıkış hikâyesini dinleyebilir miyiz; ilham kaynağınız neydi?

Bu seriyi yazmaya ve çizmeye 2003 yılında başladım. Aklımda çok sayıda yeni bölüm var ve bunlardan bazılarının çizimleri zaten hazır. Seriye devam edeceğim: On sekizinci kitap Macarca olarak yakında çıkıyor ve on dokuzuncu kitap da 2013 sonbaharında çıkacak. Bu seriye bayılıyorum ve diliyorum ki bir 50 yıl daha ilham alıp devam edebileyim. Hikâyenin ana karakterleri salyangoz Berry (Tomurcuk) ve uğurböceği Dolly (Sevecen). Onlar bir ormanda, pek çok arkadaşlarıyla bir arada yaşıyorlar: Kelebek, geyikböceği, arı ve daha birçok minik sevimli yaratıkla çevrili etrafları. Doğayı sevmek ve ona saygı duymak benim için çok önemli. Farklı bitkiler, güneş ve ay da bu hikâyede sıklıkla geçen karakterler. Seçtiğim karakterler, çocukların kendi hayatlarından tanıyabilecekleri minik ve oldukça sevimli karakterler.

Kitaptaki yaratıcı dünya oldukça saf ve çocuksu; âdeta bir çocuk çizmişçesine… Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Mimari çizimlerim için önceden almış olduğum birçok ödülüm var. Bunlar ince işleme sanatı, renklendirme ve oymacılık üzerine aldığım ödüllerdi. Fakat genç nesil için çizimler yapmaya başladıktan sonra benim için önemli olan tek şey vardı: basitlik, anlaşılabilir çizimler ve çocukların kolayca kavrayabileceği metinler ve hikâyeler. Çocuklar sadece onların anlayabileceği, onların dilini konuşan ve onlar için değerli olan şeylerle ilgilenir ve onlara bağlanabilirler. Çocuklar için yazan bir hikâyeci olarak daima onların dünyasının bir parçasıymışçasına, dünyayı onların gözünden görmeyi denedim. Kitaplarımdaki basit çizimler kendilerini çocuklara kolayca kabullendirip, onlara başarı hissini tattırıyor. Karakterleri yeniden canlandırarak eğleniyor ve başarı duygusu hissediyorlar. Çocuklar, almaktan çok memnun olduğum resimlerini göndermeyi sürdürüyorlar bana. Esin kaynağı olan bu resimlerinden dolayı onlara müteşekkirim. Aşırı detaylandırılmış bir illüstrasyondansa birkaç basit çizgiden oluşan bir çizim çoğu zaman duygusal manada daha çok şey ifade eder.

Serinin son kitabı Mevsimler Kitabı. Dört mevsimi temel alan ve mevsimlere dair eğlenceli aktivitelerin yer aldığı kitapta arkadaşlık, dayanışma, yardımlaşmanın önemini dile getiriyorsunuz.  Ve çocuklar böceklerin dünyasıyla, doğayla tanışıyor. Pek çok sevimli karakterle karşılaştığımız bu kitap üzerine konuşabilir miyiz?

Mevsimsel temanın benim gönlümde ayrı bir yeri var. Doğanın güzelliğini ve manzaradaki değişiklikleri gözlemlemek hoşuma gidiyor. Çocuklar da buna bayılıyor. Zannetmiyorum ki yeryüzünde tek bir çocuk; güneşi, çiçekleri, yağmuru, gökkuşağını, otların üzerindeki minik böcekleri, doğadaki ayrıntıları ilk keşfettiğinde buna ilgisiz kalsın. Benim karakterlerim çeşit çeşit ama hepsi sevimli. Kitaplarımda onların kişilik özelliklerini oluşturmaktan büyük keyif alıyorum. Uğurböceği Dolly (Sevecen), cana yakın karakterler arasında başı çekiyor, çünkü o güzel, narin, sevimli, utangaç, titiz -gerçek bir kız-. Diğer yandan Berry (Tomurcuk); cesur, çabuk parlayan, çok çabuk kırılan, huysuz ama bir o kadar da sevgiyle dolu nazik bir kalbe sahip. Diğer tüm karakterler de kendine özgü kişilik özelliklerine sahip.

Kitap, yalın çizgilere sahip fakat oldukça detaylı çizimler içeriyor. Neredeyse tüm olaylar, her durum resmedilmiş. Yazım ve çizim sürecinizden bahseder misiniz; önce hikâyeyi tamamlayıp sonra mı çiziyorsunuz? Yoksa önce çizgiler mi beliriyor kafanızda?

Aklımda ilk olarak bir hikâye oluşuyor; sonrasında çizmeye ve metni yazmaya başlıyorum. Eşzamanlı olarak çiziyor ve yazıyorum. Bazen yazdığım metne göre çizimlerimi şekillendirdiğim oluyor ve bazen de bir çizim için metnin değiştiği olabiliyor. Çizimler ve metin bir bütün oluşturuncaya kadar sürekli değişikliklere uğrayabiliyor. Bütün çizimlerimi elde ve kurşun kalemle yapıyorum. Resim tamamlandığında keçeli kalemle ana hatlarından geçiyorum, bitmiş çizimi tarayıp bilgisayarda renklendiriyorum.

Ben Doktor Baykuş’u çok sevdim. Geyikböceği ile Baltazar arasındaki “taklit” kavgasına güzel bir çözümle son veriyor Baykuş; herkesin kendisi gibi bir kardan adam yapmasını istiyor. Çocuklara “kendi olmanın” önemini anlatan güzel bir hikâye…

Hikâyelerin hepsi oldukça renkli ve hepsinin temelinde verilmek istenen mesaj aynı: Sevginin önemi, yardımlaşmak, iyi olmak, arkadaşlık, bağışlayıcı olmak, hoşgörü ve uzlaşma. Oluşturduğum karakterler arasındaki dostluk bağını çokça vurguladım, fakat bunu küçük çocukların algılayabileceği ve özümseyebileceği şekilde yaptım. Cömertlik ve yardımseverlik benim için oldukça büyük bir öneme sahip.

Bazı çocuk kitaplarında çok fazla eğitici olma ve mesaj verme kaygısının ön plana çıktığını görüyoruz. Siz bir yazar olarak hikâyeyi oluştururken ya da yazarken böyle bir kaygı taşıyor musunuz? Sizce çocuklar için yazılan hikâyelerin asıl görevi nedir; eğlence mi eğitim mi?

Bir hikâyenin çocuğa bir şeyler katabilmesini ve onun aklında yer etmesini oldukça önemli buluyorum. Pedagojik öğeleri kullanırım ancak asla direkt olarak vermem. Çocukların kitaplarımı direkt olarak bir rehber veya tavsiye aracı olarak görmelerini istemem. Bununla birlikte bütün iyi hikâyelerin arka planında bir mesaj verdiğini de unutmamak gerek.

Bu kitapta pek çok ilginç böcekle karşılaşıyoruz. Ve böceklerin her birinin oldukça farklı ve ilginç bir evi var. Mimarlık ve çocuk kitabı resimleme arasındaki bağdan bahseder misiniz? Mimarlık mesleğinden nasıl beslendiniz bu kitabı/bu seriyi yazarken ve çizerken?

Bu soru için çok teşekkür ederim; işimin bu tarafını çok seviyorum!

Mimariyle hikâyenin tanışması, ikisinin bir kitapta buluşup birbiriyle harmanlanması bana çok keyif veriyor. Karakterlerin evlerini oluşturma süreci oldukça eğlenceliydi. Kitaptaki her karakter -ki seride hemen hemen 70 karakter olduğu söylenebilir- kendi evine sahip ve bu evler daima minik sahiplerine benzemekte. Örneğin, uğurböceğinin evi benekli, arınınki çizgili vs… Bu evlerin iç tasarımlarını yaparken de oldukça dikkatli davrandım. Mobilyalar, oyuncaklar, perdeler ve diğer ev eşyaları sahipleriyle uyum içerisinde. Örneğin, uğurböceğinin evindeki tüm eşyalar benekli… Her karakter kendine has renklere sahip ve bu evlerin içinde de dışında da kendini gösteriyor.

Tüyap Kitap Fuarı için İstanbul’ daydınız. Türkiye’deki minik okurlarınızı nasıl buldunuz?

İstanbul ziyareti benim için harikulade bir deneyimdi. Tüyap Kitap Fuarı’na beni davet ettiği için Yapı Kredi Yayınları’na çok minnettarım. İstanbul’da üç unutulmaz gün geçirdim. Bu üç gün boyunca anaokulu ve ilkokul düzeyinde pek çok çocukla tanıştım; onlara miniklerin hikâyelerini anlattım, slaytlar gösterdim, bazı çizimler yaptık, sohbet ettik, birçok soru sordum ve onlar da bana sorular sordular. Mükemmel ve çok eğlenceli bir tanışma oldu. Sanatın ve hikâyelerin evrensel doğasını keşfetmek mükemmel bir deneyim oldu. Türkiye’deki çocukları da tıpkı küçük Macar çocuklar gibi, aynı şeylere gülüp, aynı şeyleri merak edip, tam olarak aynı bölümlerle ilgili sorular yönelttiler.

Son olarak çevirinin öneminden bahsetmek istiyorum. Yabancı dilden çevrilmiş bir kitabı okurken çevirinin hayati öneme sahip olduğunu görürüz. Kitaplarımın Türkçeye mükemmel bir çeviriyle aktarılmış olması ve yayımlanması beni çok mutlu etti. Türkiyeli miniklerin karakterlerimi çabucak sevmeye başladığını görebiliyorum. Karakterlerin isimleri de büyük öneme sahip. Kitabın Türkçe çevirmenleri karakterlere sevgi dolu, eğlenceli ve benzersiz isimler bularak mükemmel bir iş çıkarmışlar. Hepsine çok teşekkürler!

Mevsimler Kitabı Erika Bartos Çeviren: Agi Judit Kirişoğlu, Elvan L. Eti Yapı Kredi Yayınları,108 sayfa

Mevsimler Kitabı Erika Bartos Çeviren: Agi Judit Kirişoğlu, Elvan L. Eti Yapı Kredi Yayınları,108 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1979 doğumlu. 1998 yılında Trakya Üniversitesi EMYO Serigrafi Bölümünden, 2004 yılında Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Basın-Yayın Bölümünden mezun oldu. 2018 yılında Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Yüksek Lisans Programını tamamladı. Öğrencilik yıllarından bu yana çeşitli mecralarda muhabir, editör, genel yayın yönetmeni olarak görev yaptı ve “yazma” eylemini hep sürdürdü. Kitap değerlendirme yazıları, yazarlarla yaptığı söyleşiler, hazırladığı dosya konuları ve haberler Remzi Kitap Gazetesi, Roman Kahramanları, İyi Kitap, Cumhuriyet Kitap Eki, SoL Kitap Eki, Aydınlık Kitap Eki, Varlık, Tempo Kitap, Arka Kapak, Trip Dergi, Sabitfikir, sabitfikir.com, kulturservisi.com, kitapeki.com, edebiyathaber.net, isimizgucumuzkitap.com, zeroistanbul.com, bilmekvaktidir.com, Ajan Literer, K24, gazeteduvar.com, NewsLab Turkey, Dokuz8Haber, yeni1mecra.com, Medya for Democracy, Dokuz Eylül Gazetesi gibi farklı mecralarda yayınlandı/yayınlanıyor. 2014 yılında Beta Yayınları tarafından yayımlanan Sıradışı Uyumsuz Muhalif: Bir Entelektüeli Yitirmek/Vakur Kayador’un Ardından isimli kitapta, “Hep Vakur ve Hep Yalnızdı” başlıklı yazısıyla yer aldı. Henüz yayımlanmamış üç kolektif kitap çalışmasına katkıda bulundu. Ayrıca Murat Gülsoy’un Nisyan isimli romanıyla ilgili değerlendirme yazısı Murat Gülsoy: Edebiyatta 30. Yıl/Basında Yazılanlar isimli kitapta yer alırken, Ercan Kesal ile Peri Gazozu isimli kitabı üzerine yaptığı söyleşi Aslında isimli kitapta yer aldı. 2015-2018 yılları arasında Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde Uzman olarak görev yaptı ve Prof. Dr. İoanna Kuçuradi ile birlikte çalıştı. Aynı zamanda İnsan Hakları Anabilim Dalı-İnsan Hakları Yüksek Lisans Programı’nda, Kuçuradi’nin danışmanlığında “Gazetecinin İşi, Hak Gazeteciliği ve İnsan Hakları” başlıklı tezini tamamladı. İnsan Hakları Anabilim Dalı ve İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Danışma Kurulu Üyeleri arasında yer alıyor. Bir yandan da İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi ve UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü Bülteni’ni hazırlıyor. İki buçuk yıl Safranbolu’da yaşadıktan sonra, Eylül 2020’de tekrar İstanbul’a ve Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Uygulama ve Araştırma Merkezi’ndeki görevine geri döndü.

Yorum yaz