İçine rüya, şiir ve cin kaçmış küçük devrimci – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

İçine rüya, şiir ve cin kaçmış küçük devrimci

İç sızısıyla birlikte bir meraktır sarıyor okuru; küçük kız atlatır mı, atlatmış mıdır bunca travmayı? Atlatılır mı? Hangi şiir, hangi acıya iyi gelir? Odaya serili yatakta yorgan altından çaktırmadan babasını ve devrimci arkadaşlarını dinlerken daldığı uykular hangi rüyaları getirir?

Emel ALTAY

Yakası Kürklü Yeşil Parka, içine şiir, rüya ve cin kaçmış bir ilk roman. Annenin “Sus kız, cinlendin mi?” azarıyla giriyoruz öykünün kahramanı küçük kızın dünyasına. Bacak kadar boyuyla sarı saçlı bu kız, filmde düşmandan kaçarken öldürülen sevgililere ağlıyormuş meğerse. Anlıyoruz ki küçük kahramanımız pek hisli, o yaşların en güzel hazinesi hayalgücündense payına bolca düşmüş.

DERİN BİR YARA

Romanıyla 2011 Abdullah Baştürk İşçi Edebiyat Ödülü’nü kazanan Süreyya Köle, tarihimizin en acı dönemlerinden biri olan 12 Eylül’ün açtığı yaraya 5-6 yaşlarındaki kız çocuğunun gözlerinden bakıyor. Cin gibi bir kız bu. Taparcasına sevdiği babasıyla bir örnek yakası kürklü yeşil parkasını giyip, göğsünü şişire şişire ezberden bir şiirler okuyor ki şaşarsınız. Sonra aynı parkasının altına sakladığı Cumhuriyet gazetesini babasının işyerine gururla taşıyışı yok mu? Boşuna “küçük devrimci” demiyorlar ona. 1970’lerin son demlerinde, ev hanımı annesi, işçi babası, kendinden birkaç yaş büyük ablasıyla gecekondu mahallesindeki iki göz evlerinde dönemin hırgürü arasında yuvarlanıp gidiyorlar. Bir kolundan anası çekiyor hacılara hocalara doğru, bir kolundansa babası, haydi oku bakayım Nazım’dan bir şiir diye. Küçük kız hacı hoca sevmiyor, anası da onu hiç ablasını öpüp kokladığı gibi bağrına basmıyor zaten. Ama zaten o babasına âşık, bir de duvarda resmi asılı Deniz Gezmiş’e, bir de şiirlerini hiç anlamasa da bir dua gibi tekrar ede ede ezberlediği Nazım Hikmet’e,babasının can dostu Veli abisine ve tabii Hasan’a… Hasan, komşu çocuğu. Evcilik oynuyorlar, bir darılıp bir barışıyorlar, ekseriya rüyalarda buluşuyorlar. Hasan; sarı saçlı, güzel kalpli kızın can evi. Küçük kız can evinden kaç kez vuruluyor…

GÖKYÜZÜ GİBİ BİR ŞEY…

Süreyya Köle’nin kahramanı belli ki 30’larını sürüyor bugün, çocukluğuna dönüp o günleri anlatan da o. Kendi çocukluğu nihayetinde anlatıcının, belki ondan bu denli acı dili. Karılarını dövdükleri için devrim yapamayan, belki de gerçek bir devrimi aslında hiç istemeyen solcular var bu romanda. Devrimci romantizmi yıkmak için bir çocuğun acımasız gerçekçiliğine ihtiyaç duyuluyormuş demek. Bir de çokça şiir ve rüya var. Ve tabii ki çokça travma. Romanın anlatım dilinin yaptığı çağrışımla diyebiliriz ki, “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor”. Gitmiyor, el kadar çocuk kâbuslarında işkence gören insanların çığlıklarını duyuyor, en sevdiklerini bembeyaz bezlere sarılı el sallarken görüyor. Büyüklerin derileri mi kalınlaşıyor ne, bir şekilde işlemiyor derinlerine o acılar ama çocukların rüyalarını bile alıyor ellerinden. Beklenmedik bir zamanda çekip gidiyor küçük kızın neredeyse babasından çok sevdiği Veli abisi. Bir daha da dönmüyor, belki de dönemiyor. Bize de iç sızısıyla birlikte merak kalıyor, küçük kız atlatır mı, atlatmış mıdır bunca travmayı? Atlatılır mı? Hangi şiir, hangi acıya iyi gelir? Odaya serili yatakta yorgan altından çaktırmadan babasını ve onun devrimci arkadaşlarını dinlerken daldığı uykular hangi rüyaları getirir? Belki iyi niyetli ama cahil annesiyle gidilen hocaların nefesinden boğulmadan kurtulmak mümkün mü? Deniyor küçük kız, rüyasında Nazım’dan masal bile dinliyor, daha okula gitmeden okuma yazmayı öğreniyor, deniyor, içine düştüğü talihsiz zamanları yara almadan atlatmayı deniyor. Ama dili acı romanın. Kâbuslarla bitiyor anılar. Denese bile, 12 Eylül gibi bir dramın açtığı yaralar belli ki zamanla bile sarılamıyor. Dedik ya, küçük devrimcimiz parkasını kuşandığı gibi avaz avaz şiirler okumayı sever, roman boyunca herkese dertleniyor, minik kalbiyle filmde öldürülen sevgililer için bile gözyaşı döküyor. Nazım rüyasına girip Sevdalı Bulut masalını okuyor ona. Turgut Uyar da girseydi rüyasına, o da uzatsaydı elini küçük kıza diye geçti içimden. Bir daha hiçbir çocuk 12 Eylül gibi derin yaralarla büyümesin diye; “Bak ben seni nerenden kurtaracağım şaşacaksın”. Şiirle, romanla, sevgiyle…

Yakası Kürklü Yeşil Parka Süreyya Köle Notabene Yayınları, 152 sayfa

Yakası Kürklü Yeşil Parka
Süreyya Köle
Notabene Yayınları, 152 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz