İyi Kitap

Romandaki baskın tema, çocukluktaki oyun yaratma yeteneğinin kurtarıcılığı. Gerek sinemada gerek edebiyatta, bu yeteneğin savaş zamanlarında bile insanı nasıl ayakta tuttuğunu örnekleyen pek çok kurgu var.

Yazan: Mehmet Erkurt

Yaz geldiğinde, bu dönemi “tatil” olarak yaşayacak kimi çocuk için yalnızlık mevsimi başlar. Çıkıp koşturacağı bir bahçe yoksa, bu bahçeyi dolduracak komşulardan yoksunsa, yakın mesafede bir ya da birkaç arkadaş oturmuyorsa, kardeşler ve kuzenler yok ya da uzaktaysa, aile üyeleri de aynı tempoda çalışıyorsa, okul dönemindeki hareketliliği kaçınılmaz bir sessizlik izler. Sessizliğin ardında ise yazın çağrısı yatar ve bu çağrı, herkese başka konuşur. Kimi bedenen fırlamak ister tanımlı mekânlardan kimi de zihnen çıkmak ister kurallarla çitlenmiş alanlardan. Biri yazılmış maceralara dalmayı ister belki, diğeri ise kendi macerasını yazıp yaşamayı.

Bir de “tatile gitme” beklentisi peyda olur yaz gelince. Denizden mahrum olmamak, herkes bir yerlere gittiğinde geride tek başına kalmamak; şehirdeki diğer arkadaşlarınla canın her istediğinde buluşamazken, evi bir hapis gibi yaşamamak için şart gibidir bu tatil. Ama koşullar buna izin vermez. Pontus ve Lenka kardeşler için bu yaz, tam da böyle bir yaz.

Balkonya bir huzur diyarı olsa…

Pontus ve Lenka’nın ailesi bu yaz tatile gidemiyor. Muhtemelen ekonomik sebeplerden ötürü. Ama üzüntüye mahal yok, çünkü çocukların yaz için parlak bir fikri var: Balkonlu bir evde yaşıyorlar. Üstelik küçük denemeyecek bir balkon bu. Bazı saksılarda domates ve nane bile var. Birkaç eşya daha taşıdılar mı işte size Balkonya, Pontus ve Lenka’nın huzur diyarı.

Çocuklar huzur peşinde, çünkü anne ve baba sürekli kavga halinde. Her konu bir imaya yol açıyor, her ima da küskünlükle sonuçlanabilecek diyaloglara. Evle Balkonya’yı sadece bir duvar ayırsa da çocuklar balkona çıktıklarında uzak mı uzak bir diyara gitmiş gibi hissediyorlar. Bu diyarın kendi konuları, öncelikleri, sorumlulukları ve diplomatik meseleleri var. Kral ve Kraliçe, ancak evden çağrıldıkları zaman bu diyarı terk edebilir. Balkonya, yetişkin dünyada bir “balkon” diyar yalnızca. Ve bu diyarın huzurunu, sadece ebeveyn kavgası bozmuyor…

Komşu diyarda mutsuz bir kral

Karşı balkona yeni birileri taşınıyor. Oğulları, antitez karakterimiz Hieronymus. İsminden bile anlaşıldığı üzere, zengin ve asalet arayışı görece yüksek bir ailenin çocuğu. Maddi durumları hiç fena değil. İstediği her oyuncağı, son modeliyle elde edebiliyor Hiero. Ama kendisine, hayal gücüne ayırabileceği bir vakit tanınmıyor ona. Müzik dersleri, spor kursları, dil eğitimi derken, kişisel gelişim adı altında kişiliğinden ediliyor.

Dolayısıyla Hiero, sadece rekabet ve müdahale etmeyi biliyor. Dâhil olamadığı için müdahil oluyor ve bunun içine bozma ya da hor görme giriyor. Paylaşamadığı için rekabet ediyor, davet edemediği ya da edilemediği için sesini ve kimliğini hep bir mesafeden duyurması gerekiyor. Tartışılmaz bir kıskançlık ve yalnızlık içinde. Bu yüzden, Lenka ve Pontus’un oyunlarını bozmak, Balkonya’yla dalga geçmek için elinden geleni yapıyor.

Hayatın içinde, oyunun dışında

Romandaki baskın tema, çocukluktaki oyun yaratma yeteneğinin kurtarıcılığı. Gerek sinemada gerek edebiyatta, bu yeteneğin savaş zamanlarında bile insanı nasıl ayakta tuttuğunu örnekleyen pek çok kurgu var. Ne yazık ki oyun, büyüdükçe köreldiğimiz bir nokta. Kendini kandırmanın yerini hayatı kavrayış aldıkça, ayağı yere bastıran gerçekle baş başa kalıyor yetişkin.

Lenka ve Pontus’un anne ve babası, hayatlarında yolunda gitmeyen ne varsa ona saplanıp kalmış görünse de hayatın gerekleri ölçüsünde yok değiller. Romanın her bölümünün “yemeğe çağrı”yla bitmesi, iki dünya arasındaki kopmayacak ilişkiyi gösteriyor. Kitapta gerçekçiliğiyle dikkat çeken bir nokta da belki bu: Merkezde iki çocuk ve oynadıkları oyun olsa bile çocuğun yetişkine duyduğu fiziksel ve ruhsal ihtiyaç ve çocuğun aslında yetişkinlerin dünyasında yaşadığı gerçeği kesinlikle dışlanmıyor. Üstelik kimse şeytanlaştırılmıyor. Herkes, kentsel sıkışmışlık ve doğadan kopmuşluk gerçekliği içinde, ruhunu sağlam tutarak bir şeyleri çözmeye çalışıyor. Sistemin biraz olsun dışına çıkmış yetişkinler ise hem çocuklarla daha iyi anlaşıyor hem de çıkış noktalarını daha berrak görebiliyorlar. Bunun örneği ise, kitapta tanışacağınız Kraliçe Marul.

Balkonya’da Yaz Tatili, sanat terapisi konusunda uzman bir isim olan Rusalka Reh’in Türkçedeki ikinci kitabı. Genç Osman Yavaş’ın nitelikli çevirisiyle okuduğumuz romanda, Reh’in çocukluğa dair şu cümlesi kalıyor aklımda: “Lenka ve ben birbirimize bakıyoruz. ‘Sen de benimle aynı şeyi mi düşünüyorsun?’ diye soruyorum. ‘Aynen öyle,’ diyor ve en güzel kraliçe gülüşüyle gülüyor, yani üstte eksik dişiyle.”

Balkonya’da Yaz Tatili Rusalka Reh Resimleyen: Anne Ibelings Türkçeleştiren: Genç Osman Yavaş Final Kültür Sanat Yayınları, 120 sayfa

Balkonya’da Yaz Tatili
Rusalka Reh
Resimleyen: Anne Ibelings
Türkçeleştiren: Genç Osman Yavaş
Final Kültür Sanat Yayınları, 120 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

1983’te İstanbul’da doğdu. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin ardından, Günışığı Kitaplığı’nda, basınla ilişkiler, sosyal medya ve tanıtım içerikleri üzerine yoğunlaştıktan sonra, yayınevinin gençlik kitapları markası ON8’in editörlüğünü üstlendi. Fransızca’dan roman çevirileri yaptı. Bugün, yayıncılığa Can Çocuk’ta editör olarak devam ediyor ve Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nde yıllardır geciktirdiği yüksek lisans tezini yazıyor. Çevirmenliği sürdürürken, sivil toplum çalışmalarından da kopmamaya çalışıyor. Kitaplar üzerine yazsa da, en çok okumayı tercih ediyor.

Yorum yaz