İyi Kitap

Oscar Brenifier ile felsefe üzerine

“Benim yaptığım şey şu ana bakmak ve insanları da bakmaya davet etmek. Kendilerine ve yaşadıkları dünyaya…”

Söyleşi: Şirin Etik

12 Kasım’da kapılarını açan 35. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın bu seneki ana teması Felsefe ve İnsan. Fuarın ağırladığı yazarlardan biri de felsefeci Oscar Brenifier’ydi. Biz de fuarın ikinci gününde Oscar’la bir araya geldik ve felsefe, çocuklar, insan doğası ve gözlemleri üzerine konuştuk. Keyifli okumalar!

Öncelikle fuarın bu yılki ana temasıyla başlamak istiyorum. Biz, Türkiye’nin en büyük kitap fuarının ana temasının “Felsefe ve İnsan” olmasını oldukça önemli buluyoruz. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
Aslında bu başlığın totolojik olduğunu düşünüyorum. Felsefe dediğimiz zaman, aklımıza hemen insan da gelir, çünkü felsefe düşünmekle ilgilidir ve düşünme eyleminde bulunan, felsefe yapan da insandır. Yani bir gergedan ya da hipopotam felsefe yapmaz, insan yapar. En azından aksi kanıtlanana dek, bu böyle.

Aslında buradan şuraya gelmek istiyorum: Şu an dünyadaki tüm endişe verici gelişmelere, mülteci krizlerine ve yapılan pazarlıklara, ayrılıkçı söylemlere, ırkçı yaklaşımlara baktığımızda, eleştirel düşünce ve sorgulamaya her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duyduğumuz aşikâr… Siz felsefi açıdan bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz, sizce insanlık bu badireli zamanların üstesinden gelebilecek mi?
Doğruyu söylemek gerekirse, benim yaptığım şey şu ana bakmak ve insanları da bakmaya davet etmek. Kendilerine ve yaşadıkları dünyaya. Gelecekle ilgili hiçbir fikrim yok. Kim bilir başka bir dünyada belki geleceği bilebilirim, kristal kürem olursa neden olmasın. Ama şu an için böyle bir öngörü yapmam mümkün değil.

Peki, o zaman şimdiki zamandan bahsedelim. Felsefi açıdan baktığınızda güncel gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bana göre, temel olarak yeni bir şey yok. Sorunlar hâlâ aynı: En başta korku; sevilmeme korkusu, ölüm korkusu ve ardından arzu; mülkiyet ve egemenlik arzusu, güç arzusu. Aslında temel olarak hiçbir şey değişmiyor. Hep aynı çatışma; insanın bunları görmeyi reddetmesiyle kendini tanımayı bilmesi konusunda ortaya çıkan güçlük hep aynı… Socrates’ın “Kendini tanı” diye vurgulaması gibi, asıl güçlük burada.

Yani temel sorunlara baktığımızda değişen bir şey yok ve haklısınız da. Ya değişen yüzyıl, hayat biçimleri?
Temel sorunlar aynı kalsa da başka alanlara bakınca elbette durum aynı değil. Örneğin teknoloji, internet, yeni iletişim biçimleri, sofistike icatlar elbette bir değişim yaratıyor. Ama insanlığın temel problemlerinde değişen bir şey yok. Benim işim insanları problemin kaynağı hakkında düşünmeye itmek, tıpkı Nasreddin Hoca gibi. Bu yüzden, onun üzerine çok çalışma yaptım.

İnsanları düşünmeye itmek demişken, felsefe öğretilebilir bir şey midir? Herkes felsefe öğrenebilir, felsefe yapabilir mi?
Böyle bir soruya genelde iki yanıttan birini vermeye eğilim gösteririz: Evet ya da hayır. Müzik öğretilebilir mi, bu da benzer bir soru. Örneğin benim ailem, küçükken piyano öğrenmemi istedi çünkü kız kardeşim iyi piyano çalıyordu. İlk dersin sonunda beni almaya geldiklerinde, hocayla görüşmeye gittiler ve sordular: “Söyleyin bakalım, sizce çalabilecek mi, parmakları buna uygun mu?” Hoca da onlara ellerimi gösterip, “Bu parmaklarla ne yapabilirim ki? Başka bir şey denesin” diye yanıt verdi. Felsefe için de aynı durum geçerli. Bazılarının felsefe yapmak için doğal bir yetisi vardır, evet bu doğru. Ama ben piyano derslerine devam etseydim bir şeyler çalmayı eninde sonunda öğrenirdim. Evet, çok iyi bir piyanist olmazdım belki ama yine de bir şeyler öğrenirdim. Kimileri felsefe yapmaya daha çok eğilimlidir kimileri de değildir. Kimilerinin müziğe daha çok yeteneği vardır kimilerinin de yoktur. Ama yine de her zaman için minimum düzeyde de olsa felsefe öğrenmek mümkündür. Çünkü insanların hepsi soru sorar, dünya üzerine, kendi üzerine, başka yaşamlar üzerine vs. Ama elbette kimileri diğerlerine göre daha kolay kavrar, algısı felsefeye daha açıktır.

Genel çerçeveye baktığımızda, felsefe akademik çevre ve üniversitelere sınırlandırılmış durumda. Sizce felsefeyi günlük hayatla birleştirmek mümkün mü?
Uzun zamandır bu sorun üzerine çalışıyorum. Felsefenin herkes için, hatta çocuklar için de olduğunu göstermeye çalıştığımda, başlangıçta bu durum oldukça tuhaf karşılandı. Ama son birkaç senedir bunun değiştiğini görüyoruz. Ben okulda çocuklarla felsefe atölyeleri yapıyorum deyince bana, “Böyle bir şey daha önce hiç görmedim” diyen birçok insanla karşılaştım burada. Ama son zamanlarda bu konuyla ilgili bir gelişim olduğu açık. Türkiye’de okullarda çocuklarla felsefe yapmak gibi bir gelenek yok. Bugünse, bana felsefenin halka daha çok açıldığını düşündüren bir görüntü var.

Uzun yıllardır felsefe atölyeleri düzenliyorsunuz. Niçin özellikle çocuklara yöneldiğinizi bizimle paylaşır mısınız?
Çünkü felsefe insanlarla yapılıyor, çocuk da bir insan. Çünkü insanız. Çocuklar bana daha doğal ve saf geldiğinden ya da özellikle çocukları tercih ettiğimden değil. Felsefeyi herkese ulaştırmak ile alakalı.
Peki, çocuklarla felsefe yapabilmek için geliştirdiğiniz yöntemlerden biraz bahsedebilir misiniz?
Aslında yetişkinlerle nasıl yapıyorsam, çocuklarla da aynı yöntem geçerli. Sorular soruyorum: Ne yapıyorsunuz? Ne dediniz? Neden bunu dediniz? Sonra da nasıl tepki verdiklerini izliyorum ve onları kendilerine bakmaya davet ediyorum.

Felsefe çocukların eleştirel düşünce biçimlerine sizce nasıl katkıda bulunuyor?
Eleştirel düşünce felsefenin vazgeçilmez unsuru. Çocukların analiz etmeyi öğrenmeleri çok önemli. Bunları yapmak için soru sormayı, sorgulamayı öğrenmeleri gerekiyor, yani Spinoza’nın da dediği gibi sonucu anlamak için önce nedeni anlamak gerekiyor. Okuldaki alıştırmalarda çocuklardan sürekli cevabı, tek bir cevabı bulmalarını isteriz, ama aslında üç cevap da mümkün olabilir. Felsefe bu esnekliği sağlamada insana rehberlik eder.

Felsefe dışında hangi alanlar ilginizi çekiyor. Mesela siz kimleri okursunuz?
Telefon rehberi okumayı seviyorum, oldukça enteresan bir şey.

Şu sıra üzerinde çalıştığınız yeni bir kitap var mı?
Nasreddin Hoca ile Düşünmeyi Öğrenmek kitabımı biliyorsunuz, yine onunla ilgili 12 hikâyeden oluşan ikinci bir kitap hazırladım. İlkinde olduğu gibi, bunda da insanın işleyişindeki tuhaflıkları ele aldım. Örneğin ilk kitap Türkiye’de oldukça yankı uyandırdı. Şaşırmadığımı söyleyemem. Diğer sorunları göstermek için Nasreddin Hoca’yla ilgili ikinci bir kitap yapmanın iyi bir fikir olduğunu düşündüm.

Nasreddin Hoca ile Düşünmeyi Öğrenmek kitabınızdaki mevzu bahis bölümle ilgili Türkiye’deki eleştirileri nasıl karşıladınız?
Oldukça insani tepkiler. Nietzsche’nin dediği gibi, insanca, pek insanca… İnsan daima fazla insanidir. Daima başka yere çeker, sinirlenir, endişe duyar.

Bu tepkiler sizi şaşırttı mı?
Bir yandan evet, ben şaşırmayı severim. Ama diğer yandan bakınca hayır, çünkü insan dediğimiz varlık sürekli tuhaf şeyler yapar.

Son olarak şunu sormak istiyorum, felsefe eğitimi almak isteyen çocuklara ve gençlere ne yapmalarını önerirsiniz?
Felsefe yapmalarını, soru sormalarını. Futbolcu olmak isteyenlere nasıl “o zaman futbol oyna” diyorsak, bu durum için de aynısı geçerli. Felsefe yapın, soru sorun.

Nasreddin Hoca ile Düşünmeyi Öğrenmek Oscar Brenifier - Isabelle Millon Resimleyen: Serap Deliorman Türkçeleştiren: Emine Ayhan Tudem Yayınları, 176 sayfa

Nasreddin Hoca ile
Düşünmeyi Öğrenmek
Oscar Brenifier – Isabelle Millon
Resimleyen: Serap Deliorman
Türkçeleştiren: Emine Ayhan
Tudem Yayınları, 176 sayfa

Bu yazıyı beğendin mi? Paylaş!

Yazar Hakkında

Yorum yaz