İyi Kitap

Meike Haberstock Cesaret Ustası isimli kitabında, en korkulu anları bir ajanlık numarasıyla def etmeye çalışan Anton’un hikâyesini anlatarak, cesaretin de öğrenilebilen bir şey olduğunu gösteriyor.

Yazan: Sema Aslan

Yeni bir şeyler denemek, hakikaten cesaret gerektirebilir bazen. Fakat kimi zaman da başka türlüsünü yapamadığı, etrafını saran dünyayı ve olayları, hayatın kendisini “öyle” gördüğü için farklı ve yeni, yenilikçi olur bazı insanlar. Bizi etkileyenler de (sanatçılar, filozoflar, kendilerini bilge bulduğumuz insanlar mesela) genellikle başka bir yerden, başka bir perspektifle bakabilenlerdir. Tamamen yabancı, dışarıdan, bilinmeyen bir malzemeyle gelmeleri gerekmez; sırasında, gözümüzün önündekini, en sıradan, en basit ve en yaygın olanı ele alış, sunuş biçimidir bu farklılık.

Meike Haberstock’un kitabı Cesaret Ustası hem konusu hem de konusunu el alış biçimiyle bu duyguyu uyandırıyor işte: Belki de gelmiş geçmiş en eski duygumuzu, korkuyu işliyor fakat bu sırada korkuya uzak yakın eğleşerek yeni perspektifler öneriyor. Hikâyenin kurgusu ile kitabın tasarımı da bu yaklaşıma kesinlikle uygun. Korkmak, korkmanın kendisinden bile korkmak, ancak bu kadar sevimli bir hale getirilebilir, ancak bu kadar yaratıcılıkla işlenebilirdi. Tasarım ve görsellik bu kitabın, hikâye kadar önemli bir unsuru olmuş, hikâyeye yeni bir boyut katmış.

Daha ilk sayfada derdini anlatan, sözünü söyleyen bir kitap Cesaret Ustası. Yani, “içindekiler” sayfasından bile önce. Okuyacağımız hikâyenin cesaretle, korkuların üzerine gitmekle ilgili olduğunu hemen haber veriyor. “Bu kitabı okumak için cesarete ihtiyacın yok. Harfleri tanısan yeterli” dedikten sonra, cesaret gerektirebilecek bazı ihtimalleri sıralıyor. Mesela uykuda olması gereken küçük okurun gizliden gizliye kitap okuması, esasında anne hışmına karşı bir cesarettir, belki?

Kitap, kısa bölümlerden oluşuyor. Her bölüm, hikâyenin kahramanı olan Anton’un cesaretini sınamasıyla geçen olayları konu ediyor. Bölüm başlarında, yaşanacaklarla ilgili ipuçları veren küçük notlar / epigraflar ve bir de cesaret ölçer bulunuyor. Bu cesaret ölçer bize Anton ve çevresindekilerin o bölümde ne kadar cesur olabildiklerine dair bilgi veriyor. Puanlama on üzerinden yapılıyor ve adil görünüyor.

Henüz yedi yaşındaki Anton, annesiyle birlikte yaşayan, genelde “uslu çocuk” kategorisine girebilecek nitelikleri olan bir oğlandır. Bütün mesele, hepi topu iki gece üç gün sürecek bir okul gezisidir aslında. Anton, geziden hemen önce başlayan olaylarla korku ve cesaret sarkacında gidip gelirken çevresindeki yetişkinlerden de yardım alır. Çoğu kez Anton’un “yerine” bir şey yapmaktansa, Anton’la birlikte davranan bu yetişkinler, azımsanmayacak kadar sıkça kendi korkularını ve bu korkulara karşı girişimlerini de hem Anton hem de okurla paylaşır. Böylece korkunun sadece çocuklara özgü bir duygu olmadığını ve korkuya her zaman ve her yerde, yani sıklıkla rastlayabileceğimizi öğreniriz. Korku hakkında konuşmak, korkuları paylaşmak ve galiba daha önemlisi, cesareti belli davranış kalıplarıyla kodlamamak üzerine örnekler paylaşıyor yazar, hikâye boyunca. Hatta bir adım ileri giderek, çocukların birbirlerini korkutma planları yapmasına müsaade ediyor. Herkesin, en cesur geçinenlerin ve çocuklardan sorumlu yetişkinlerin bile ciddi bir korku yaşamalarına izin vererek de aslında, korkunun insanları bir araya getirip bir tür dayanışmaya meydan vermesini izlememizi sağlıyor.

Anton, okulla birlikte bir geziye gideceği için mutludur ama kesinlikle coşkulu değildir. Bir sürü korkusu vardır çünkü. Her okulda olduğu gibi Anton’un gittiği okulda da çok korkunç görünen, etrafa korku salarak eğlenen çocuklar var. Çete Çetesi’nin üyesi bu çocuklar, Anton’un en çok korktuğu şey değil aslında. Anton, insanın içini burkacak bir şekilde doğal felaketlerden, vahşi hayvan saldırılarından ve evinden, annesinden uzakta olmaktan korkuyor. Çete Çetesi’nin Anton karşısındaki en büyük numarası, onu korkak bir bebek olmakla suçlamak. Bu da olsa olsa can sıkıcı bir şey Anton için. Yüksek bir yerlerden atlamak ya da kendinden güçlü görünen birilerine kafa tutabilmek de ufukta görünmüyor gerçi ama Anton’un hâkim korkusu yine de biraz daha kontrol edilemez görünen olayları kapsıyor. Zaten diğer çocuklarla birbirlerine korkularını itiraf ettikleri sahnede Anton da bunu fark edip, şaşırıyor. Arkadaşlarının korkusuyla kendi korkularını kıyaslıyor. Buradan çıkardığı sonuç, herkesin bir şeylerden korktuğu ve bazı korkuların, Anton’a bile tuhaf gelebileceği ama yine de o insanları korkutabileceğidir.

Hikâyenin en can alıcı sahnelerinden biri, Çete Çetesi’nin lideri görünen Stevan ile ilgili olanı. Henüz küçük bir oğlan çocuğu olduğu halde arkadaşlarını terörize etmekte üstüne olmayan Stevan da elbette bir şeylerden korkuyor. Anton bu korkuya tanık oluyor. Ama etkileyici olan bu değil, etkileyici olan Stevan’ın itirafı. Cesareti kodladığımız davranış kalıplarının yanlış olabileceğini gösteren bir itiraf. “Bazen bir şey yapmak değil, yapmamak cesaret gerektirir” mesajını veren bu itiraf ve iltifat, Anton’un da epey kafasını karıştırıyor.

Eninde sonunda iki gece, üç gün deyip geçemeyeceğimiz, bir sürü olayın yaşandığı, birden fazla şeyin öğrenildiği ve pek çok eşiğin geçildiği bir hikâye anlatıyor yazar. Bundan sebep, Anton da geziden sonra büyüdüğünü hissediyor. Buna mukabil, korkularının da azaldığını.

Cesaret Ustası Yazan ve Resimleyen: Meike Haberstock Türkçeleştiren: Olcay Mağden Ünal Tudem Yayınları, 128 sayfa

Cesaret Ustası
Yazan ve Resimleyen:
Meike Haberstock
Türkçeleştiren:
Olcay Mağden Ünal
Tudem Yayınları, 128 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

1978 Berlin doğumlu. Sosyoloji ve iletişim okudu, gazetecilik yaptı. “Benim Kitaplarım / 35 İsim 35 Kütüphane” (Doğan Kitap) ve “Kozalak” (İletişim Yayınları) isimli iki kitabı bulunmakta.

Yorum yaz