Dedektif Rino, bize ne anlatmak istiyor? – İyi Kitap
İyi Kitap

army bombbts official army bombbangtan bombbts army bomb ver 4bts army bomb ver 3bts army bombbts light stickbts official light stickbts light stick ver 4bts light stick ver 3

Bir hayvanat bahçesinde yaşayan Gergedan Rino ile yardımcısı Papağan Paco’nun maceralarını anlatıyor, üç kitaptan oluşan Dedektif Rino serisi. Birlikte gizemli olayları çözüyorlar. Ama…

Yazan: Gökçe Gökçeer

İlk kitap Kayıp Penguen Vakası’nda, karakterlerle tanışıyoruz. “Gergedan”lıktan mıdır ne, biraz hantal ama pek zeki Rino, çok hareketli ama pratik zekâsı pek işlemeyen papağan yardımcısı Paco ile gizemli olayların peşine düşüyor. Ne de olsa zıt karakterler, dedektiflik hikâyelerinin şanından gelir.

Penguen Carola’nın kaybolan oğlunu bulmaya kalkışan Rino ve Paco’nun maceraları böylece başlar. ‘’Penguenlere karşı hep bir zaafı’’ olduğunu açıklayan Rino, Carola’nın gözyaşlarına kıyamaz ve oğlunu bir an önce bulmaya karar verir. Heyecanlı genç kaçağı bulmak için hayvanat bahçesinden çıkmak ve dışarıda geniş çaplı bir arama başlatmak zorunda kalan Rino, nihayet onu bir dondurma fabrikasının soğuk hava deposunda bulur. Bu arada Penguen Carola’nın Rino’nun adını sürekli yanlış telaffuz edişinin hikâyeye hem hareket ve renk kattığını hem de oldukça eğlenceli olduğunu söylemeliyim.

Havuzda bir yunus…

İkinci kitapta, bu kez yunus havuzuna atılan yakıcı bir maddeyle saldırıya uğrayan yunusa odaklanıyoruz. Rino ve Paco, bu saldırıyı kimin düzenlediğini bulmak için yine hummalı bir çalışmaya girişiyorlar. Zavallı yunus, meğer kendisini artık eskisi gibi gösterilere çıkamadığı için kıskanan bir ayı balığının hışmına uğramış. Yaşlı ayı balığı yaptığından utanırken, üçüncü kitaba geçiyorum. Burada da bir ornitorengi kıskanan kobra yılanının, onu hayvanat bahçesinden attırma planlarının nasıl suya düştüğü anlatılıyor. Tıpkı ikinci kitaptaki ayı balığının yunusu kıskanmasına benzer bir şekilde, yılan da ornitorengi, evini tam önlerine koydukları ve görünmesini engelledikleri için kıskanıyor. Bütün hayvanların derdi, insanlara görünmekmiş meğer!

Ne dilediğine dikkat et Rino!

İlk kitapta kayıp pengueni aramaya çıkan Rino, dünyanın ürkütücü bir yer olduğunu düşünüyor. Eh, haksız da sayılmaz. Ama asıl ürkütücü olan, kütüphanedeki kitapları karıştıran gergedanın şu sözleri: “Yüzlerce kitap vardı ve sayfalarını çevirdiğim kitaplar beni çok endişelendirdi. Bunlar, hayvanların nerede ve nasıl yaşadığını anlatan resimli kitaplardı; daha doğrusu, hayvanat bahçelerinin dışında yaşayan hayvanların. Bu hayvanların her gün dışarı çıkması gerekiyormuş! Onlar için üzüldüm ve tüm gergedanların, yemeklerin hayvanların ayağına getirildiği bu hayvanat bahçesinde yaşamalarını diledim!” Bir hayvanın özgür olmamayı dilemesi, ancak bir insanın hayal gücünün ürünü olabilirdi, nitekim öyle de olmuş.

Hiçbir canlının özgürlük yerine, ayağına gelen yemeği tercih edeceğini zannetmiyorum. Bunu, “art niyetsiz yazılmış, sevimli bir çocuk kitabı” olarak okuyup da geçemiyorum. Her şey çocuklarla başlayacak madem, “bir çocuk değişecek, dünya değişecek” madem, o çocuğun zihninde hayvan özgürlüğünün kapılarını aralamalı artık. Bizim çocukluğumuzda ayı oynatıldı, seyrettik. Sirkler geldi, gittik. Hayvanat bahçeleri yapıldı, ziyaret ettik. Yunus parkları yoktu ama olsa belki de giderdik. Çünkü hiçbir şey bilmiyorduk. Çünkü kimse bize yunusların üzüntüden intihar ettiğini, sirklerde hayvanlara işkence edildiğini, ayıların canının kızgın saclarda çok yandığını, hayvanat bahçelerindeki hayvanların sıkıntıdan patladığını söylemiyordu. Peki, artık yunus parklarının birer eziyethane, hayvanat bahçelerinin hapishane, sirklerin ise gerçek birer vahşet yuvası olduğunu bildiğimiz halde, neden bunlarla ilgili radikal kararlar alamıyoruz? Neden bütün yayınevleri, editörler, yazarlar buna karşı bir duruş sergilemiyor?

“Sen çocukların idolüydün!”

İkinci kitapta yunusun havuzunu kırmızıya boyayan kıskanç ayı balığının ağzından dökülenler, yazarın yunus parklarıyla ilgili hiçbir bilgisi olmadığının ya da bu gerçeğe gözlerini tamamen kapadığının delili gibi. Kendisine “…Sen hayvanat bahçesinin yıldızıydın, Senin havuzdaki numaraların tüm şehirde anlatılırdı. Sen çocukların idolüydün.” diyen Rino’ya cevabı şöyle olur Monty’nin: “Bu, Yunus Martina’nın gelişinden önceydi. O, dikkatleri üzerine çekti ve kısa zamanda, onun sudan birkaç metre yükseğe sıçrayıp çift takla atışı, küçük çocukların en çok ilgisini çeken şey oldu.” Görüyoruz ki Yunus Martina ve Ayı Balığı Monty’nin varoluş amaçları, çocuklara türlü çeşitli numaralar yapmak ve onların ilgisini çekip tüm şehirde konuşulmak. Ve hayvanların tek beklentisi ise güven içinde, ayaklarına kadar gelen yemekleri yiyerek yaşadıkları hayvanat bahçesinde “bir işe yarar” olmak.

Hayvan hakları ve çocuk

Bu yazı elbette bir hayvan hakları yazısı değil. Ama hayvan hikâyelerinin çocuk kitaplarında nasıl ele “alınmaması” gerektiği konusunda ısrarcı bir yazı olabilir. Çocuk kitaplarının minik zihinlerde dev etkiler yarattığını hatırlamalı. Bu seriyi okuyan bir çocuğun hayvanların hayvanat bahçesinde mutlu mesut yaşadığına inanmaması için bir sebep göremiyorum. Çizimleriyle son derece çekici bir hale bürünen bu dedektiflik hikâyeleri, esprili ve eğlenceli diliyle de çocukları yakalayabilecek güçte. Bozuk cümle yapılarına ve kelime tekrarlarına rağmen…

“Gerçek hayatta hayvanat bahçeleri varsa, kitaplarda da yazılabilmeli…” Elbette.  Ama o kitap, örneğin hayvanat bahçesinden kaçıp özgürlüğüne kavuşmak isteyen bir hayvanı anlatmalı belki. Benim fikrim, oturduğu yerde esareti kabullenmiş bir hayvanın, tüm canlılar adına tehlikeli bir mesaj verdiğidir. Gönül ister ki çocuklar hayvanat bahçelerinde yaşayan esirlerin değil, doğal ortamlarında yaşayan özgür hayvanların hikâyelerini okusunlar. Yunus parklarında bayat balıklar için takla attırılan ve üzüntüden ölen yunusları değil, denizlerde sürüler halinde yüzen özgür yunusları bilsinler. Evet, dünya gerçekten ürkütücü bir yer. Daha da korkunç bir hal almaması için biraz düşünmemiz, belki durmamız ve elimizi taşın altına koymamız gerekiyor. İspanyolca orijinallerinden gördüğüm kadarıyla Dedektif Rino serisi devam edebilir. Etse de etmese de er ya da geç, hayvanların özgür olduğu bir dünya mümkün!

Dedektif Rino Serisi Alejandro Rodriguez, Pilar Lozano Carbayo Resimleyen: Claudia Ranucci Türkçeleştiren: Fatmagül Ezici Final Kültür Sanat Yayınları

Dedektif Rino Serisi
Alejandro Rodriguez, Pilar Lozano Carbayo
Resimleyen: Claudia Ranucci
Türkçeleştiren: Fatmagül Ezici
Final Kültür Sanat Yayınları

 

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1975 doğumlu Gökçe Gökçeer Ankara'da büyüdü, Hacettepe Üniversitesi'nde felsefe eğitimi aldı. Birçok yayınevi ve dergide, redaktör ve editör olarak çalıştı. Çocuk kitapları hakkında tanıtım ve eleştiri yazıları yazıyor, çocuklar için içerik hazırlıyor, seslendirme yapıyor. Birçok basılı ve dijital yayında yazıları yayımlanan Gökçeer, kendi blogu Bitmeyen Kitaplar'da da çocuk kitapları tanıtıyor, önerilerde bulunuyor. İstanbul'da yaşayan yazarın resimli bir çocuk kitabı serisi bulunuyor.

Yorum yaz