Kendinle dalga geçmeyi unutma! – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

Kendinle dalga geçmeyi unutma!

Kendinle dalga geçmeyi unutma!

Şeref BİLSEL

Rönesans’ın büyük ustası, hümanizmin kurucularından Erasmus, ünlü yapıtı Deliliğe Övgü ile dönemin rasyonalite anlayışını eleştirmiştir. Metis Yayınları’nın “Küçük Filozoflar” dizisinden çıkan Erasmus ve Deliliğin Zilleri genç okurları ustanın düşünce biçimiyle tanıştırıyor.

Kendisine verilen ad Gerard’dır; fakat o kendisine “Erasmus” denmesini ister. “Erasmus” Yunancada “arzu” veya “aşk” anlamına gelir. Rönesans’ın büyük ustalarından Erasmus Hollanda’da dünyaya geldi. Babası rahipti. Küçük yaştayken babasını kaybetti. Dinî bir eğitim alarak sonunda papaz oldu. Avrupa’yı gezdi. İngiltere’ye dostu Thomas More’un yanına gitti; orada ünlü yapıtı Deliliğe Övgü’yü -kimi çevirilerde Deliliğe Methiye- yazdı. İki yüzyılı (XV. ve XVI. yüzyıllar) ucundan kenarından gördü. İsviçre’de öldü. Bugün Erasmus adı -özellikle ülkeler arası öğrenci transferinde- eğitim sözcüğü etrafında baskın biçimde kullanılıyorsa bunda Erasmus’un bundan beş yüz yıl önce insana, hayata, olaylara bakışındaki farklılığın, normalin dışına sızmış dikkatin rolü olsa gerektir.

Erasmus alışılmış biçimde düşünmez; pek çok olaya, olguya tersinden bakar. Böylece herkesin aynı biçimde düşündüğü bir duruma dair farklı bir bakış ortaya koyunca sanki kendi kendisiyle dalga geçiyormuş gibi görünür: “Sevgili dostlarım,” diye seslenen nehir, konuşmasını şöyle sürdürür: “ben daima aynı yöne akmaktan, denizin içinde eriyip gitmekten sıkıldım artık; hem deniz, benim damak zevkim için fazla tuzlu. Gidip doğduğum köyü görmek istiyorum. Geçerken de ailemizin bütün diğer kollarıyla kucaklaşacağım: Onların konuştukları şiveyi hâlâ anlayabiliyorum.”

ORTAK AVRUPA KÜLTÜRÜ Ben Erasmus’un Deliliğe Övgü’sü ile Bertrand Russell’ın Aylaklığa Övgü’sü arasında gizli bir alışveriş, akrabalık olduğunu düşünürüm. Russell’ın boş gezenleri övmesi ve devamında, eğer aylaklar olmasaydı içinde bulunduğumuz bilime ve tekniğe dayalı şartların oluşmayacağını belirtmesi, öğrenilmiş olana karşı bir tutumdur. Onlar, çalışmayıp aylaklık yapanlar, dünya üzerinde atılmış somut adımların teorisyeni, yol göstericisidir. Russell çok tüketmenin, o tüketimi karşılamak isteyen insanı köleleştirdiğini, bu yüzden “yetinmeyi bilmek” gerektiğini ifade eder. İnsanların sınırsız ihtiyaçlarını karşılama isteği için yoğun bir biçimde çalışmasının mutluluk, özgürlük doğurmayacağını söyleyerek, o güne dek birikmiş olan bakış açısını tersyüz eder. Bundan beş yüz yıl önce Erasmus ne yapmıştır ki bugün onun adı etrafında kabul edilebilir bir öğreti meydana getirilmiştir? Erasmus, Avrupa’nın ortak bir sanat ve bilim çatısı altında birleşmesi için çaba sarf etti. Bu yolda çağının eğitim felsefesine katkıda bulundu. Bugün “Erasmus Programı” adı verilen, Avrupa’daki yükseköğrenim kurumlarının uluslararası tecrübeyi, kültürlerarası diyaloğu, üniversiteler arası rekabeti artırmaya dönük işbirliği yaygınlık kazanmıştır. Erasmus, güzel sanatların ve bilimlerin yayılmasını, ortak bir anlayış çatısı altında birleşmesini, yaratıcılarından biri olduğu hümanizmin ilk koşulu saydı. Dünyada olup bitenleri sıradan örneklerle açıklayan ve toparlayan düşünme biçimine yönlendirdi. “Şöyle de düşünebiliriz,” diyerek düşündüğünü ısrarla kovaladı. Çoğunluğun görmediği toplumsal ilişkileri anlaşılır bir dille, hayatın içinden aldığı örneklerle açıkladı. Bir “köle” olarak işçilerden bahsederken şöyle der mesela: “Köleler kürek, çekiç, kazma, taş, kaya, ellerine ne geçirirlerse kuşanıp isyan etmeye kalktıklarında imparator onları katlediyordu. Jandarma ne güne duruyordu, zaten jandarmalar kendileri de köleden başka bir şey değildi. Ordu ve polis böyle ortaya çıktı. Ve savaş böyle icat olundu.”

Metis Yayınları’nın “Küçük Filozoflar” dizisinden çıkan Erasmus ve Deliliğin Zilleri adlı kitapta Heraklit’ten Parmenides’e, Empedokles’ten Sokrates’e ve Sokrat’ın öğrencisi Platon’a; Diyojen, Epikür, Seneka, İbni Rüşd’e dek pek çok filozofa göndermede bulunulur. Kitap, Sorbonne’da profesörler topluluğunun önünde bir ders vermeye, konuşma yapmaya hazırlanan Erasmus’un düşünce dünyasına götürür bizi. “Hoca” unvanını alması bu konuşmaya bağlıdır. Ondan beklenen her bir filozofu övmesi, felsefeyi yüceltmesidir. Oysa Erasmus bilinenleri tekrar etmekten zevk almayan, olayların arka planını merak eden, dışarıdan bakmayı seven biridir. Tarihi ve olguları tersten okumayı sever. Onun gözünde “kitap” suya düşünce ıslanıp “patik” olur.

Kitabı oluşturan anlatılar içinde sıradan şeylerden hareketle bize köleliği, kapitalizmi, orduyu, polisi, savaşı, en kestirme yoldan ustalıkla ifade eder. Hayatımızı belirleyen temel kavramların nerelerden, nasıl doğduğunu sıradan olaylar içinden taşır. Felsefe yapmadan önce yaşamak gerektiğinin altını çizer. Okullarda çocuklara verilen askerî eğitimlerde koro halinde söylenen şarkıların onları başkalarına kin gütmeye teşvik ettiğini vurgular. Bütün bunlar inşa edilmeye çalışılan bir kule (Babil) etrafında söze dökülür. Kule, imparatorluğu sembolize etmektedir. Kulenin bir tarafındaki katlar yıkılırken diğer tarafı yükselir. Tıpkı Brecht’in “Tahterevalli” adlı şiirinde olduğu gibi: “ve ancak; / aşağıdakiler, aşağıda oturduğu sürece / kalabilirler orada. / yukarıda olamazlar çünkü, / ötekiler yerlerini bırakıp çıksalar yukarı. / bu yüzden isterler ki; /aşağıdakiler sonsuza dek / hep orada kalsınlar. / çıkmasınlar yukarı.”

Erasmus, Babil’den geriye kalan tek şeyin savaş olduğunu ve bütün savaşların kardeş katli anlamına geldiğini söyler. Anlatının sonunda saygın profesörler Ersamus’un konuşması karşısında mahcup olur. Erasmus doktor unvanını alır. Anlatı biterken, kendini filozof sananlara, kitabın sonunda kafasına geçirdiği şapkanın ona seslenişini kullanarak, yine kendi üzerinden cevap verir Erasmus: “İnsanlarla ve onların budalalıklarıyla alay etmeyi çok iyi öğrendin Erasmus. Aferin. Ama en başta kendinle dalga geçmeyi unutma. Filozof olmanın püf noktası budur. Ahmakların en ahmağı kendini bilge sanan kişidir.”

Erasmus ve Deliliğin Zilleri Claude-Henri Rocquet Resimleyen: Celine Le Gouail Çeviren: Ayşe Deniz Temiz Metis Yayınları, 64 sayfa

Erasmus ve Deliliğin Zilleri
Claude-Henri Rocquet Resimleyen: Celine Le Gouail Çeviren: Ayşe Deniz Temiz
Metis Yayınları, 64 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz