Görev değil, müze gezisi – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

Gestapo kılıklı yetişkinler eşliğinde koridorlardan hızlıca geçmekten ibaret bir müze ziyareti kimi mutlu edebilir ki?

Yıldıray Karakiya

Bazı günler bazı öğrencileri çok mutlu eder. Çünkü o gün okul gezisi vardır, öğretmenleri onları bir müzeyi ziyaret etmeye götürecektir. Hayır, öğrencilerin mutluluğunun kaynağı bir müzeyi ziyaret edecek, belki birbirinden güzel sanat eserleriyle tanışacak ya da yepyeni bilgiler edinecek olmaları değildir elbette. Bu ziyaret bir gün olsun okulu yasal yollarla kırmak anlamına geldiği için sevinir öğrenciler. Yoksa daha okul otobüsünde başlayan, “Sessiz ol!”, “Sırayı bozma!” komutları; sanki gülmek eğlenmek suçmuş, müzedeki bir şeyle ilgilenmek hataymış, tarihi bir nesneye şaşırmak, bir sanat eseri karşısında heyecanlanmak ahmaklığın daniskasıymış gibi davranan (çünkü müzede gördüklerinden kendisi de bir halt anlamayan) Gestapo kılıklı yetişkinler eşliğinde koridorlardan hızlıca geçmekten ibaret bir müze ziyareti kimi mutlu edebilir ki? Müze denince köhnemiş, örümcek ağlarıyla kaplanmış, gireni alerji krizine sokacak kadar tozlu, karanlık bir mekânın resmi belirir zihnimizde. Zihnimizde bu resmin oluşmasının tek nedeni müzenin kendisi değildir değildir elbette. Bu aynı zamanda bizim müzeyi, sanat eserini, tarihi, kültür ve doğa varlıklarını algılayışımızın da resmidir. Hayır, haksızlık etmiyorum. Anımsarsanız, bu ülkenin en “modern” müzesinin açılışı, baktığı her yerde ucube gören bir siyasi partinin propaganda aleti olarak kullanılmış ve aceleye getirilmişti, öyle düşünün. Peki, nasıl olmalı? Bunca lakırdı bu sorunun yanıtı olan ve bizim memleket için ütopik sayılabilecek “Müze” adlı kitaptan söz etmek için edildi. “Müze”, Susan Verde tarafından yazıldı, Peter H. Reynolds tarafından resimlendi ve Müren Beykan’ın çevirisiyle Günışığı Kitaplığı tarafından yayımlandı.

DEGAS’YLA DANS

Kitabımızın kahramanı olan kız çocuğu bir müzeyi ziyaret etmektedir. Müze, her biri birbirinden önemli, sanat tarihinin tozlu yollarında birer kilometre taşı olan, çok önemli sanatçıların elinden çıkma sanat eserleriyle doludur. Fakat sanat tarihinin (ve özünde bir yatırım aracı olarak sanat nesnesinin, sanat ekonomisinin) bunca ağırlığının kahramanımız için hiçbir önemi yoktur. O, müzeye girdiği andan itibaren kendini sanat eserlerinin kollarına; duyguların, izlenimlerin, etkileşimlerin, düşüncelerin tatlı dalgalarına bırakır. Degas’yla dans eder, van Gogh’la başı döner, Picasso’yla mavileşir, Munch’la çığlık atar, Rodin’le düşüncelere dalar, Miró’yla kıkırdar. Hah işte, fark ettiniz mi, ben de yaptım aynı şeyi. Daha az önce sanat tarihinin bunca ağırlığının kahramanımız için bir önemi olmadığını söylemişken kalkıp sanatçı adlarını sayıverdim. Eh, hazır yeri gelmişken, bir ucunu ilk iki paragrafa buladığım değneğin diğer ucuyla da ilgilenelim. Bizim memlekette sanat eğer bir görev değilse, gösteriştir. Örneğin Coltrane ile Davis’ten tatlı tatlı “So what?” çalarken, entelektüel camianın seçme simaları kendilerini müziğe bırakmak yerine kayıt tarihi, tekniği ve niteliği üzerine birbirlerine bir miktar fikir veriştirir ve ardından, “Coltrane’den sonra caz bitti görüşüne katılıyor musun?” başlıklı bir sohbete dalarlar. Diyelim ki öyle, so what? Parça bitti, haberin yok.

SANATTAN KEYİF AL

Kitabın en önemli özelliği bu işte: “Müze” bize sanatı kültürlü, medeni, başarılı ve diğerlerinden üstün bir insan olmak için öğrenilecek, bilinecek, hakkında görüş öne sürülecek bir meta, maddi ya da manevi bir yatırım aracı olarak değil, yaşanacak bir deneyim olarak sunuyor. Kahramanımız müzeyi gezerken bize duygularından, eserden aldığı etkiden, zihnine doluşan imgelerden, kısacası sanat eserleriyle bire bir yaşadığı deneyimden başka şey anlatmıyor. İyi de ediyor. Çünkü esas olan sanat eserinden keyif almayı öğrenmek; o eseri kim yapmış, sanat tarihinde önemi neymiş, kaç para edermiş, bunlar teferruat. Sanmayın ki ben size teferruatı bilmeyin, öğrenmeyin diyorum. Siz sanat eserinden hele bir keyif alın, bunları hobi olarak yine öğrenirsiniz.

Müze Susan Verde Resimleyen: Peter H. Reynolds Türkçeleştiren: Müren Beykan Günışığı Kitaplığı, 36 sayfa

Müze Susan Verde Resimleyen: Peter H. Reynolds Türkçeleştiren: Müren Beykan Günışığı Kitaplığı, 36 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz