İyi Kitap

Arka kapak yazısına göre kitap, Twain’in, “ilk ve son defa kadın bakış açısından” kaleme aldığı bir metin. Ancak yazarın kaleme aldığı sayısız aforizmayla, satirik ve mizahi diline aşina olanlar için bile, bu denli “zengin” resmedilen kadın figürünün, son kertede dövülmeyi, gönüllü köleliği, zayıflığı seçmesi ya da kabullenmesini salt aşkla açıklamak, 21’inci yüzyılda yakışık almıyor.

Yazan: Alev Karakartal

“İlk aşktan bu yana değişen hiçbir şey yok” deniyor, arka kapak tanıtım yazısında; “ilk aşka ve ilk kayba dair, komik ve dokunaklı bir hikâye”. Bahse konu kitap, Âdem ile Havva’nın Güncesi; yazarıysa, 1835 doğumlu Samuel Langhorne Clemens ya da kendine taktığı adıyla, Amerikan edebiyatının babalarından Mark Twain. Hani şu çocukluğumuzun ve çocuklarımızın başucu kitapları, dünya edebiyat klasikleri arasında özel birer yeri olan Tom Sawyer ve Huckleberry Finn’in Maceraları’nın yazarı.
Âdem ile Havva’nın Güncesi’nde olay(lar), milyonlarca yıl önce, Aden’de, yani Cennet Bahçesi’nde geçiyor. Yaratılan ilk insan olarak kendi halinde, mutlu mesut bir hayat yaşadığı anlaşılan Âdem’in hayatına birdenbire uzun saçlı bir yaratık giriveriyor. O andan itibaren de “zavallı” Âdem’in sakin ve huzurlu hayatının nasıl da alt üst olduğunu izlemeye başlıyoruz. Çünkü Âdem günlük tutuyor ve an be an başına gelenleri, bunlarla ilgili duygu ve düşüncelerini günlüğüne yazıyor, daha doğrusu “kazıyor”.
Yeni yaratık hiç susmuyor mesela, mütemadiyen konuşuyor. Sürekli onu izliyor, hiç yalnız bırakmıyor. Her şeye isim takıyor, hiç gereği yokken “görme deliklerinden” su akıtıyor. Bir sürü aptalca şeye karışıyor, manasız korkulara kapılıyor. En sonunda da yasak meyveyi yiyerek cennete ölümü getirmekle kalmıyor, kovulmalarına da neden oluyor.
Yine de Âdem’in “sahibi olduğu” dünyayı kaybetmekten pek muzdarip olmadığını anlamamız uzun sürmüyor. Zira çalışmaları emredildiğinde, çalışması gerekenin dişi kişi; işlere nezaret edecek, yöneticilik yapacak kişinin de kendisi olduğuna, doğallıkla ve elbette pek münasip bir şekilde karar kılıveriyor.
Âdem, kendisiyle meşgul homurdanırken, uzun saçlı yeni yaratık, yani Havva da Âdem’in sinirlerini bozmakla yetinmiyor tabii; o da bir günce yazıyor. Havva’nın düşünceleri ve kendini ifade biçimi, Âdem’den belirgin biçimde farklı ve incelikli. Bir deney olup olmadığına kafa yorup duruyor. Dille arası çok iyi, dolayısıyla kavramlarla da. Çevresindeki güzellikleri fark ediyor. Merak ediyor, gözlüyor, çıkarım yapıyor.
Twain’in, kadın ve erkeğin görme, algılama biçimleri ve yaşam pratikleri üzerine mesai harcadığı belli. Ama bu mesai onu, Âdem’in cismindeki erkeğin, kaba ve kalın çizgilerden oluşan “dış” dünyasının karşısına, Havva’da vücut bulan kadının uzlaşmacı, affeden, duygusal “iç” dünyasını koyarken, bir bakıma günümüzün popüler her eve lazım saptaması “erkekler Mars’tan kadınlar Venüs’ten” kolaycılığının fikir babalığı etiketini, istemese de yakasında bulmaktan kurtarmıyor, kurtaramıyor.
Hikâye, “mutlu” sonla bitiyor. Âdem, geveze, anlamsız işlerle uğraşan Havva’nın varlığına nihayet alışmış; sonraları biri katil, diğeri maktul olacak çocukları Habil ve Kabil’le birlikte yine, yeniden ve belli ki her koşulda hoşnut yaşamına devam ederken, güncesini şöyle sona erdiriyor: “Önceleri çok fazla konuştuğunu düşünüyordum ama şimdi o ses diner ve hayatımdan çıkarsa sahiden üzülürüm”.
Havva da mutlu gibi. Varoluş amacını bulmuş birinin kesinliğiyle yazıyor/kazıyor zira: “Öyleyse neden seviyorum onu? Kanımca sadece erkek olduğu için. Nihayetinde iyi biri ve evet, bu yanından ötürü seviyorum onu, ama öyle olmasa da severdim. Beni dövse, bana çirkin sözler söylese yine de sevmeye devam ederdim. Biliyorum öyle olduğunu. Bence cinsiyet meselesi bu”
Ya da: “…onun için çalışır çabalardım ve esiri olurdum…”
Veya: “Böyle düşünüyorum, ama ben sadece bir kızım”.
Hatta: “Ama her şeye rağmen birimizin önden gitmesi gerekiyor ve dualarım o kişinin ben olmam yönünde. O güçlü, ben zayıfım; o bana benim ona duyduğum kadar ihtiyaç duymaz. Onsuz bir hayat, hayattan sayılmaz”…
Yine arka kapak yazısına göre kitap, Twain’in, “ilk ve son defa kadın bakış açısından” kaleme aldığı bir metin. Ancak yazarın kaleme aldığı sayısız aforizmayla, satirik ve mizahi diline aşina olanlar için bile, bu denli “zengin” resmedilen kadın figürünün, son kertede dövülmeyi, gönüllü köleliği, zayıflığı seçmesi ya da kabullenmesini salt aşkla açıklamak, 21. yüzyılda yakışık almıyor.
Âdem ile Havva’nın Güncesi, yazıldığı dönem için (1904) cesur ve çok da ilgi çeken bir kitap. Bir kere zekice kurgulanmış. Eğlenceli mi? Evet. İronik mi? Kesinlikle öyle. İyi yazılmış mı? Muhakkak.
Bir iki cümleyle “teknik” meselelere değinmek gerekirse, kapakta içeriğe ilişkin hiç bir göndermede bulunmadan Twain’in çizim-portresinin yer alması ne denli doğru bir seçim, emin değilim. “Günce”, daha önce aralarında Can, Yapı Kredi, İthaki’nin de bulunduğu pek çok yayınevi tarafından basıldı. Elimizdeki nüsha, Nora Kitap’ın Mark Twain klasikleri serisinin son ürünü. Fikir iyi ama çeviride biraz daha özenli davranıp öncülleriyle karşılaştırılması da fena fikir değilmiş.
Hülasa, okumak iyidir, klasikleri okumak daha iyidir, ama Bülent Somay’ın deyimiyle “gerçeğin dehşetinden kaçmak için kullanılan” ironi limit aşımına uğradığında, ortada gerçek de ironi de kalmayabilir. O halde son sözü yine Twain’e, o yap(a)masa da erkeklerin dünyasında var olma mücadelesi veren kadınlara ithaf ederek verelim ki değişimin gücüne inancımız bilensin:
“İmkânsız olduğunu bilmiyorlardı, bu nedenle başardılar”…

Âdem ile Havva’nın Güncesi Mark Twain Resimleyenler: F. Strothmann ve Lester Ralph Türkçeleştiren: Cihat Taşçıoğlu Nora Kitap, 216 sayfa

Âdem ile Havva’nın Güncesi
Mark Twain
Resimleyenler:
F. Strothmann ve Lester Ralph
Türkçeleştiren: Cihat Taşçıoğlu
Nora Kitap, 216 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Alev Karakartal Gazeteci. İstanbul’da doğdu, yaşıyor. 8 kardeşin en büyüğü. Kedileri, kitapları, ağaçları, yıldızları ve trenleri seviyor. Bir sonraki yaşamında, bir Rönesans bilim/sanat/teknoloji/mühendislik/mimarlık vb. insanı olmayı umuyor…

Yorum yaz