Kocamış tilkinin başına gelenler… – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

Kocamış tilkinin başına gelenler…

Kocamış tilkinin başına gelenler…

Şiirsel TAŞ

Martin Baltscheit’ın ödüllü kitabı Belleğini Yitiren Tilkinin Öyküsü, hayat döngüsü içinde gençlik ve yaşlılık meselesini küçük okurların anlayabileceği bir dille, üstelik durumu dayanışmaya bağlayarak anlatıyor. Härtling’in kitabı ise aynı konuyu daha büyük yaş grubuna yönelik olarak işliyor.

Geçenlerde aklıma bir şarkının nakaratı takıldı. Melodiyi hatırlıyorum ama sözler bütünüyle silinmiş. Kâbus!! Çatlayacağım. Hangi şarkıydı bu? İşin içinden çıkamayınca evdeki müzik uzmanı ergen gürgene danıştım. Sahne şu: Odanın ortasında yere bağdaş kurup oturmuş, hu çeker gibi öne arkaya sallanarak aynı nakaratı kendimden geçmişçesine bağıra çağıra söylüyorum. Maksat, zihnimden şu şarkının adını çağırabilmek. Dilimin ucu, aklımın suçu. Ergen gürgen suratıma bakıp, “Kasma bu kadar. Tımarhaneye kapatılmış kaçıklara benziyorsun!” diyor. Melodi ona da tanıdık geliyor ama bana geldiği kadar değil. O da çıkaramıyor. “Söylerken detone olduğun için mi acaba?” diyor. Aklınca beni sorumlu çıkaracak. “Hadi ordan!” diyorum.

Şarkının adını hatırlıyorum. Tam iki gün sonra!

Tanıdık geldi mi? Ya şuna ne dersiniz? “Sonra düşüncelerini unutmaya başladı. Ve hep düşüncenin ilk kez aklına geldiği yere gitmek zorunda kalırdı.” Yok, bu kez ben değilim, bir tilki. Belleğini yitiren tilki. Kurnazlığıyla dillere destan tilki. Martin Baltscheit’ın kitabında, yaşlılık dönemine şahit olduğumuz tilki.

Baltscheit’ın tilkisi gençlik çağındayken La Fontaine’in tilkisinden pek de farklı değil aslında: “Kırmızı, hızlı ve her zaman aç. Bir tilkinin bilmesi gereken her şeyi bilen bir tilki.” Dahası, avlanma becerileri gelişmiş bu tilki, bilgi ve deneyimini genç tilkilere de aktarır. Lakin belleği zamanla yaşına yenik düşmeye başlar. Günleri karıştırır, evin yolunu bulamaz, ava çıkar ama avlanmayı, hatta gün geçtikçe tilkiliğini unutur. Kazların, tavukların, koyunların maskarası olur. Öte yandan, bir zamanlar el verdiği gençler, kocamış tilkiyi yalnız bırakmaz. Ormanda yara bere içinde buldukları ihtiyarı yanlarında götürüp yaralarını iyileştirirler. Ama ihtiyarın belleğinde açılan yara hiç kimsenin iyileştiremeyeceği kadar derindir.

Baltscheit’ın 2011 Alman Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Ödülü’nü almış olan kitabının öyküsü dışında bir başka önemli özelliği, çevirmenin son sayfadaki notunda belirttiği gibi tipografisi. Başlangıçta düzenli giden sayfa numaraları öykü ilerledikçe ve tilkinin zihni bulandıkça giderek sırasız ve saçma sapan bir hâl alıyor; kullanılan son sayfa numarası ise sıfır: Geriye sayımın son noktası. Eskiler “ateh getirmek” dermiş, biz “bunamak” olarak biliriz ama artık bu sözcüğü kullanmaktan imtina ediyoruz nedense (sanki bir doz zarafet zerk edip de “demans” dediğimizde sonuç değişiyormuş gibi). Baltscheit’ın kitabına bakarken “demans”ı değil, “bunama”yı görüyorum.

YETMİŞLİK DELİKANLI

Belleğini Yitiren Tilkinin Öyküsü’nü okurken, bu öykünün bana bir başka çocuk kitabını anımsattığını fark ediyorum. Yine o belli belirsiz his. Öyküyü biliyorum ama kitabın ne adı ne yazarı beliriyor zihnimde. Yine mi? Kâbus! Arşivi taramak gerekiyor. Arşivim: Harici belleğim. Buluyorum. Tabii ya, Peter Härtling’in İhtiyar John’u. O aksi adam, kocamış kurt. Kızı bile ona birkaç istisnai durum dışında “baba” yerine, “İhtiyar John” diye hitap ediyor. Kitabın 1994 tarihli eski baskısının ismi de İhtiyar John* olduğundan, Härtling’in kitabı böyle yer etmiş kafamda (kitap daha sonra Büyükbaba Taşınıyor adıyla yeniden basıldı.)

Härtling’in İhtiyar John’u ile Baltscheit’ın tilkisi, en azından başlangıçta yaşlılığın iki farklı veçhesi gibi. Tilki, yaşı ilerledikçe yavaş yavaş çöküyor. Ne var ki belleği, bedensel çöküşten çok daha hızlı gömülüyor karanlığa. İhtiyar John ise hepimizde imrenme duygusu uyandıracak kadar enerjik, hayat dolu bir ihtiyar. Ailesinin isteği üzerine yaşlılık günlerini geçirmek için onların yanına taşınır taşınmaz ilk icraatı, odasındaki yepyeni duvar kâğıdını söküp boya badanaya girişmek oluyor; kanepede sahiplendiği sağ köşeyi kimseciklere kaptırmıyor. Bu dediğim dedik, öttürdüğüm düdük yetmişlik delikanlı sonunda âşık da oluyor. Ancak yaşamın kronolojisi, biyolojinin zaman çizelgesi üç aşağı beş yukarı belli. İhtiyar John da bundan muaf değil elbet. Önünde sonunda İhtiyar John ile tilkinin yolları kesişiyor.

Tıpkı Baltscheit’ın kitabında genç tilkilerin kocamış tilkiye kol kanat germesi gibi, Härtling’in kitabında da İhtiyar John bir başına kalmaz. Ailesi yanındadır öncelikle, hiçbirinin gönlü yaşlı adamı hastane köşelerinde bir başına ölüme terk etmeye razı gelmez. Bu bütünüyle kültürel bir bakış açısı

kuşkusuz. Yaşlılarını doğanın kucağına terk eden kimi kültürlerin yaklaşımından daha iyi ya da daha kötü olduğu söylenemez. Sadece yöntemler “azıcık” farklı. Bu farkı, ancak İhtiyar John’un “azıcık”ı açıklar: “Azıcık! Nedir ‘azıcık?’ Birazcık mı demek? Hayır, azıcık birazcık değil. Azıcık birazcıktan daha fazla. Ve ondan farklı. Azıcık özel bir şey. O çok değil, az da değil. Azıcık’ın kendi başına bir anlamı var…  Azıcık; küçük bir şeyi büyük, büyük bir şeyi küçük, zoru daha kolay, kolayı ise daha zor yapar.”

İhtiyar John ile vedalaşıp, ergen gürgene gösteriyorum Belleğini Yitiren Tilkinin Öyküsü’nü. Okuyor, öykü üstüne konuşuyoruz. “Bir keresinde belleksiz bir tilki vardı. Hiçbir şey bilmezdi, sadece hissederdi. Birisi yaralarını yaladığında hissederdi… Yalnız uyumayı hiç mi hiç sevmezdi. Ama artık yalnız uyumak zorunda değildi.” Ben “azıcık” etkilendim öyküden, o ise yaşından mıdır nedir, daha tarafsız bakabiliyor sanki kitaba. Diyor ki, “Sonunda ölüyor tilki.” Hâlbuki son sayfada, genç tilkilerin arasında uyurken gösteriyor kocamış tilkiyi. Hatta etrafını çevirip yatan tilkilerden ikisi, ihtiyarı koruyup kollarcasına bir gözü açık yatıyor. Elbette, diyorum içimden, elbette sonunda ölüyor ama bu kitabın son sayfasında değil. Daha var. “Azıcık” daha.

Belleğini Yitiren Tilkinin Öyküsü Martin Baltscheit Çeviren: Kazım Özdoğan Gergedan Yayınları, 40 sayfa

Belleğini Yitiren Tilkinin Öyküsü Martin Baltscheit Çeviren: Kazım Özdoğan Gergedan Yayınları, 40 sayfa

Büyükbaba Taşınıyor Peter Härtling Resimleyen: Peter Knorr Çeviren: Necdet Neydim Günışığı Kitaplığı, 144 sayfa

Büyükbaba Taşınıyor Peter Härtling Resimleyen: Peter Knorr Çeviren: Necdet Neydim Günışığı Kitaplığı, 144 sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Çocukluğunun en güzel günleri bir tavuk çiftliğinde ve İstanbul’un göbeğinde o dönemde istila edilmemiş kırlarda geçti. Tıp eğitimi aldı, hekim oldu, sonra çocuk kitaplarına merak sardı. Kurda kuşa, börtü böceğe düşkün ve en çok da onlarla ilgili okuyup yazmayı seviyor. Düşkurdu Bir Düş Kurdu, Börtü Böcek Güncesi, Zincir, Kar Benek Kara Benek ve Kim Korkar Mavi Kurttan adlı kitapları yazdı. Yazdığından çok daha fazla kitap çevirdi. Çevirdiğinden çok daha fazla kitap için eleştiri yazıları yazdı. Sürekli genişleyen kedi kadrosu, ara sıra bahçeye misafir olan yavru/yaralı martılar ve bir ergen gürgenle birlikte yaşıyor. Biyoloji, sağlık, kent doğası ve çocuklar üzerine kafa yoruyor. Ya evde çalışıyor ya ormanda dolaşıyor.

Yorum yaz