İyi Kitap

O şimdi ne yapar?

On beş yaşlarında bir oğlan. Sevdalısı kendisinden bir ipek mendil istemiş. Çarşıdan alacak parası da yok. Ne yapsın, serde gençlik de var…

Yazan: Doğan Gündüz

Üniversiteye kaydımı yaptırdığım günden beri otelde kalıyordum. Ulus’un en ucuz otellerinden biriydi. Dört kişilik buz gibi odalar, kirli çarşaflar, herkesin ortak kullandığı banyo ve tuvalet. Galip’le de burada tanışmıştık. Okumak için geldiği Ankara’da, kendisine yurt çıkmasını bekliyordu. Dersler çoktan başlamıştı. Biz ise ders değil başımızı sokacak bir yer derdindeydik. Umudumuz her gün azala azala tam bir ay geçmişti. Galip ile ortak yanımız çoktu: İkimiz de mühendisliği kazanmıştık, ikimiz de edebiyatı seviyorduk ve ikimiz de üniversiteye kadar hem çalışıp hem okumuştuk.
Otelin lobisinin kuytu bir köşesinde karmakarışık bırakılmış gazeteler vardı. Aralarında bir iki eski dergi, yıpranmış birkaç kitap. Galip bunların içinde bir çocuk kitabı bulmuş, okumuştu. “Sanki bizi anlatıyor,” diyerek kitabı bana vermişti. Beş öyküden oluşan bir kitap: Arabalar Beş Kuruşa.
İlki Sabahattin Ali’nin “Arabalar Beş Kuruşa” adlı öyküsü. Aynı sınıfta okuyan biri yoksul diğeri zengin iki çocuğun önyargısız arkadaşlığıydı anlatılan. Annesiyle birlikte oyuncak araba satan yoksul çocuğa kendi çocuğuyla samimi olduğu için müdahale eden zengin bir hanım. İç burkan bir öykü.
İkinci öykü ise Yaşar Kemal’den: “Kalemler”. Çöpçü çavuşu olan Rüstem Çavuş, kızını gücü yettiğince okutmaya çalışır. Çöplükte bulduğu işe yarar kalemleri özenle temizler, kızı Neriman için ayırır. Neriman’ın gizli gizli övündüğü, arkadaşlarının sahip olmadığı bir sürü kalemi vardır ama onlara gösteremedikten sonra ne fayda. Dayanamaz bir gün kalemlerini okula getirip gösterir. Ardından bu kalemlerin çöplükten toplandığını açıklamak ile hırsızlık suçlamasını kabul etmek arasında kalır ve seçimini yapar.
Üçüncü öykünün adı “Elli Kuruş”, Orhan Kemal’den. Okumak için gazete satan; ilki, ortayı hatta sınavı kazanıp parasız yatılı okumayı hayal eden yoksul bir çocuk. Ölüm döşeğindeyken bile ilaçları için aldığı borcu unutmayan, kalan elli kuruşluk borcunu ödemesi için kardeşine para bırakan bir çocuğun hazin hikâyesi.
Dördüncüsü ise Füruzan’ın bir öyküsü: “Parasız Yatılı”. Kimi kimsesi olmayan yoksul bir anne ile ilkokuldaki kızı bu öykünün kahramanları. Yoksulluğun acımasız çarkından çıkış için kızının parasız yatılı sınavını kazanmasına umut bağlayan bir anne. Sınava geç kalmamak için telaşları, kaygıları, umutları.
Son öykü ise Sait Faik’ten: “İpekli Mendil”. On beş yaşlarında bir oğlan. Sevdalısı kendisinden bir ipek mendil istemiş. Çarşıdan alacak parası da yok. Ne yapsın, serde gençlik de var. Böyle hırsızlık âdeti olmasa da sevdiğine, bir seferlik, ipek fabrikasından mendil aşırmaya karar veriyor. Dut ağacının dalı çıt diye kırılıp yere düşene kadar da gizlice aldığı ipek mendili avucunun içinde sımsıkı bir sır gibi saklıyor.
O soğuk otel lobisinde Galip ile bu öyküleri ve öykü kahramanlarının kendi yaşamlarımıza benzerliklerini konuşmuştuk bir akşam uzun uzun. İkimiz de parasız yatılı sınavına girmişiz. Füruzan’ın öyküsündeki gibi geç kalırım korkusuyla erkenden yatıp, erkenden okulun önünde olmuşuz. Galip yaz tatillerinde simit satmış. Satarken de sınıftaki arkadaşlarıyla ya da öğretmenleriyle karşılaşmamak için gözünü dört açmış. Ben ise aynı kaygıyla sabah erkenden kapı kapı dolaşıp gazete dağıtıcılığı yapmıştım. İlkokuldayken sınıfta bir kalem, silgi, kalemtıraş kaybolduğunda bana sanki herkes beni suçlayacak gibi gelirdi. Galip’e de öyle gelirmiş meğer.
Galip “Sende de olur mu bilmem?” diye sormuştu. “Bir roman, öykü okuduğumda kitap benim için hiç bitmez. Kahramanın şimdi ne yaptığını merak eder dururum.” Bu soru benim de aklıma takılır kalırdı. “Beş kuruşa araba satan çocuk” ne olmuştu örneğin? Kafası çalışan, derslerinde başarılı bir öğrenciydi. Okuyabildi mi yoksa bir işe mi girdi? Peki, “Kalemler” öyküsündeki Rüstem Çavuş ile kızı nereye taşındılar? Neriman yeni bir okula devam etti mi? “Elli Kuruş” öyküsünde abisi öldükten sonra borcunu ödeyen kardeşi, o ne oldu? “Parasız Yatılı” öyküsünde ”Bu okulu kazanacakların hepsi de benim gibi yoksul çocukları mı, anne?” diye sorduktan sonra annesine “Ben burayı kazanırım, üzülme,” diyerek umut veren kız çocuğu, parasız yatılı sınavını kazanabildi mi?
Sanki Galip’i ve beni bu soğuk otel lobisinde buluşturan bu gibi soruların yanıtlarıydı. Zorlu ve eşit olmayan koşullara rağmen üniversiteyi hem de iyi bölümleri kazanmıştık. Geriye bir tek yurtlarımıza yerleşmek kalmıştı. O da bir olsaydı.
Olmadı. Bir hafta sonra Galip “Artık param kalmadı, umudum da,” dedi. “Bugün de yurt çıkmazsa memleketime dönüyorum.” O gün otelden valiziyle ayrıldı. Bir daha da hiç karşılaşmadık. “Galip şimdi ne yapar?” sorusu bende yadigâr kaldı.

Arabalar Beş Kuruşa Sabahattin Ali, Sait Faik, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Füruzan Resimleyen: Selçuk Demirel Ankara Belediyesi, Bir Milyon Çocuk Kitabı Em-Aş Veb Ofset, Ankara, Ekim 1979, 64 Sayfa

Arabalar Beş Kuruşa
Sabahattin Ali, Sait Faik, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Füruzan
Resimleyen: Selçuk Demirel
Ankara Belediyesi,
Bir Milyon Çocuk Kitabı
Em-Aş Veb Ofset, Ankara, Ekim 1979, 64 Sayfa

 

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

About The Author

Doğan Gündüz 1966’da İstanbul’da doğdu. Kitapları: Kaçan Uykuların Peşinden (Can Çocuk, 2013), Sahi Benim Annem Hangisi? (Can Çocuk, 2014), Kayıp Çocuklar Bahçesi (YKY, 2015), Unutma Oyunu (YKY, 2015), Alaturkadan Alafrangaya Zaman Osmanlı’da Mekanik Saatler (Ege Yayınları, 2015), Acayip Bir Hediye (Can Çocuk, 2015), En Sevdiğim Oyuncak (YKY, 2016), Fare Adlı Kedi (Can Çocuk, 2016), Bisküvi Kutusundaki Martı (Can Çocuk, 2016), Denize Mektuplar Atan Çocuk (YKY, 2018), Ailenin En Yaramazı (Can Çocuk, 2018)

Yorum yaz