İyi Kitap

Yazan: Sema Aslan /

Çok zarif ama aynı zamanda belirgin bir vurguyla anlatıcılarının midelerindeki bulantıyı, kalplerindeki sızıyı, omuzlarındaki yükü aktarmış Önderoğlu.

Günışığı Kitaplığı’nın genç okurlarına hitap eden Mutsuz Palyaçolar Örgütü, Neslihan Önderoğlu’nun yayınevinden çıkan ikinci kitabı. Köprü Kitaplar koleksiyonu bünyesinde yayımlanan Bana Sesini Bırak, bir gençlik romanıydı; elimizdekiyse çoğunluğu ilkgençlik olmak üzere, kimi çocukluk ve gençlik hallerini çok yalın bir dil ve içten bir bakışla anlatan bir öykü kitabı.

En sondan başlayalım; kitaba adını da veren öyküden: “Mutsuz Palyaçolar Örgütü”, kitabın kendi bütünlüğü içinde biraz ayrıksı bir yerde duruyor. Bir kere, kahraman(lar)ı çocuk ve/veya genç değil. (“Karıncaları Ezmek” öyküsünün kahramanı Deli Ahmet de çocuk değil; ilkgençlik yıllarını da devirmiştir büyük ihtimal. Ahmet’in çocukça saflığı ve inadı, palyaçolarınkiyle örtüşüyor.) Adından da anlaşılacağı üzere, öykünün kahramanları palyaço. Üstelik büsbütün yaşlı değillerse de “emekli” olacak kadar uzun bir süre palyaçoluk etmiş, yetişkin insanlar. Onları bir ilkgençlik kitabına en fazla yakınlaştıran şey, mizaçlarındaki iyimserlik ve hayalcilik olabilir. Öykü genel olarak kahramanlardan birinin sesiyle başlayıp bitiyor; olayları onun ağzından öğreniyoruz. Bir diyalog sürüyorsa da bu diyalogu biz okurlar tek yönlü olarak takip edebiliyoruz. Çünkü anlatıcının karşısında oturduğunu varsaydığımız Komiser Bey’in sesi soluğu duyulmuyor. Anlatıcı, gülsem mi ağlasam mı tadındaki hikâyelerini anlatır ve bir yandan da başlarına gelen talihsizliği anlamaya çalışırken, farkında olarak ya da olmayarak yer yer politik bir ağız kullanıyor. Mesela daha ilk paragrafta “…o zamanlar bir örgüt kurmak için en az üç kişi gerektiğinden haberimiz bile yoktu” diyor. Bu cümle, yankısını yakın tarihimizden bulabilecek nitelikte. Söz konusu tarihi ya da palyaçoların göstermeyi amaç edindiği gerçek hikâyeleri; diyelim hiç bilmeyen genç okur, nasıl ilişki kuracak öyküyle peki?  Yazarının dili ve bütünde yaratmayı başardığı duygu sayesinde öyküyü yadırgamadan kabul edebilir genç okur. İşte belki tam da bu nedenle “Mutsuz Palyaçolar Örgütü”nün kitaptaki yeri ayrıksı olduğu kadar, anlamlı da. Gerçekle, yanımızdan kayıp gidiverenle, içimizdeki taşlarla alâkalı olmanın kendisi, onu kitabın hem kapağı hem de final öyküsü yapıyor.

BİR ÖYKÜDEN EDEBİYAT TARİHİNE

Kitaba böyle bir giriş yaptıktan sonra, diğer öykülerde ne tür odaklar var, bakabiliriz. “Politik ağız” demişken; “Kendi Gelen”, 12 Eylül döneminde genç kızlığa adım atmak üzere olan anlatıcının gözünden, genç bir uzak akrabanın evlerine misafir oluşunu anlatıyor. Uzun süren ve etraftan gizlenen bir misafirliktir bu. (Yine yakın tarihimizden ve
sanat/edebiyattan örneklerine rastlayabileceğimiz bir hakikat.) Öykü, bir çeşit ilk aşk hikâyesi olarak okunabilir; hem gelişme çağındaki bir kızın genç bir çocuğa ilgisi/merakı hem de kitaplara, edebiyata duyulan aşk, tutku… Bu öykü, sahici bir tonlamayla iki kişinin edebiyat sohbetine yer verirken, öykü içinde usta yazarların isimlerini ve eserlerini de anıyor; bir kitap insanı bir diğerine götürür hesabı, bu öykü de okurunu andığı isimlere ve onların kitaplarına götürebilir.

Çok ince dokunuşlar var bir de… Söylenmeden anlaşılan, hissedilen gerçekler hakkındaki hikâyeler. “Mimoza Mevsimi”, “Şefkat’in Bodrumu”, “Zagor Kime Küstü?”, “Bizim Gibi” öyküleri, böyle. “Mayınlı bölge” hikâyeleri de denilebilir onlara. Dilin ucuna gelip de söylenmeyen ya da daha fenası, akla ve/veya başa gelen ama keşke hiç gelmeseydi denilen durumlar, duygular hakkında. İnsanları birbirine derinlerden gelen bir inançla bağlayabilen ya da dünyanın sonuna kadar küs ve kırgın bırakabilecek hikâyeler hakkında. Arkadaşlık hakkında. Çok zarif ama aynı zamanda belirgin bir vurguyla anlatıcılarının midelerindeki bulantıyı, kalplerindeki sızıyı, omuzlarındaki yükü aktarmış Önderoğlu. Başkasını “görmenin” öyküleri, bunlar.

TERK EDİLMEK DE VAR

Genelinde hüzünlü bir tonu var kitabın. Ama alttan alta direnen, hava boşluklarını arayan ve o boşluklardan nefes alabilen bir açıyla kaleme alınmış gibiler. “Büyümek”, “Grin Kart”, “Dünyanın Kapıları” bu türden zorlu hikâyeler. Çocukların öyle ya da böyle başka ellerde, ebeveynlerinden uzakta kalmak durumunda olmaları ve özlem, yalnızlık, aidiyet gibi büyük konu başlıklarıyla baş edebilmeleri üzerine incelikle düşünülerek kaleme alınmış, duygusal kıvraklığıyla aslında bir mücadele alanı olduğunu da anımsatabilen öyküler.

BİR KİTAP DOLUSU YETİŞKİN

Peki, bir gençlik kitabının içinde yetişkinler nasıl görünür? İlkgençlik yıllarının tüm karmaşasına ve dalgasına, doğal bir kendiliğindenlikle dâhil olmuş yetişkinler bu kitapta. Özel bir kod yok; sahici bir üslup ve tavırla, tam da etrafımızda gördüğümüz yetişkinler gibiler… Kimi şefkatli ve dikkatli, kimi sürprizli, kimi mesafeli ve hatta hesapçı… Buradaki dengenin önemli olduğunu düşünüyorum. Yetişkinleri, özellikle baskıcı ya da özellikle özgürlükçü bir tutum içinde konumlamak ve bir “taraf” olmak gerekmemiş Mutsuz Palyaçolar Örgütü’nde. Yazar, her öyküyü kendi iç dengesini gözeterek kurmayı ve her seferinde ayrı bir dünya yaratmayı başarmış. Kahramanlarıyla arasında “hoş” bir mesafe gözetmiş gibi. Bu, onları anlamaya ve onlara yaklaşmaya çalışmanın bir sonucu olabilir (mi?).

S83_D02

Mutsuz Palyaçolar Örgütü Neslihan Önderoğlu Günışığı Kitaplığı, 140 sayfa

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1978 Berlin doğumlu. Sosyoloji ve iletişim okudu, gazetecilik yaptı. “Benim Kitaplarım / 35 İsim 35 Kütüphane” (Doğan Kitap) ve “Kozalak” (İletişim Yayınları) isimli iki kitabı bulunmakta.

Yorum yaz