İyi Kitap

Büyülü bir hayvan dükkânı

Hayvanların dile geldiği masal tadında geçen bu roman, bir taraftan okuyucunun yüzünde tatlı bir tebessüm oluştururken diğer taraftan farklılıklarımıza rağmen bir arada barış içinde yaşayabileceğimizi gösteriyor.

Yazan: Şeyda İşler

Evcil hayvan dükkânlarını düşündüğümde, aklıma hayvanların küçük kafeslere tıkıldığı, güneş yüzü görmediği, diğer canlılardan izole yaşadığı, küçük bir hayvan hapishanesi geliyor. Belki de İstanbul gibi her tarafı betonla ve kocaman binalarla kaplı, hayvanlara çok az yaşam alanı tanıyan bir şehirde yaşadığım için böyle düşünüyorumdur. Nitekim Dublin’de yaşayan, İrlandalı yazar Deirdre Madden İyi ki Söyledin, Emily kitabında benim aklımdakinden tamamen farklı bir evcil hayvan dükkânı tasvir ediyor. İnsanların birbiriyle zar zor anlaştığı günümüz dünyasında, köpeğin kediyle, kedinin farelerle gül gibi geçinip gittiği, şakalaşıp eğlendiği bir dükkân burası. Elbette böyle bir dükkânın bulunduğu Gillnacurry Kasabası’nın da büyük şehirlerle uzaktan yakından alakası yok.  Gillnacurry, üzerini sarmaşıklar bürümüş, küçük, müstakil evleri, yemyeşil doğasıyla, belki de İrlanda’nın en şirin kasabası. Kasabadaki tüm evlerde en az bir evcil hayvan bulunuyor.

Bir yaz, evcil hayvan dükkânının sahibi Emily’nin yeğeni, sekiz yaşındaki Keira, teyzesini ziyarete geliyor. O yaz kasabanın en maceralı yazı oluyor. Çünkü kasabada uzun süredir boş olan devasa şatoyu Henrietta Fysshe-Pye isimli bir kadın satın alıyor. Bu kadının, konuşmasından, herkese yukarıdan bakan tavrından, kılık kıyafetinden ve sadece oğluyla kendi için aldığı devasa şatodan nasıl biri olduğu anlaşılıyor.  Henrietta, kasabaya taşınır taşınmaz hayvan dükkânını ziyaret ediyor ve o da kasabadaki diğer insanlar gibi evine bir evcil hayvan almak istiyor. Lakin onun evcil hayvan edinme amacı kendine bir arkadaş edinmek değil, çevresine hava atmak. Gözünü, artık evcil hayvan dükkânının sakini haline gelen İran kedisi Mulvey’ye, papağan Kaptan Cockle’a ve minik teriyer Bubbles’a dikiyor. Emily uzun süredir dükkânda duran bu hayvanları ailesi gibi gördüğü için onları satmak istemiyor ama işi gereği bu üç sevimli dostuna veda ediyor. Bu vedaya tek üzülen Emily değil, uzun süredir bu üç hayvanla birlikte dükkânda yaşayan diğer hayvan arkadaşları da bu duruma ne tepki vereceklerini bilemiyorlar. Fakat bu veda bir son değil, absürd bir maceranın başlangıcı oluyor.

Zira Henrietta onları şatosuna götürdüğünde hayal kırıklığına uğruyor. Dükkânda yeterince büyük ve gösterişli duran hayvanlar devasa şatonun içinde minicik kalıyorlar. Bugüne değin sevgi içinde büyüyen Mulvey, Kaptan Cockle ve Bubbles da yeni evlerini sevmiyorlar ve biraz sihir biraz da zekâ marifetiyle evden kaçıp dükkâna geri dönüyorlar. Henrietta’nın gözü dönmüş gösteriş hırsı onu komik durumlara düşürüyor. Kedi, papağan ve teriyerle yetinemeyen kadın, evcil hayvan olarak şatosuna keçi ve koyun alıyor. Bir de hava atmak için onları tasmayla kasabada gezdiriyor. Keçiyle koyun kasabada gezerken hiç rahat durur mu? Henrietta’yı utançtan renkten renge sokan yaramazlıklar yapıyorlar. Daha göz kamaştırıcı ve daha iri hayvanlar isteyen Henrietta sonunda layığını buluyor. Koskocaman, oğlu Ryan’dan bile iri bir kedi ve bir kuş alıyor. Bu devasa hayvanlar şatoda rahat durur mu? Şatonun altını üstüne getirmekle kalmıyor, evi ele geçirip Ryan’la Henrietta’yı bir odaya kilitliyorlar. İçine düştükleri bu müşkül durumdan onları kurtaran yine Emily ve yeğeni Keira oluyor. Bir musibet bin nasihate bedeldir, derler. Henrietta başına gelenlerden bir ders çıkarıyor ve artık sadece gösteriş yapmaktan vazgeçmekle kalmıyor, çevresindeki insanların, en önemlisi de oğlu Ryan’nın sözlerine kulaklarını açıyor. Biz de okuyucular olarak, dünyaya kulak vermenin bir insanı nasıl da kökten değiştirebileceğine tanıklık ediyoruz.

Hayvanların dile geldiği masal tadında geçen bu roman, bir taraftan okuyucunun yüzünde tatlı bir tebessüm oluştururken diğer taraftan farklılıklarımıza rağmen bir arada barış içinde yaşayabileceğimizi gösteriyor. Bunu gösterenler ise kitabın başrolündeki hayvanlar oluyor. Hayatları normal düzeninde seyrederken birbirleriyle tatlı tatlı şakalaşan hayvanlar, içlerinden biri zor durumda kaldığında birlik olup onun yanında yer alarak bize arkadaşlığın ne demek olduğunu gösteriyorlar. Bir taraftan da küçük büyük, kaslı zayıf nasıl olursak olalım mücadelenin içinde yapabileceğimiz bir şey olduğunu da yansıtıyorlar.

Öncelikle yetişkinler için yazdığı kitaplarla dikkat çeken ve ilk çocuk kitabı Snakes’ Elbow’la Eilis Dillon ödülünü alan Deirdre Madden, İyi ki Söyledin, Emily romanıyla bizi masalsı, küçük, sevgi dolu bir kasabaya götürüyor. Bu kendi halindeki, şirin kasaba dahi insanların gösteriş merakından ve hep daha fazlasını, daha büyüğünü isteme hırsından nasibini alıyor. Başkasının hırsları nedeniyle hayatları tepetaklak olan hayvanlar kaderlerine teslim olmuyorlar. Hayatlarını değiştirmek için birlik olup direniyorlar. Ve sonra sadece kendi hayatlarını değil, karşılaştıkları insanların da hayatlarını dönüştürüyorlar. Deirdre Madden hayvanların büyülü dünyasına girerek okurlara inanç aşılıyor. Hem de içinde bulunduğumuz şartları, ne kadar küçük olursak olalım değiştirebileceğimize dair bir inanç…

İyi ki Söyledin, Emily Deirdre Madden Türkçeleştiren: Zeynep Öz Can Çocuk Yayınları, 176 sayfa

İyi ki Söyledin, Emily
Deirdre Madden
Türkçeleştiren: Zeynep Öz
Can Çocuk Yayınları, 176 sayfa

 

 

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Yorum yaz