İyi Kitap

Ece, ayakları üzerinde durmayı öğrenen, bağımsız, güçlü bir karakter. Tüm derdi kıyafet ya da makyaj olan, “Barbie” hikâyelerinin edilgen kız çocuklarından ya da kurtarılmayı bekleyen çaresiz “prenses”lerden değil. “Hayır” demesini bilen ve harekete geçmesi gerektiğinde tereddüt etmeyen biri!

Yazan: Safter Korkmaz

Çocuk istismarı haberlerinin peşi sıra geldiği bu günlerde, Ece’nin öyküsünü tanıdık bulacaksınız: Pedofil bir öğretmen; çocukları onun gibilerin insafına terk eden, koruyamayan sistem; koltuk ve güç sevdasına kapılmış yöneticilerin erkek dayanışması ve örtbasları… Pek çok açıdan, bir hakikatle yüzleşme öyküsü Buz Bebekler.

Hiçbir duyguyu sömürmeden, ince bir duyarlılıkla ele almış konuyu Miyase Sertbarut. Yetiştirme yurtları gerçeğine bakmaya çalışmış. Yurt çocuklarının her daim yaşadığı terk edilmişlik travmasının yanı sıra, maruz kaldıkları psikolojik ve cinsel şiddetin tanığı olmaya çağırmış bizi. Her yaştan çocuğun, devlet korumasındayken bile tacize uğradığı gerçeğini, edebi bir kurgu içinde ama hakikatin sertliğinden ödün vermeden aktarmış.

Çocuk ve gençler için yazılmış eserlerde pek karşılaşmazsınız böyle kurgularla. Ya yazar çekindiğinden, nasıl işleyeceğini bilemediğinden ya da “tabu” addedildiğinden, pek ele alınmaz çocuk tacizi gibi konular. Yayınevleri de çekinirler doğrusu, bu tip konulara girmekten. Dahası, kimi “bilirkişiler”, girilmemesi gerektiğini de savunurlar hararetle. Çocuğun ve çocuk kitaplarının “naifliği” kalkan edilir bu görüşe. Çocuğun algı gücü, kavrayışı küçümsenir. Anlamayacağı, kötü etkileneceği iddia edilir. Netameli konulardan uzak durulur ve çocuk, kitapların etkisinden “korunmuş” olur böylece; beri yanda tacizler, tecavüzler sürerken!

Oysa aynı “bilirkişiler”, çok ses etmezler savaş ve egemenlik üzerine kurulu anlatıların çocuklara dayatılmasına. “Kahraman” prenslerin, “çaresiz” prensesleri kurtardığı; halkların krallara boyun eğdiği; güçlü olanın (ister bileğin gücü ister bilginin) egemen olduğu; eril şiddetin her türlüsünün “macera” kılındığı kitaplarda fazla sorun yoktur onlara göre. Evet, bunlar da eleştirilebilir belki ama geleneksel motifler, alışılagelmiş rollerdir anlatılan. Hatta kültürel miras bile sayılabilirler!

İşte bunlara inat, değerli bir eser Buz Bebekler. Hem de diline, imlasına, kapağına, resmine girmeden; sadece cesur konu seçimiyle bile övgüyü hak eden bir roman…

Erkek egemen dünyayla tanışma

Öte yandan bu söylediğim yanlış anlaşılmasın. Eserin dilinde, kurgusunda, imlasında sorun yok elbette. Aksine Miyase Sertbarut’un akıcı ve yalın dili sizi öyküye bağlayıveriyor. Yarattığı karakterler ve olay kurgusunun sağlamlığı, sürükleyiciliği artıran faktörler. Ama benim için Buz Bebekler’i asıl farklı kılan; bir kız çocuğunun erkek egemen dünya ile tanışma hikâyesini, onun gözünden aktarmaya çalışması.

13 yıllık yaşamı, yetiştirme yurdunda geçmiş bir çocuk Ece. Terk edilmişlik duygusunun, aile özlemiyle harmanlandığı bir dünyası var. Yurttaki pek çok çocuk gibi, ailesine dair ipucu peşinde her daim. Yaşadığı yurdun soğuk duvarlarının sözde koruyuculuğu ve görevleri gereği, öylesine “ana”-“baba” unvanlarını taşımaya hak kazananların zoraki varlığı yetmiyor ona. Ya da arada bir ziyaretlerine gelen hayırseverlerin yapay ilgisi… Neyse ki diğer çocuklar var. Kendisiyle aynı kaderi paylaşan, diğer yurt çocukları… Bazılarıyla anlaşamasa da tek gerçek ailesi onlar belki de!

Ece’ye dair bildiklerimiz, günlüğünde bize aktardıklarından ibaret. Sıradan bir günlük değil ama
okuduğumuz. O “Lülüfer”! Ece’ye, çok küçüklüğünden, dilinin henüz tam dönmediği zamanlardan yadigâr bir isim “Lülüfer”. Ve elbette Ece’nin sırdaşı günlüğe de en çok yakışanı!

Buz Bebekler, Ece’nin erkek egemen dünya ile tanışmasının hikâyesi dedik. Öyle ki doğar doğmaz, öylesine bir apartman girişine bırakılmasının ardında bile bir erkeğin, biyolojik babasının sorumluluğu büyük. Sonrası pedofil beden eğitimi öğretmeni, torununu taciz eden dede, koltuk sevdalısı müdür “baba”… Hatta ona “farklı bir duygu”su olan arkadaşı Cem bile, sevgisini ifade ederken ya da onu tehlikelerden korumak için öne çıkışlarında bazen fazla “erkek” tınılar.

Bu anlamda, aslında bir teşhir metnidir eser. Erkek egemen sistemin teşhiridir söz konusu olan. Bir kız çocuğunun yaşadıkları üzerinden, her tür şiddetin “erkek” kaynağı ile tanışırız.

Çocuk kitaplarında erillik

Buz Bebekler, çocuk ve gençlik kitapları içinde, daha fazla örneğini görmek isteğimiz türde eserlerden biri. Kurulu sisteme, sistemin erkek kimliğine itiraz eden bir metin. Kahramanı bir kız çocuğu ve ayakları üzerinde durmayı öğrenen, bağımsız, güçlü bir karakter. Tüm derdi kıyafet ya da makyaj olan, “Barbie” hikâyelerinin edilgen kız çocuklarından ya da kurtarılmayı bekleyen çaresiz “prenses”lerden değil. “Hayır” demesini bilen ve harekete geçmesi gerektiğinde tereddüt etmeyen biri!

Erkeğin şiddeti, sadece haberlerden takip ettiğimiz kadın cinayetlerinden ibaret değil. Üstelik sadece kadına da yönelmiyor. “Erkek” olmayan herkesi tehdit ediyor. Yaşamın her alanında, her gün yeniden üretiliyor. Kitaplar dâhil…

Kullanılan dil, konu seçimi, kahramanların kimliği ve daha pek çok ayrıntı çocuk/genç kitaplarında da karşımıza çıkarıyor “eril” kimliği. İşte Buz Bebekler bu nedenle önemli bir örnek. Miyase Sertbarut’un konu seçimi ve işleyişindeki ustalık, yayınevinin kitabı yayımlama konusundaki girişkenliği takdire değer. Bu tür örnek metinlerin çoğalması dileği ile…

Buz Bebekler Miyase Sertbarut Tudem Yayınları, 168 sayfa

Buz Bebekler
Miyase Sertbarut
Tudem Yayınları, 168 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

İstanbul Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun oldu. 1994 yılından bu yana yayıncılık alanında çalışıyor. Pek çok yayınevinde farklı görevlerde bulundu. “Cankurtaran Şövalyeleri İstanbul Dehlizlerinde” adında, Günışığı Kitaplığı’ndan yayınlanmış bir çocuk romanı var. İyi Kitap’ın sorumlu yazı işleri müdürü ve editörü olarak çalışma yaşamına devam ediyor.

Yorum yaz