İyi Kitap

Çocuklarımızın beyinleri bükük kalmasın

Zaman, psikolojiden fiziğe kadar bilimin her alanında ve doğuşundan beri felsefenin kalbinde olan bir kavram. Bir çocuğu onun hakkında düşünmeye davet etmek, üstelik bunu naif bir öyküyle yapmak kesinlikle takdiri hak ediyor.

Yazan: Toprak Işık

Zaman Sihirbazı adlı bir kitabın elbette ki zamanı merkezine alan bir hikâyesi olmalı. Gerçekten de kahramanımız Anton’un başı akrep ve yelkovanla dertte. Meiki Haberstock, öyküyü yazmakla kalmayıp üstüne bir de resimlemiş. Türkçeye Olcay Mağden Ünal çevirmiş. Haberstock, macera başlarken Anton’u sıkı tutunması için uyarıyor. Anton, olağanüstü yeteneklerle donatılmış olmayan ama bütün çocukların olağan tatlılığına sahip bir kahraman…

Sıkı tutun, uyarısından sonra fırtınaların koptuğu, şimşeklerin çaktığı bir maceraya tanık olacağınızı sanmayın. Anton, büyücülerin yetiştirildiği gizli bir koleje değil, öğretmen gibi öğretmenlerin görev yaptığı bir anaokuluna gidiyor. Arkadaşları arasında cinler, periler ya da ejderhalar yok. Birlikte takıldığı Karl, Hannes, Marie ve Michel de sıradan çocuklar.

Zaman Sihirbazı’nı okunmaya değer kılan, sıradan çocukların sıradan yaşantılarını sıra dışı bir açıdan anlatması… Bu bir zamanla hesaplaşma kitabı. Anton önce tiradını atıp, arkasından kılıcını çekerek saldırmıyor düşmanına. Yok sayarak, akışını görmezden gelerek aşmaya çalışıyor zamanı.

Bir olayın ne kadar zaman aldığını, süresini bildiğimiz bir başka olayla anlatabiliriz. Göz açıp kapayana kadar dediğimizde, göz açıp kapama alışkanlığı olan herkesin zihninde bir süre canlanır. Sabahtan öğlene kadar ya da öğleden akşama kadar dediğimizde de öyle… On bin yıl önceki atalarımızla böylesi zaman ölçülerini kullanarak anlaşabiliriz. Oysa onlara, siz buralardan gideli yelkovan akrebe şu kadar milyon tur bindirdi, desek bizi anlamazlar. Önce onlara, gidişlerinin ardından zamanı ölçmek için süper bir araç geliştirdiğimizi söylemeliyiz.

Adına saat dediğimiz zaman bekçisini kolumuza taktık. Şimdi artık her şeyin ne kadar zaman aldığını onunla ölçebiliyoruz. Neyin daha uzun, neyin daha kısa sürdüğünü şaşmaz bir doğrulukla söylüyor bize tik takların sayısı… Sorumluluklarımızın zorunlu kıldığı randevularımıza yetişmek için bir gözümüz saatte yaşıyoruz. Belki de medeniyet dediğimiz, tekten fazla dişli dost zorluyor bizi buna. Atalarımızın ne saatleri vardı kollarında ne de bizim kadar aceleleri…

Anton ve arkadaşları bütün çocuklar gibi atalarımıza yetişkinlerden daha çok benziyorlar. Yangından mal kaçırırcasına yaşama alışkanlıkları yok onların. Bir sincaba cenaze merasimi yapacak kadar zaman bolluğu içindeler. Huzurevindeki dedesini görmeye giden Anton, ziyaretini akrep ve yelkovana bakarak sonlandırmıyor; gönlüne bakarak uzatıyor. Oysa annesi kararlaştırdıkları saatte bekliyor onu. Randevusuna gelmeyen Anton’dan, küplere binmiş bir anne doğuyor.

Anton asi bir çocuk değil aslında. Sorunun kaynağı annesiyle farklı diller kullanmaları… Biri akreple yelkovanın diline göre yaşıyor, öteki gönlünü dinliyor. Her ne kadar saate bakmayı, daha doğrusu saati okumayı bilmese de çok iyi bir gözlemci Anton. Aklı yetmediğinden değil, gözlemlerinin onu ulaştırdığı felsefik bir tavır nedeniyle saati öğrenmiyor. Gözlemi şu: Bütün büyükler saatin dediğini anlayabiliyor. Bu beceriye sahip bütün bu büyüklerin acelesi var. Vardığı sonuç da şu: Saati öğrenirsen hiçbir şeye zamanın kalmaz. Bu saptamayı yapan Anton rahat rahat yaşamak varken deli mi ki saati öğrensin ve iki ayağını bir pabuca sokarak yaşamaya çalışsın?

Acaba Anton saatlere karşı tavrını sonuna kadar sürdürebilecek mi? Bu sorunun yanıtı o kadar da önemli değil. Kitabı okumadan herkes bilir bütün Antonların günün birinde saati öğreneceğini. Buna karşın çok derine inen bir dokunuş var Zaman Sihirbazı’nda. Bu bir çocuk kitabı. Bu kitabı okuyan her çocuk zaman kavramının merkezde olduğu bir maceraya katılacak ve zaman üzerine düşünecek. Onun hayatındaki yerini sorgulayacak.

Zaman, psikolojiden fiziğe kadar bilimin her alanında ve doğuşundan beri felsefenin kalbinde olan bir kavram. Bir çocuğu onun hakkında düşünmeye davet etmek, üstelik bunu naif bir öyküyle yapmak kesinlikle takdiri hak ediyor. Uzaydan tek başına mekân olarak bahsedilmesi çoktandır tedavülden kalktı. Gerçekliğin iki boyutunun ayrılmazlığına sadık kalmak istiyorsak uzay-zamandan konuşmak zorundayız. Oysa zaman kavramını kafamızda yanlış konumlandırdığımızdan bunu yapmakta zorlanıyoruz. Geç öğrendiğimiz için bilimin dili bize yabancı geliyor ve onun söylediklerini bize doğal gelen dildeki eksik izdüşümleri ile kavramaya çalışıyoruz. Bugünün çocukları zaman kavramı ile ana sınıfındayken tanışırlarsa gelecekte onu felsefi ve bilimsel anlamda da daha doğru kavrayacaklar. Kaçınılmaz olarak düşüncede bizden usta olacaklar.

Peki tamam, ülkemizde felsefi ve bilimsel kaygı henüz bu seviyede değil. Çocuklarımızın kitaplarını, gelecekte görelilik teoremini daha iyi anlasınlar, kuantum mekaniğinin karşısında beyinleri bükük kalmasın diye seçecek düzeye gelmedik. Bu acı gerçeğe karşı da kitabın psikolojik boyutu öne çıkıyor. Hiçbirimiz, çocuklarımız zamanın okuyla mitolojik kahramanlar gibi bir arkadaşlarını kaybettiklerinde tanışsınlar istemeyiz. Zaman Sihirbazı, onları duru su gibi akan bir öykünün içine çağırarak bu tanışmanın edebî zeminde gerçekleşmesini sağlıyor.

Hadi diyelim ki kitabı bitiren genç okur, zamana ilişkin ne eskisinden daha derin bir kavrayışa ulaştı ne de psikolojik bir yüzleşme yaşadı. Bu da mümkündür ebette ama ziyanı yok. Her güzel kitap gibi Zaman Sihirbazı’nı da sırf öyküsü hatırına okuyan zararlı çıkmaz. Alman çocukları için olduğu kadar bizim çocuklarımız için de doğru bir kitap bu. İyi ki seçilmiş, iyi ki çevrilmiş ve iyi ki yayımlanmış. Bir dolu okura ulaşırsa daha da iyi olur.

Zaman Sihirbazı Yazan ve Resimleyen: Meiki Haberstock Türkçeleştiren: Olcay Mağden Ünal Tudem Yayınları, 112 sayfa

Zaman Sihirbazı
Yazan ve Resimleyen: Meiki Haberstock
Türkçeleştiren: Olcay Mağden Ünal
Tudem Yayınları, 112 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Toprak Işık 1973 yılında Elazığ'da doğmuştur. Üniversite birinci basamak sınavında Türkiye 9.su, ikinci basamak sınavında Türkiye 16.sı olarak girdiği Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden 1996 yılında mezun olmuştur. Bir süre New York’ta yaşadıktan sonra yazarlığa daha fazla zaman ayırabilmek için 2008 yılından itibaren İstanbul’a yerleşmiş ve mühendislik yaşamını araştırma geliştirme projelerinde danışmanlık yaparak sürdürmeye başlamıştır. Yetişkinler ile çocuklara yönelik yirmiye yakın kitabı ve Devlet Tiyatroları Repertuvarında üç oyunu bulunmaktadır. Ayrıca yoksulluk, tüketim kültürü ve toplumsal cinsiyet konularında akademik çalışmalar yürütmektedir. Uluslararası konferanslarda sunulmuş bildirileri ile ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Seher Cesur Kılıçaslan ile birlikte gerçekleştirdikleri, oyun teorisi ve davranışsal iktisadın yoksullukla mücadeleye olası etkilerine yönelik çalışmaları 2015 yılında ABD’de kitap bölümü olarak yayımlanmıştır.

Yorum yaz