İyi Kitap

Bugün kapalıyız

Selahattin Usta, Boka’nın kararını eleştirir ve sorar:
“Savaşın kazanan tarafı olmaz, Niye arsada birlikte oynamıyorlar?”

Yazan: Doğan Gündüz

“İlkokul dördüncü sınıfı bitirdiğim yıldı. O yaz tatilinde ailem haytalık etmeyeyim diye beni mahallemizdeki marangozun yanına çırak vermişti. Dükkânının tek işçisi Selahattin Usta, kulağının arkasından kurşun kalemini hiç eksik etmez; birbirinden güzel kapılar, pencereler, dolaplar, masalar yapardı. Tahtaları taşımak, planyadan çekilen kerestenin ucundan tutmak, ustamın aletlerini getirip götürmek, gün boyu çıkan talaşları her akşam süpürmek başlıca görevlerimdi. Tam da o günlerde Pal Sokağı’nın Çocukları’nı okuyordum. Kitabın kahramanı Nemeçek can ciğer arkadaşım olmuştu. Okuduklarımı heyecanla ustama da anlatmaya başlamıştım. Kendi çocukluğuna benzettiğinden o da Nemeçek’i çok sevmişti.

Bu kitabı sen de okuduysan hatırlarsın. Nemeçek ve arkadaşları kendilerine Pal Sokağı’nın Çocukları derler, başkanları Boka’dır. Sokaklarının hemen arkasındaki arsada oynarlar. Bir de şehirde başka bir oyun alanı kalmadığı için onların arsasına göz dikmiş Kızılgömlekliler vardır, liderleri de Atş Feri’dir. Roman Kızılgömlekli Pastor kardeşlerin, Nemeçek’in bilyelerine el koymasıyla gelişir. Nemeçek Pal Sokağı’nın en zayıfı, en korkağı, en çelimsizidir. Arsada herkes komutan, üsteğmen, teğmendir ama sadece o ve bekçinin köpeği Hektor er rütbesindedir. Ayrıca Nemeçek’in de üyesi olduğu ‘Macun Toplayanlar Derneği’ vardır. İşi gereği elinden macun düşmeyen Selahattin Usta çok gülmüştü bu derneği duyunca.

Bir gün Atş Feri, Pal Sokağı’nın Çocukları’ndan başkasının giremediği arsadan çocukların kırmızı yeşil bayrağını çalar. Nemeçek buna bizzat şahit olsa da korkusundan müdahale edemez, kaçar. Kaptırdıkları bayraklarını geri almak için ertesi gece Boka, Nemeçek ve bir de arkadaşları gizlice Kızılgömleklilerin karargâhına, Botanik Bahçesi’ne girerler. ‘Pal Sokağı’nın Çocukları buraya geldiler’ notunu yakalanmadan bıraksalar da bayraklarını geri alamazlar. O gece Nemeçek birincisinde kazayla ikincisinde de düşmandan gizlenmek için çenesine kadar suya batar ve evine ıslak elbiselerle dönmek zorunda kalır.

Birkaç gün sonra Nemeçek, kendi başına Kızılgömlekliler’den bayraklarını almak için Botanik Bahçesine girer. Gizlendiği yerde Kızılgömlekliler’in arsayı ele geçirmek için saldıracaklarını öğrenir. Ardından kendileri hakkında söyledikleri aşağılayıcı sözleri işitince dayanamaz, yakalanma pahasına ortaya çıkarak itiraz eder. Bu kez de ceza olarak, Pastörler tarafından elbiseleriyle suya sokulur. Böylece ilk ıslanışıyla başlayan hastalığı iyice azar. Nemeçek öğrendiklerini arkadaşlarına aktardığında komutanları Boka, ‘Canımız pahasına olsa da arsayı savunacağız,’ diye bir bildiri yayınlar.

Hiç unutmuyorum, Selahattin Usta, Boka’nın kararını eleştirmiş ‘Savaşın kazanan tarafı olmaz, Niye arsada birlikte oynamıyorlar?’ diye sormuştu.

Nemeçek peş peşe ıslanmaktan çok kötü zatürre olur. Yüksek ateşle evde yattığından Pal Sokağı’nın Çocukları’nın savunma hazırlıklarına katılamaz. Kızılgömlekliler’in saldırısıyla arsada amansız bir savaş başlar. Savaşı, hasta yatağından kalkıp son anda gelen ve hastalığının verdiği güçle Atş Feri’yi yere çalan Nemeçek sayesinde Pal Sokağı’nın Çocukları kazanır. Kitabın başlarında korkak olduğu gerekçesiyle adı küçük harflerle ‘Macun Toplayanlar Derneği’nin defterine yazılan Nemeçek’in ismi bu kez büyük harflerle düzeltilir. Arsadaki rütbesi de erlikten yüzbaşılığa yükseltilir. Bütün bunlar onu arkadaşlarının gözünde kahraman yapsa da Nemeçek iyileşemez, ölür; evet yanlış duymadın ölür. Biliyor musun Nemeçek’in ölümü benim karşılaştığım ilk çocuk ölümüydü. Hem Nemeçek hem de arsanın üzerine ev yapılacağı için ne çok ağlamıştım. Sonuçta iki grup da kaybetmişti.

Nemeçek’i oğlu gibi seven, roman hiç bitmesin isteyen ustama bu kötü haberi vermek tabii bana düştü. Ertesi sabah ustam beni erkenden dükkânın kapısında bulunca  ‘Hayırdır?’ dedi. Başımı kaldırmadan ‘Nemeçek,’ diyebildim. ‘Bir şey mi oldu yoksa?’ diye sordu. Gözyaşlarımı tutamadım, ‘Nemeçek öldü.’ Ustam usulca elini omzuma koydu, ‘Başımız sağ olsun.’ Gözleri dolmuştu. Bakışlarını benden kaçırarak dükkâna girdi. Elinde sarı bir teksir kâğıdıyla döndü. Kulağının arkasındaki kalemi alıp kâğıtla birlikte bana verdi. ‘Yaz bakalım evlat,’ dedi içini çekerek ‘Cenaze nedeniyle bugün kapalıyız.’  O sabah dükkânı açtığımız gibi kapattık.”

Bütün bunları, sanki çocukluğunu yeniden yaşar gibi anlatan orta yaşlı arkadaşıma inanmaz gözlerle baktım. Halimden anlamıştı, bana “Bu hikâyeyi uydurduğumu düşünüyorsun değil mi?” diye sordu. Yanıt vermedim. Ayağa kalktı, kütüphanesinden Pal Sokağı’nın Çocukları kitabını çıkartıp bana uzattı. Kitabın sayfalarını karıştırırken elime sarı bir kâğıt geldi. Yırtmamaya çalışarak özenle açtım. Üzerinde, kurşun kalemle yazılmış çocukça bir el yazısı vardı “CENAZE NEDENİYLE BUGÜN KAPALIYIZ”.

Pal Sokağı’nın Çocukları Ferenc Molnár Türkçeleştiren: Gabriella Kalman, Hüsnü Mengenli Milliyet Yayınları, Çocuk Kitapları Dizisi 3, İstanbul, 3. Basım Şubat 1971, 384 sayfa

Pal Sokağı’nın Çocukları
Ferenc Molnár
Türkçeleştiren: Gabriella Kalman, Hüsnü Mengenli
Milliyet Yayınları, Çocuk Kitapları Dizisi 3, İstanbul, 3. Basım
Şubat 1971, 384 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Doğan Gündüz 1966’da İstanbul’da doğdu. Kitapları: Kaçan Uykuların Peşinden (Can Çocuk, 2013), Sahi Benim Annem Hangisi? (Can Çocuk, 2014), Kayıp Çocuklar Bahçesi (YKY, 2015), Unutma Oyunu (YKY, 2015), Alaturkadan Alafrangaya Zaman Osmanlı’da Mekanik Saatler (Ege Yayınları, 2015), Acayip Bir Hediye (Can Çocuk, 2015), En Sevdiğim Oyuncak (YKY, 2016), Fare Adlı Kedi (Can Çocuk, 2016), Bisküvi Kutusundaki Martı (Can Çocuk, 2016), Denize Mektuplar Atan Çocuk (YKY, 2018), Ailenin En Yaramazı (Can Çocuk, 2018)

Yorum yaz