Cadılar, cambazlar, ucubeler… – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

Cadılar, cambazlar, ucubeler…

Cadılar, cambazlar,  ucubeler…

Zarife BİLİZ

Türkçede çıkan iki kitabıyla tanıştığımız Marie Desplechin ilginç bir yazar. Hem Küçük Cadı Yeşil’de hem Cambazlar’da sıradışı insanların öykülerini kendine has üslubuyla, hiç yadırgatmadan anlatıyor.

1959 doğumlu, üç çocuk annesi, gazeteci yazar Marie Desplechin, ilk kitabını 1993’te yayımlamış. Çocuklar ve yetişkinler için yazıyor. Türkçeye Küçük Cadı Yeşil adıyla çevrilen ve bir anne ile kızı arasındaki ergenlik çatışmalarını büyücülük, cadılık motifleri etrafında anlattığı kitabı, Fransa’da okullarda müfredat kapsamında okutuluyor. Anne kız arasında ergenlikte yaşanan kimlik ve rol çatışmalarını başarıyla ele alan yazar, uzlaşmanın sağlanmasında ve genel olarak çocukların büyümesinde kuşaklar arası ilişkilerin önemini vurguluyor.

Nesin Yayınları tarafından dilimize kazandırılan son kitabı Cambazlar ise Emmanuelle Houdart’ın çizdiği portrelere yazdığı kısa öykülerden oluşuyor. Bir sirkte çalışıp yaşayan sıradışı insanları ve aralarındaki ilişkileri anlatan bu öyküler, insanın kendini olduğu gibi kabul etmesinin önemini vurguluyor. Kitabın gerek resimleri gerekse öyküleri düşgücünün sınırlarını zorluyor, her yaştan okura edebiyatın keyfini yaşatıyor. Bu ilginç yazarı daha yakından tanımanız için…

Türkçede kısa süre önce çıkan kitabınız Küçük Cadı Yeşil’de çok eski ama bir yandan da çok modern bir sorunu, kuşak çatışmasını, anne-kız ilişkisi bağlamında ele almışsınız. Öte yandan modern çağda geçen bir öyküyü büyücülük, büyü, cadılık gibi arkaik temalar çerçevesinde örmüş, modern olan ile arkaik olanı bir araya getirmişsiniz. Böyle bir sorunu anlatmak için cadılık temasını niye tercih ettiniz? Bu tema sizin için neleri simgeliyor?

Ben bu hikâyeyi başlangıçta bir “büyücü hikâyesi” anlatmayı düşünerek yazmadım. Kızım o dönemde on yaşındaydı ve ergenliğe girmeye hazırlanıyordu. Kitabın başı doğrudan doğruya benim o dönemki duygularımdan esinlendi: Kızımla aramızda neler oluyor? Ben annenin bakış açısını benimserken, kendini oluşturmak için şart olan bu zıtlık evresinden kendimin de geçmiş olduğumu unutmadım. Büyücülük teması “doğallığında” geldi. Bence her çocuk, hatta her yetişkin, süper güçler, gündelik hayatın büyüleyiciliği, gizemin çekiciliği gibi karşı konulmaz cazibeleri olan o evrene duyarlıdır. Son derece göz kamaştırıcı ve çok çağdaş olan Harry Potter’a dek edebiyatta mevcut büyücülük hikâyelerinin miktarına bakmak yeter. Ayrıca insanlık tarihinde büyücülüğün genellikle kadınlara atfedilmesinin nedeni, kuşkusuz ki kadınların (Ay’ın gücü, döngülerin düzenliliği gibi) çok kadim kurallara itaat eder gözüken esrarengiz bir bedenlerinin olması ve doğaya ait olmalarıdır. İnsanlık tarihimiz boyunca görülen sembolik bir yapıdır bu.

Anne Ursule erkeksiz bir yaşamdan gayet memnunken, kızı Yeşil hiç de öyle düşünmüyor ve annesinin ona çizdiği kaderin pek çok yönüne olduğu gibi babasızlık kararına da isyan ediyor. Yeşil’le annesi arasındaki bu çatışmalar sadece ergenlikten mi kaynaklanıyor? Yoksa başka etkenler de söz konusu mu?

Geriye dönüp baktığımda Yeşil’in isyanının iki düzeyde olduğunu söyleyebilirim. Öncelikle, büyüme ve kadın olma yükümlülüğüyle karşı karşıya geldiğinden, “annesi gibi” olmayı reddediyor. Kendi bireyselliğini ve kadınlığını kendince yaşamının yolunu bulabilmek için direniyor. Bu bana anne-kız ilişkilerinin çok klasik bir şeması gibi geliyor. Kızlar annelerinden uzaklaşmalıdır ki, kim olduklarını biraz daha iyi bildiklerinde, bir yetişkin olarak ona geri dönebilsinler. Ayrıca ben karşı çıkmış yazgılar anlatan hikâyeler yazmayı (ve bana da böylelerinin anlatılmasını) severim. Sizden falanca kişi olmanız, filanca yerde yaşamanız istenir ve siz olayların böyle cereyan etmemesine karar verirsiniz… Bir roman ya da film için ne güzel bir olay örgüsü, değil mi? Kendisine dayatılmak istenen yazgıyı reddederek kendi yazgısını inşa eden kişi ister istemez bir kahramandır, başına ister istemez maceralar gelir, kendimizi ister istemez onunla özdeşleştiririz. Sonra, bu yazgıyla uzlaşmak ve onu kendince yaşamak mümkün olur. Yeşil’in yolu budur: Kısacası, o bir büyücüdür ama kendi tarzında.

Anneanne Anastabotte anne-kız arasındaki çatışmada tecrübelerinin de etkisiyle bir arabulucu rolü oynuyor. O olmasa Yeşil ergenliğe o kadar rahat geçemeyecek, aslında ayrılmaz bir parçası olan cadılığıyla barışamayacak. Cadılığın sadece annesinin hayata geçirdiği biçimden ibaret olmadığını, onun da kendine has bir cadı olabileceğini anlayamayacak. Kadınlar içinde kuşaklar arası bu aktarım ve işbirliği hakkında neler söyleyeceksiniz, ne de olsa modern toplumda bu tip bağlar giderek yok oluyor?

Yeşil’e göre kendi olmak, annesine karşı çıkmaktan ve büyükannesiyle ittifaktan geçiyor. Ben olayları böyle yaşadım ve çevremdeki birçok kadın da böyle yaşadı. Büyükannelerimiz kendimizi yaratmamızda bizlere çok yardımcı oldular. Anneyle ilişki çok karmaşıktır; zamanın geçişi, annelerin beklentileri, gündelik hayatın ağırlığı, eğitim görevleri bakımından karmaşıktır. Büyükanneyle her şey daha basit ve daha mutludur. Büyükannenin üstleneceği eğitim görevi yoktur, çocukla rekabet halinde değildir, genellikle ihtirasları yatışmıştır. Torunuyla ilişkiyi fazla kaygı duymadan ve büyük bir gönül rahatlığıyla, kabulle yaşayabilir. Büyükanne ve büyükbabanın rolüne inanıyorum. Aslında, çocukların anne babası olmayan, ama onların çevresindeki bütün o yetişkinlerin rolüne de inanıyorum. Toplum, çok sayıda olması gereken (çocuğun büyümek için müttefiklere ihtiyacı vardır) bu bağları “çözüyorsa”, daha mutsuz olmamıza şaşmamalı. Aile yapıları geçmişte olduğundan daha güçsüzse, dostlarımızla, çevremizle güven ve yakınlık bağları kurmamızı ve yürek bağıyla bağlı aileler “kurmamızı” engelleyen bir şey yoktur. Yaşlı, boş vakti olan kibar bir komşu, büyükanne rolü oynayabilir ve torunlar “evlat edinmekten” kendi de mutluluk duyabilir. İşyerindeki genç bir meslektaş bir tür amca olabilir; kendi seçtiği ve onu seçen bir aileye girmekten mutluluk duyabilir. Ben mutluluğun her zaman verili olmadığına, yaratıldığına gerçekten inanıyorum.

Küçük Cadı Yeşil Fransa’da okullarda müfredata alındı. Bu sizi şaşırttı mı? Sizce bu tercihin sebebi neydi?

Yeşil’in geniş bir okur kitlesi bulmasına şaşırmıştım. Milli Eğitim tarafından seçilmesine de… Yer yerinden oynatacak bir yanı olmayan, çok mahrem küçük bir hikâye yazdığım hissindeydim. Düşününce, çocukların, kendi çocukluğunu hatırlayan, on yaşında bir çocuğun annesi tarafından yazılmış bu öykünün samimiyetine duyarlı olduklarını anlıyorum. Milli Eğitim’in tercih gerekçesinde sanıyorum hikâyenin anlatı sistemi etken oldu. Tek bir hikâye, dört ayrı bakış açısı. Bu bir metindeki anlatıcı sorununu hoş bir şekilde inceleme imkânı sunuyor.

Gelelim Türkçedeki ikinci kitabınıza. Cambazlar, bir sirkte çalışan 11 karakterin kısa hikâyelerinden oluşuyor. Bir Alman prensesi olan ve erkeklerin cazibesine dayanamadığı sakallı kadın; sinek terbiyecisi; boyu bir taş bebekten daha uzun olmayan Cezayir Berberisi Fatiha; birbirlerine tamamen zıt karakterlere sahip Siyam ikizleri; dünyanın en güçlü adamı olup kalbi bir çiçek kadar kırılgan olan Alex; yalan söylemeden duramayan ve bir Ururu kuşuyla yaşayan kolsuz bacaksız Pavel… Hepsi de sıradışı ve belki de toplum içinde “garabet” olarak nitelenebilecek kişiler. İnsanın hayalgücünü zorlayacak bir zenginlik söz konusu öykülerde ve karakterlerde. Nereden aklınıza geldi böyle sirk hikâyeleri?

Ben albümdeki hikâyeleri Emmanuelle Houdart’ın çizimlerinden yola çıkarak yazdım. Çok güçlü evrene sahip bir sanatçı. Ben de bu evrene dâhil oldum. Çizimleri elime geçtikçe yazdım (bu kolay olduğu kadar eğlenceli de oldu). Sirk temasını o seçmişti. Farklı, “canavarsı” kişiliklerden çok esinlendi ve bu tercihte de bunu öne çıkardı. Ben onun açtığı yoldan yürüdüm ama seyahat eden bir sirkin genellikle dört bir taraftan gelme sanatçılardan oluştuğunu da aklımdan çıkarmadım. Farklılığın bir diğer boyutu da bedenler, gelenek görenekler, ülkeler. Yazmaya başladığımda Gabriel Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’ını tekrar okuyordum. Adlarla, yazgılarla dolu o evren beni büyülemişti. Metinlerin bunun izini taşıdığı düşünüyorum.

Bu hikâyelerdeki tüm karakterlerin en önemli özelliği bence kendileri olmaktan gayet memnun olmaları. Sıradışılıklarıyla ya da tuhaflıklarıyla gayet barışıklar. “Hepimiz, başkalarına benzemeyenler ve bunu pek kafaya takmayanlar ailesinin bir üyesiydik. Kaderimizde sıradan insanları şaşırtmak, büyülemek ve korkudan titretmek yazılıydı. Onlara benzemek değil!” diyor ya kitaptaki bir karakter… Küçük Cadı Yeşil’de de sıradışı ama farklılıklarıyla barışık olabilme temasını işlemiştiniz. Farklılık, aynılık, normallik, sıradışılık; bunlar sizin için ne ifade ediyor?

Hepimizin yalnızca farklı olmakla kalmadığımızı, dahası her birimizde tuhaflık, hatta canavarlık olduğunu düşünüyorum. Özellikle her birimizin kutsal bir yan içerdiğini düşünüyorum. Hiç kimse bir başkasının yerine geçemez, bir başkasıyla kıyaslanamaz bile. Herkes kendi içinde biricik bir alev taşır. Bu onun insanlık payıdır. Eğer dikkat edersek onun parıldadığını görebiliriz.

Hem çocuk hem yetişkin kitapları yazıyorsunuz. Sizin için arada bir fark var mı?

Daha çok çocuklar için yazıyorum. Bunun nedeni kuşkusuz ki onlarla birlikte olmayı sevmem, onların coşku ve yaratıcılık kapasitelerine, toplumsal normlara dair hislerinin cılızlığına hayran olmamdır. Yetişkinler için kurgu yapmaya son verdim diyebilirim. Onlar için “gerçek hikâyeler” yazıyorum.

Çocuklar için yazmak kendi çocukluğuna dönmeyi, bütün o yılların evreniyle, duygularıyla, izlenimleriyle buluşmayı gerektirir. Bu, sonradan bizi bunca meşgul eden her şeyi, yetişkin cinselliğini, mesleki başarıyı, toplumsal hıncı dışlar. Çocukların kaygıları çok farklıdır.

Ayrıca kendi söz dağarının, kendi zekânın, kendi kültürel referanslarının sarhoşu olmadan mümkün olduğunca iyi yazmayı bilmek gerekir. Bunları kendi zekâlarının karşılığı olarak gören yetişkinlerden farklı olarak çocuklar bunlara aldırmaz. Çok iyi bir gençlik yazarı olan Timothée de Fombelle’in dediği gibi, “Yazdığınız bu kitabın belki bir çocuğun yaşamında okuyacağı ilk kitap olduğunu asla unutmamalısınız.” Bu çok büyük sorumluluk, insanı çok da mütevazı kılar…

Küçük Cadı Yeşil Marie Desplechin Çeviren: Sibel Çekmen Tudem Yayınları, 120 sayfa

Küçük Cadı Yeşil Marie Desplechin Çeviren: Sibel Çekmen Tudem Yayınları, 120 sayfa

Cambazlar Marie Desplechin Resimleyen: Emmanuelle Houdart Çeviren: Fatma Cihan Akkartal Nesin Yayınları, 48 sayfa

Cambazlar Marie Desplechin Resimleyen: Emmanuelle Houdart Çeviren: Fatma Cihan Akkartal Nesin Yayınları, 48 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

lorem ipsum lorem ipsum lorem ipsum

Yorum yaz